Seçim, soğukkanlılık, akıllı ve akılcı olma zorunluluğu..

Neocon Amerika’sı gemi azıya almış, vahşet, savaş ve gözüdönmüşlük konusunda sınır tanımıyor.

Daha dün Fransa’da bazı ayetlerin kutsal kitabımız Kuran’dan çıkartılmasına ilişkin hazırlanan bildiri asla tesadüfi değildir.

Bu adımı Kudüs’ün ABD tarafından İsrail’in  başkenti ilan edilmesinden bağımsız göremeyiz.

Küresel bazlı organize bir plan ve acımasız oyunla karşı karşıyayız.

Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed Salman, BAE veliaht prensiyle birlikte  bu global cinayet planının arap kolunu oluşturmaktadır.

Küresel egemenlik için yola çıkanlar adeta Huntigton’ın “Medeniyetler Çatışması” tezini uygulama ve teyit etme çabasındalar.

Düşünün; BAE, Arabistan, Bahreyn Mısır sanki İsrail ve Yahudici-Neocon ABD’sinin bir eyaleti gibi tavır sergiliyor.

İslam dünyasının kalbi “Kabe”ye doğru saldırının keşif kolları oluştu ve ilerliyor.

Medine’ye kurulması planlanan kilise,  gelen  tehlikenin somutlaşmış hali olarak önümüzdedir.

Hal böyleyken ülkemizin bu gelişmelerden azade olması ve saldırı kapsamının dışında kalması mümkün değildir.

Ne yazık ki, diğer İslam ülke ve halklarında olduğu gibi, bizde de aymazlık, umursuzluk ve içerde kayıkçı kavgası herşeyin önüne geçmiş durumda.

Tarihin en önemli seçimine gidiyoruz.

Fiili olarak 1950’lerde başlayan parlamenter sistemin bitişi ve yeni bir sistemin başlangıcını oylayacağız.

Bölgesel emelleri olan ülkelerin seçim  üzerinden, ekonomi üzerinden, toplumsal barış üzerinden yaptığı manipülasyon ve saldırıları görmüyor, ülkemiz üzerine kurulan büyük oyunu gözden kaçırıyor; iç siyasetin kısır döngüsünün şehvetine kapılmış gidiyoruz.

Türkiye, diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi, ciddi bir “beka ve varoluşsal”  riski yaşarken, elimize verilen güncel oyuncaklarla, oyunda oynaşta olmaya devam ediyoruz.

Muhalefet, maalesef iktidarı devirmek uğruna nerdeyse devleti yıkmaya razı.

Hadi art niyetli değiller diyelim.

Ama  adımlarının nereye varacağının, nelere mal olacağının, ülkemize ne kaybettireceğinin aymazlığı içindeler dedirtiyorlar.

Ama unutulmasın ki; bazen gaflet, ihanetten daha beter sonuçlara varabilir.

İşte o an, iş işten geçmiş olur ki; ağlayıp, feryat etmek de fayda etmez ve Akif’in dediği gibi; “öz yurdunde garip, öz vatanında parya” durumu hasıl olmuş olur.!

İşte bu noktada herkesin ama herkesin milli ve yerli  refleksle; beka, vatan, milliyet, devlet gibi değerlerimize sahip çıkması lüzum değil, görevdir, vazifedir.

İktidara da, muhalefete de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor.

İktidar aymazlıktan, kibirden, ötekileştirmeden, rehavetten, umursuzluktan, gücün şehvetine kapılmaktan hemen kurtulmalı ve buna muvafık söylem, eylem ve yürüyüşe hız vermelidir.

FETÖ konusu ülkemizin işgaline dönük küresel bir saldırıdır.

FETÖ denen işgal saldırısını sadece F. Gülen denen hainin organize eylemi şeklinde düşünmek bizi büyük yanılgıya düşürür.

Bu, öyle bir tehlikedir ki; onun boyunu çok çok aşan, dört başı mamur bir işgal harekatıdır.

Hal böyleyken; bu ülkenin vatandaşı olan herkes; hangi partiden olursa olsun, hangi etnisiteden olursa olsun; bunlara  ve gerisindeki görünmez hasımlara karşı her daim müteyakız olmaya mecbur ve mahkumdur.

Bu nedenle de; öncelikle iktidar partisinin, milletvekili listelerini FETÖ gölgesinden uzak ve ari şekilde oluşturması şarttır.

Dünden bugüne şu veya bu şekilde, dolaylı veya direk, FETÖ irtibat ve iltisakı olanlar her şekilde tasfiye edilmeli, asla ve asla müsamaha gösterilmemelidir.

Bu konuda herhangi bir şekilde verilecek taviz; AK Parti’nin en büyük handikapı ve dillendirdiği davaya ihanet mesabesinde hatası olacaktır.

Küresel güçler ülkemize ekonomi üzerinden saldırıyorlar.

En büyük kozları da dolar üzerindeki dalgalanmadır.

AK Parti seçim beyannamesinde ekonomiye dair net, planlı ve zamansal mesajlar vermelidir.

Seçime kadar şöyle, seçimden sonraki elli günlük böyle, üç aylık şu şekilde, altı aylık bu şekilde” gibi pratiğe dönüşü inandırıcı olacak makul ve akılcı planlar sunmalıdır.

