Türkiye'nin Amerikan lobisi ne durumda!..

Lobicilik: vatandaşların, derneklerin, sendikaların, kuruluşların ve diğer kamu ve özel çıkar gruplarının hükümetin karar almasını etkilemek amacıyla yapılan yasal ve kabul edilmiş bir uygulama biçimidir.

Bir ülkenin başka bir ülkedeki Lobiciliği ise;
Hedef ülkede etkinliği olanlarla iyi diyaloglar geliştirmek,
Hedef ülkenin karar mekanizmalarına nüfuz edebilmek,
Lobisi yapılan ülkenin hak ve menfaatlerini maksimize etmek,
Son tahlilde hedef ülkenin alacağı kararlarda etkin olabilmek…
Bu bağlamda Türk-Amerikan ilişkileri ve Amerika’daki Türk Lobi faaliyetlerine bakarsak; beklenen şunlardır:
- Başkanlık ve Beyaz Saray nezdinde varlık oluşturmak,
- Amerikan Kongre üyeleri üzerinde etkinlik sağlamak,
- Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları ile Pentagon nezdinde varlık alanı oluşturmak,
- Hakim Medya/Sosyal Medya sahipleri ve etkin köşe yazarlarıyla teşrik-i mesai oluşturmak,
- Amerikan halkı nezdinde Türk millet ve devletinin PR'ını yapmak,
- Diğer Lobi Şirketleriyle asgari müşterekler ve ortak çıkar noktalarında ittifak oluşturup paslaşmak…
Kısaca böyle özetleyebiliriz.
Bu bağlamda mevcut reel lobi faaliyetlerimize bakarsak:
Öncelikle söylemeliyim ki başta Erdoğan ve Türk hükümetinin ciddi bir gayret ve çabası mevcut.
Maddi/manevi hiçbir şeyi esirgemedikleri aşikar.
Her türlü yol/yöntem/kişi/kuruluşla katkı sağlamak konusunda çaba içindeler.
Ama maalesef tüm bu çaba/fedakarlık ve gayrete rağmen gidişatın pek de iyi olmadığını görürüz.
Neden mi..?
Çünkü bu kişi ve kuruluşlar Türk hükümet ve yetkililerinin iyi niyetini suiistimal ediyorlar.
Kendi kişiselliklerini ve kişisel menfaatlerini önceleyen bu kişiler Türkiye'ce sunulan maddi manevi imkanları verimli kullanabilecek yetkinlik ve etkinliğe sahip değiller.

Kaldı ki; FETÖ ve FETÖ'cülerin tekeline geçmiş olan Amerika arenasında Türk Lobiciliği her babayiğidin harcı değildir.
Hal ve durum böyleyken daha akılcı/akıllı hareket ederek güç ve prestiji tescilli ve Kongre ve ABD hükümeti nezdinde söz sahibi olanlarla teşriki mesaiye geçmek zorundayız.

Çünkü Türk-Amerikan ilişkileri "amatörler ve kendini şişirenlerle yürütülemez."
Erdoğan ve Hükümetin de, artık bu boşluğun farkında olduğunu düşünüyorum.
Peki Türkiye'nin Amerika'da Lobi faaliyeti neden gerekli…
Söyleyeceklerimden yola çıkarak, kimse bana Amerikancı filan demesin.
Çünkü değilim.
Ama ben küresel gerçeklikleri gözardı eden birisi de değilim.
Uluslararası ilişkilerin hamaset ve Türk'ün Türk'e propagandası şeklinde yürümeyeceğini bilen biriyim.
Oyunu kurallarına göre oynamak lazım.
Çünkü böyle yapanlar başarılı oluyor.
Mesela Ermeniler, Yahudiler,
Hatta Ruslar, Çin'liler…
Ve hepsinin lobicilikte hedef ülkesi Amerika…
Ama hiçbiri "…Ne gerek var ki, biz de güçlüyüz, bir milyarı aşkın nüfusa sahibiz…" filan gibi laflar etmiyorlar.
Ne yapıyorlar,
Doğru kişilerle, isabetli adımlarla en verimli şekilde hareket ederek, yerinde para harcayarak ABD'de etkinliklerini maksimum düzeye getirmek için "Lobicilik" yapıyorlar.

Bu bağlamda şunu söylemeden geçemeyeceğim.
Türkiye'nin güvenliği Amerika'dan başlar.
İddialı bir laf, ama gerçek böyle.
PKK terörüyle de, IŞID'la da,
Doğu Akdeniz'de de, Suriye'de de,
Yunanistan'la da,
Avrupa Birliği ile de,
Afrika ülkeleriyle de varlığımız, güvenliğimiz, imkanlarımız emin olun ki; Amerika ile iyi ilişkilerden, "güçlü lobi"den ve "kazan-kazan" yaklaşımından geçer.

Uluslararası ilişkiler böyledir ve işin sırrı diğer ülkeler ve özellikle Amerika’da etkinlik sahibi olmaktadır.
Peki geldiğimiz noktada ne yapmalıyız..?
Bir an evvel/acilen/behemahal  Amerikan Hükümeti nezdinde etkin ve etkili mahfillerle iletişime geçmeli, Lobi faaliyetlerimizi maksimum düzeye getirmeliyiz.

Bunu yaparken de Amerika'yı sadece New York ve Washington'dan ibaret görmeden; tüm ülkeyi bir hedef görerek ve aynı zamanda başta medya olmak üzere her türlü güç odaklarıyla Türkiye lehine bir pozisyon oluşturmaya özen göstermeliyiz.

Türkiye ve hükümet bunu yapabilecek güç/kapasite/imkan ve deneyime sahiptir.
İnanıyorum ki, Türkiye ve hükümet bu şekilde bir "Lobicilik Konsepti" oluşturacaktır.

Amerika bizim düşmanımız değil.
Tamam, dostumuz da değil.
Ama kabul edelim ki onların yöneticileri ve dinamik güçleri kendi ülkesel menfaatlerinin gereğini yapıyorlar.
Ki, gayet de başarılılar.
Düşmanlık önyargısıyla bir yere varamayız.
Kim ne derse desin, bir "Amerika" var ve küresel hakim ve mutlak belirleyici konumdadır.
Ekonomi/silah ve küresel-alan hakimiyeti onlarda….
Amerika’nın eylemlerini suçlayarak, suçlarını ispata ve haklı çıkmaya çalışarak Amerikan gücünün varlığını kimse yok edemez.

Böyle bir ülke ve arkasında bir "Güç ve Akıl" varsa bu gerçekliği gözardı edemeyiz.
Ki, var…
Hiçbir dünyalı da bunu yok sayamaz.
Hemen herkes de, bunun farkında ve ona göre/gereği şekilde hareket ediyor.
Bizim de yapmamız gereken, tam da bu…
Lobicilik, lobicilik, lobicilik…
Ama, verimli/sonuç alıcı/çözüm üretici lobicilik.
Ki,  böylece Amerika'da "varlık sahası" oluşturabilelim, yokmuşuz gibi davranılmasın.
Yoksa birkaç çaylak, kerameti kendinden menkul kişi, kendini yaldızlayarak var olanlar, cilalı imajlar, para peşindeki hokkabazlar ile bu iş yürümez/yürütülemez.

Tez elden aklıselimle düşünmeli daha kurumsal ve geniş perspektiften "Yeni bir Lobicilik" başlatmalıyız.
Ki, bu sayede; güvende olalım, güvenliğimiz daha güvenli olsun, terörden azade ve daha huzurlu bir ülke olabilelim.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.


OGÜNhaber