Seçime Beş Kala; Cumhurbaşkanının gayret ve çabası yetecek mi..!

İktidarda ANAP var
Toplam seçmen sayısı: 22,220.000 civarı
İl Genel Meclisi Oyları
ANAP % 42 (7.355,796)
SODEP % 23,
DYP % 13,
HP % 9, MDP % 7 ve diğerleri…

1987 Genel Seçim Sonuçları
İktidarda ANAP var
Toplam Seçmen Sayısı; 26 milyon 300 bin civarı
ANAP % 36 (8,204.335)
SHP % 25 (5,931,000)
DYP % 19 (4,587,000)

Turgut Özal’ın uyguladığı, birinci partiye avantaj esaslı sistem sonucu ANAP, 292 milletvekili çıkartarak çok güçlü bir meclis çoğunluğuyla iktidar olmuş.

29 Mart 1989 Yerel Seçim Sonuçları
İktidarda ANAP var
Toplam Seçmen Sayısı; 28 milyon civarı
İl Genel Meclisi Oyları
ANAP % 22 (4,828,164)
SHP % 29 (6,354,252)
DYP % 25 (5,465,776)
1984’de % 4 alan Refah Partisi % 10
DSP % 9 ve diğerleri…

Bir önceki seçimde birinci parti olan ANAP, bu seçimde üçüncü parti ve kaleleri denilen İstanbul-Ankara-İzmir büyükşehir belediye başkanlıkları SHP’ye geçmiş.

Seçmen sayısı 1987’de 5 milyon, 1989’da ise 8 milyon civarı artmış.

Peki ANAP iktidarda olmasına ve hatta 1987 Genel Seçimlerinde oyu düşerken 292 vekille tarihi bir çoğunluk alarak iktidar olmasına rağmen, 1989 Yerel Seçimlerinde neden hezimet yaşadı.?

Ki, üç büyük şehirdeki başkanlar çok başarılı ve tek başlarına bile seçim kazanacaklarını düşünecek güçteydiler.

Ne oldu da, Mart-1989’da ANAP’ın kaleleri düştü…

Enflasyon oranları;
1984 % 48
1987 % 38
1988 % 68
1989 % 63

Bu oranlarda da görüldüğü gibi 1988’de başlayan bir hayat pahalılığı Mart-1989 seçimleri öncesinde de dizginlenememişti.

Fiyatlar hala yüksek ve dar gelirliyi zora sokan; Özal’ın tabiriyle “orta direğin” belini kıran bir noktadaydı.

Bu atmosferde seçime gidildi ve 292 vekille iktidarda olan ANAP, ağır bir hezimete uğradı.

Şu dile getirilebilir; iyi de efendim oylar bölündü, ilk üç parti arasında büyük fark yok, bugün olduğu gibi ittifak edilseydi ANAP kaybetmeyebilirdi…

Evet edebilirler idi ve hatta ANAP belediyeleri yeniden bile kazanabilirdi.

Ama ne denirse densin, hangi formülasyona gidilirse gidilsin 1984’deki % 42’lik oy oranı % 22’ye düşmüş.

Bu apaçık gerçek, ortada…

Bu sonuç için çok farklı gerekçe ve nedenler dile getirilebilir.

İktidarın hoyratlığı, rehaveti, nasılsa kazanırız aymazlığı, Özal’ın bencilliği, yönetimsel tercihlerde azınlıkçı tercihler filan falan denebilir…

Tüm bunlardan haricen ve özellikle, en büyük sorun devam eden hayat pahalılığı ve ekonomik kötü gidişat olmuştur.

Halk, partisi için pek çok şeyi tolere edebilir ama emin olun; dün de bugün de cebine dokunuşu hoş görmez ve müsamaha göstermez.

Ki, göstermemiştir de…

Pratik örneklerini somut verilerle paylaştım.

Bugüne gelecek olursak…

17 yıldır süren AK Parti iktidarlarında halkın cebine ciddi külfet getiren ekonomik kötü gidişat pek/hiç olmadı.

Bilakis halkın eli-cebi para gördü; daha önce görmediği refah seviyesini yakaladı ve yaşadı.

Kişisel gelirlerden, kamusal hizmet zenginliğine kadar pek çok imkana ve konfor içeren yaşama kavuştu.

Ama bugün, daha önce hiçbir seçim arifesinde görülmeyen, olmayan ve yaşanmayan bir sorunla seçime gidiyoruz.

“Hayat pahalılığı, alım gücünün düşmesi…”

Sayın Cumhurbaşkanının bunların farkında olduğunu düşünüyor, biliyor ve gözlüyorum.

Bu nedenle cansiperane bir çaba, gayret ve çalışma temposuna girdiğini görüyorum.

Ama ne yazık ki, daha öncekilerde olduğu gibi bu seçimde de tek başına ve tüm yük omuzlarında gidiliyor olmasının üzüntüsü içindeyim.

Yıl içinde yaşanan, kur krizi başta olmak üzere ciddi dezavantajlar oluşmuşken; belediye başkan aday tespitinde bile ciddiyetsizliğin ve Cumhurbaşkanını manipüle etmenin yaşandığı bir sürec gördük.

Cumhurbaşkanının elini güçlendirip yükünü hafifletecek  bir destek olmadı, oluşmadı.

Şimdi seçim sath-ı mailine girdik.

Yine tek çalışan, kaygılanan ve mücadele eden Cumhurbaşkanı.

Sahada heyecan, azim, ve samimiyet yok denecek durumda.

Partide, pek çok yerde görev savar gibi bir yaklaşım, bıkkınlık ve çalışıyor gibilik var.

Üzülerek söylüyorum ki; başkan adayıyla çalışmalara katılan kimi parti yetkilileri bile, kapalı kapılar ardında kendi adayını eleştiriyor ve hatta oy vermeyeceğini söyleyen bile var.

Korkunç bir grilik, kirlilik ve iki yüzlülük yaşanıyor.

Dostlar bayramda görsün misali vitrine oynanan bir oyun sahneleniyor adeta.

Sanki bakar görmezler gibi.

Yahu muhalefetin seçimi kazanmak için bir politikası yok; AK Parti’nin kaybetmesi üzerine bir amaç oluşturmuşlar.

Bunu bile görmekten uzak, basiretsiz ve vurdumduymazca nasıl davranılır, akıl alır gibi değil.

Bir Cumhurbaşkanına bakıyorum bir de teşkilatlara, adaylara ve encümen adaylarına…

Cumhurbaşkanı gecesini gündüzüne katmış; metal yorgunluğu yenmek, yeniden aktive etmek, yeni bir dirilişi gerçekleştirmek, ulusal ve uluslararası boyutta güçlü Türkiye algısını yıpratmamak için cansiperane çalışırken; parti yönetimleri ve adaylarda
evlere şenlik bir hal ve durum var maalesef…

Seçime beş kala; bakalım Cumhurbaşkanının gayret ve çabası yetecek mi..!

Yoksa, 31 Mart gecesi bir sürprizle mi karşılaşacağız.?

Umarım “Tarih Tekerrür” etmez.

Ümit ediyor ve inanıyorum ki, defalarca gözlerine ve sözlerine baktığım Cumhurbaşkanımız muhalefetin hevesini kursağında bırakacak, yanında görünüp menfaat peşinde olanların gayretsizliğini boşa çıkartacak ve tarihi, tekerrür ettirmeyecektir.

Cumhurbaşkanının çaba ve gayretleri buna yetecek ve olumsuz bir sürprize yer vermeyecektir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
OGÜNhaber