Yeni Anayasa, Başkanlık veya yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi

1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle çok partili seçimli Cumhuriyet rejimimiz, yönetim sistemi açısından yeni bir sürece giriyor. Koalisyonların, yönetim istikrarsızlıkların, çok başlılığın, “Sorumsuz Yetkili Cumhurbaşkanı” olgusunun sonra ereceği bir süreç başlamak üzeredir.

Böylesi kritik zamanlar ve karar süreçleri, siyasetin turnusol kağıdı gibidir. Devlet Adamı olanla olmayanın ortaya çıkacağı bir dönemdir.

Bugünlerde yaşadığımız dönem de, Türk siyasetinin  ve siyasetçisinin, kişisel istikbalini mi, yoksa devletin istiklal ve istikbalini mi düşündüğüne dair çok önemli bir vetiredir.

Özellikle, 15 Temmuz sonrası MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin izlediği siyaset ve tavır takdire şayandır. Bahçeli devletin bekasını, milliliği ve vatana dair sıkıntı anında kişisel siyasetini bir kenara koyarak, harice karşı birlik ve beraberlik yaklaşımını olgun ve “devlet adam”lığına yakışır şekilde göstermiş bir siyasidir.

Darbe Girişimi gibi, dahili ve harici ihanet şebekelerinin vatana kasteden eylem ve hareketlerine karşı, AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanı’na siyaseten yaptıkları eleştirileri bir kenara koyarak milli bir duruş sergiledi. Bu demek değildir ki; Bahçeli kendinden, parti siyasetinden ve eleştirel yaklaşımından taviz vermiştir.

Hayır, aslında verdiği bir taviz yok. Bilakis vatanseverliğinin, milli duruşunun, milliyetperverliğinin ve ülkesi için şahsi emellerinden vazgeçebilirliğinin gereğini dosta düşmana göstermiştir. Bahçeli’nin şuana dek gösterdiği tavır, siyasi kulvarda hemen herkesin örnek alması gereken örnek bir duruştur.

Artık Yeni Anayasa ve Yeni Yönetim Sistemi konusunda ok yaydan çıkmıştır. Herkesin  daha sağduyulu, soğukkanlı ve aklıselim olma zamanıdır. Çünkü; böylesi önemli bir karar aşamasında kişisel hırsları, istikbal kaygılarını öne çıkartarak hareket etmek, karar vermek ihanete eşdeğer olabilme riskini de taşımaktadır.

Akif’in şiirinde “Eski dünya, yeni dünya bütün akvam-ı beşer” diye dile getirdiği harici milletler ve hasımlık besleyen ülkeler, ülkemize saldırmışken; dahilde ihtilaf ve bireysel hesap, ciddi hasarlara sebebiyet verecek ciddi bir tehlikedir. Bu bağlamda, AK Parti’lilerin de, MHP’lilerin de ve özellikle CHP’lilerin de şapkasını önüne koyarak düşünmeleri ve parti menfaatlerinden ziyade ülkenin geleceğini öncelemeleri şarttır.

Bahçeli’nin 15 Temmuz sonrası, dik, diri ve milli yürüyüşüyle AK Parti’yle ve Cumhurbaşkanı’yla yakınlaşmasını “kurt bir siyaset adamının, siyasi manevrası” olarak algılamak iyi niyet ve samimiyetten uzak bir değerlendirmedir. Bahçeli’nin başlattığı vakur yürüyüşü ilerleyen süreçlerde, kimilerinin beyanındaki gibi siyasi bir atraksiyonla heba etmeyeceğine inanıyorum. Ki bugüne kadarki sergilediği, siyasi kişilik, kişisel refleks ve  milli tavır Bahçeli’nin istikrarının en önemli göstergesidir.

Burada milletvekilleri başta olmak üzere, AK Parti’li ve MHP’li partililere çok ciddi sorumluluk düşmektedir. Bu süreci heba edenler tarih nezdinde hesabını veremezler. Gerek TBMM’deki oylama esnasında ve gerekse de Anayasa Referandumu sürecinde istikrarı, devleti, ülkeyi ve ülkemizin geleceğini düşünerek hareket etmek zorundadırlar ve buna mecburdurlar. Bu yüzden, tüm AK Partili ve MHP’li vekillerin ülke olarak harici ülke hasımlıklarını ve içerdeki FETÖ, PKK, İŞİD, vb. gibi bölücü ve hain terör tehlikelerini bertaraf etmeyi birincil düşünerek, vatan ve milliyetimizin daha güçlü olabilmesini sağlayacak bu kararı desteklemeleri elzemdir.

Yeni anayasa ve Yeni Sistem (Başkanlık veya Cumhurbaşkanlığı veya yarı başkanlık), adı ne olursa olsun, ülkemizi daha güçlü kılacak, saldırılara karşı daha sağlam durduracak, yönetsel istikrarı ve yönetim gücünü artıracak, istikrarsızlık ve belirsizliği ortadan kaldıracaktır.

Zaman “Kayıkçı kavgası” ve şahsi emel peşinde koşma zamanı değildir. Zaman “varlık ve beka”mızın sürdürülmesi, pekiştirilmesi ve güçlendirilmesi zamanıdır.

Zaman “Yeni Kurtuluş Savaşı”nı kazanmak için bir ve beraber olma zamanıdır. Zaman ihtilaf ve tefrikaya düşme zamanı hiç değildir. Zaman harici düşmanlara, dahili hainlere karşı tek yürek, tek yumruk olarak mukavemet  gösterme zamanıdır.

Yeni Anayasa ve Yeni Yönetsel Sistemi bir Rejim sorunu olarak görmek, bilgisizlik, cahillik veya art niyetli siyasetten başka bir şey değildir. Bizim rejimimiz “Cumhuriyettir” ve ülkemizin rejim sorunu yoktur. Gündeme gelen ve yapılması istenen ise “yönetim sistemi” değişikliğidir. İngilizlerin dayatması olan ve ülkemizin başına bela olup, hiçbir yaraya em olmayan, bizi yerimizde saydıran ve hatta zaman zaman geriye götüren ve artık demode olan “Parlamenter Sistem”in değişmesine yönelik bir adımdır.

Hiç kimse milletin zihnini karıştırmaya çalışmasın. Başkanlık veya düşünülen Yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde ne ABD’deki gibi eyalet sistemi vardır ne de “otoriter tek lider yönetimi” vardır. Yeni  sistem; tarihsel yapımıza da uygun ve muvafık, kurumları güçlendiren, istikrarsızlığı yok eden, çok başlılığı ortadan kaldıran ve “Bürokratik Oligarşi”nin hakimiyetini kıran ve ülkemizi harice karşı daha da güçlendirecek bir sistematiktir.

İnanıyorum ki; Cumhuriyet Tarihi’mizin en çetin dönemini yaşadığımız bu kritik virajı sağ ve salimen geçeceğiz. Bu millet 15 Temmuz’da “damarlarındaki asil kanı” bir kez daha gösterdi. ABD’si, AB’si, İngiliz’i, Rusya’sı ve bunların uşaklığını yapan Terör Örgütleri istemese de, Türkiye bu savaşı kazanacak ve Türk Tarihinin izzet ve azametine yakışır günlere ulaşacaktır. Yeter ki biz; dahili ihtilafları bir kenara bırakıp, vatan, millet, ülke bağlamında birlik ve beraberliğimizi tesis edelim.

Bir sonraki Bir Portre yazımda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.
OGÜNhaber