Özellikle bugünlerde doların ateşinin söndürülmesi şarttır.

Bunun için ivedilikle sıcak para girişi olmalıdır. Ki bugünlerde 2-3 milyar ve seçime kadar da on milyar doların piyasaya pompalanacağını düşünüyorum.

İkinci ve en önemlisi; seçim sonrası iktidarın ekonomi konusunu birincil gündem olarak düşünmesi ve  her türlü manipülasyon ve maceraya uzak durup realist çalışacak ekonomi yönetimi oluşturması elzem ve hatta mutlaktır.

Çoklu yönetim şeklinde yürütülecek ekonomi ciddi sıkıntılar doğurabilir.

Bu yüzden de; yeni, yepyeni, akıllı ve akılcı, milli ve yerli bir “ekonomi yönetim konsepti” olmazsa olmazdır.

Seçim beyannamesinden başlamak üzere; AK Parti seçime kadar millete direk dokunacak ve onların hayatlarını kolaylaştıracak icraatlar sunmalı ve nasıl realize olacağını bir takvime bağlı olarak dile getirmelidir.

Bu bağlamda konut stokuna ve daralmaya dönük Başbakan’ın Bankalar Birliği toplantısında kredi kolaylığına dair dile getirdiği plan gayet yerinde ve isabetlidir.

Ama yeterli değildir.

Adli ve  mali alanları da kapsayan radikal bir sicil affı mutlak şekilde gereklidir ve seçim öncesi vatandaşlara deklare edilmelidir.

Yeni dönemin millet-devlet ilişkisinde bembeyaz bir sayfa olması cihetinde radikal adımlar atılmalıdır.

Seçim Beyannamesinde AK Parti’nin en ince detaylara kadar yer vereceğini ve bazı kolaylaştırıcı ve müjdelerin bizzat Cumhurbaşkanı’nca halkımızla paylaşılacağı kanaatindeyim.

Aksi takdirde seçim sonucunda belirsizlik, uyumsuzluk ve ikircikli bir sonuç çıkarsa; böyle bir süreçte çok ciddi kriz ve risk bizi beklemektedir.

Dere geçerken at değiştirilmez” sözü çerçevesinde, içinden geçtiğimiz ateş çemberinde, ülkemizin yüz yıllık yönetsel sistem değişikliği seçiminin sorunsuz atlatılması şarttır.

Yoksa bugüne kadar edindiğimiz kazanımları bir kalemde kaybetmemiz maalesef ki maalesef ihtimal dahilindedir.

İktidarın bütün eksiğine ve rehavetine rağmen bu sürecin kişisel hırslara ve kinlere kurban edilmeye tahammülü yoktur.

Çünkü sonuçları beklenenden çok daha vahim ve öngörülemeyen dipsiz bir kaos durumu herşeyi mahvedebilir.

Keşke derli toplu, planlı programlı ve yönetime gerçekten talip olan bir muhalefetimiz olsa idi.

Keşke gerçekten iktidarı isteyen ve o yükü omuzlamaya hazır bir muhalefet olsa idi.

Keşke tek amacı Erdoğan husumeti ve iktidarı devirmekten daha ileri ve yapıcılık içeren bir muhalefetimiz olsa idi.

Ne yazık ki; muhalefet salt kin ve husumetle ve sadece iktidarı devirmek için yürüyor.

İnanın iktidar devrilse, yerine ikame edecekleri bir plan ve projeleri yok.

Tüm bu sebeplerle son kez olsun, herşeye rağmen, kızgınlık ve küskünlükten uzak, sağduyu ve milli menfaatleri önceleyerek sandığa gitmek zorundayız.

Hırslarımızı, kırgınlıklarımızı  bir kenara koyarak ve hatta ikaz ve şefkat tokadı için yumruğumuzu sıkıp cebimize koyup bu seçime aklıselimle ve ne kaybedebileceğimizi düşünerek gitmeliyiz.

Kaş yapalım derken göz çıkartmaktan kaçınmalıyız.

Yoksa inanın telafisi mümkün olmayacak zararlara millet olarak yine biz düçar oluruz.

Bunları bir tehdit veya “Demoklesin Kılıcı”nevinden aba altından sopa gösterme anlamıyla asla ve asla söylemiyorum.

Ben her daim milletin karar ve tercihine saygı duyan biriyim.

Ama ulusal ve uluslararası boyutta gözlemlerim, istişarelerim, değerlendirmelerim bu kaygı ve endişelerimi sizlerle paylaşmamı gerektiriyor.

Yeni yüzyıl planlaması arefesinde bu topraklarda bir kriz, kaos ve iktidar boşluğuna, inanın ama gerçekten inanın ki; hiç mi hiç tahammül yok.

Lütfen ve lütfen “keşke,keşke,keşke” dedirtecek bir karar vererek hırs, kızgınlık ve sinirimizin kurbanı olmayalım.

Bazen bazı radikal tepkileri, kızgınlık refleksini ve değişik adımları ertelemekte çok büyük faydalar vardır.

Bugünlerde, tam da bu süreci yaşıyoruz.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
OGÜNhaber