Yeni nesil FETÖ, 'Suudi Arabistan'..

Üstlendi demekten öte bu rol verildi ve bu göreve mecbur bırakıldı.

Ilımlı İslam’a dönüyoruz” kararı, Suudi’lerin üstlendikleri rolün kavramsal karşılığı olarak dünyaya deklere edildi.

Bu günlere gelişin sinyalleri zaten çok önce başlamıştı.

Suudi geleneğine mugayir şekilde Haziran 2017’de Veliaht Prens Muhammed bin Nayif'in yerine Kral Salman'ın oğlu İkinci Veliaht Prens Muhammed bin Selman getirildi.

Pek çok konuda farklı, radikal ve Amerikancı yaklaşımları olan birinin Veliaht Prens’liğe getirilmesi oldukça manidar bir uygulama idi.

sonrasında Yemen’deki iç savaşta Prens Salman’ın pilot olarak bombalamalara katılması Ortadoğu’da  bugünlerin ve gelecek kutuplaşmaların açık bir işareti idi.

Daha sonra ABD tandanslı Katar’a ambargo politikasında da başı çeken yine Suudi Arabistan ve onun çete gücü İslam dünyasının Yahudi devleti Birleşik Arap Emirlikleri idi.

Pentagon ABD’si ve Yahudi ortaklığının oluşturduğu yeni küresel proje sahaya sürülmüştü artık.

Proje geldiğimiz noktada aleniyet kesbederek İslam içerikli bir formata büründü.

Suudi Arabistan olarak Ilımlı İslam’a dönüyoruz”.

İslam denen vahyi gerçek bir yönetsel beşeri sistematik mi ki, sen bu konuda yeni bir pratiğe dönüşü dile getirebiliyorsun.!

Krallıktan vazgeçip demokratik sisteme geçebilirsin.

Veya şeri kanunlar yerine laik ve dünyevi kanuni uygulamaya geçebilirsin.

Ama “Ilımlı İslam’a geçmek” de ne oluyor Arabistan…

Sen İslam denen evrensel ve son din olan inanç manzumesinin sahibi misin.!

İslam senin olduğun coğrafyada inzal olduğu için kendini ne sanıyorsun.!

Mekke ve Medine’nin senin coğrafyanda olması İslam’a dair “Bidaa” nitelikli “Reformasyon” imtiyazı mı veriyor.!

Hayır hayır…

Bunların hiç birisi değil…

Suudi Amerika” ABD’nin verdiği yeni görevin konseptini hazırlıyor.

Artık “FETÖ Arabistan” da denebilecek bir misyonu üstlenerek terörü, çatışmayı, kutuplaşmayı ve stratejik ayrışmayı İslam’ın ciğerine getirmeye çalışıyor.

FETÖ’yü biliyorsunuz…

Pentagon-Yahudi  ABD’nin, CIA’nin bir kesiminin ve NATO-Gladiyo’sunun, özellikle İslam ülkelerine girebilmeleri, rahatça ajan-provokatörlük faaliyetleri yürütebilmeleri, hedef ülkelerde çöreklenme yapabilmeleri için “Truva Atı” görevi üstlenmişti.

Başta ülkemiz olmak üzere hemen her ülkede özellikle eğitim faaliyetleri üzerinden o devletin yönetsel kademelerini ele geçirmek, ülkelerin milliliğini yok etmek, İslamilik görüntüsüyle sinsi ve fesat örüntülerini örümcek ağı gibi örerek ülkeleri silikleştirmek en büyük politikaları idi.

FETÖ de; “Dinlerarası Hoşgörü, IIımlı İslam, İbrahimi Dinler” kavramlarıyla İslamı yozlaştırmak, etkisizleştirmek ve son tahlilde ülkelerin ele geçirilmesinde islamı araçsallaşmış bir enstrümana çevirmek konusunu temel prensip edinmişti.

Pentagon ABD’si ve Yahudi ortaklığı doğrudan giremediği, girerse büyük tepki çekeceği, AntiAmerikan yaklaşımlı ülkelere adamlarını, ajanlarını, tetikçilerini FETÖ okulları üzerinden ihraç ediyordu.
FETÖ’nün amacı; daha sayabileceğimiz pek çok madde ve söylemlerle  İslam topraklarında ve milletlerde nifak, ayrılık ve fesat tohumları ekerek İslamiliğin bütünleştirici özelliğini tedrici ve fark ettirmeden önemsizleştirmekti.

Bunda başarılı da oldular.

FETÖ sayesinde, sadece İslam ülkelerinde değil bazı başka dinlerin  hakim olduğu coğrafyalarda da örümcek ağı gibi sinsi tuzaklar kurdular. Bunun için yıllarca ve sabırla çalıştılar.

Gerçek niyetlerini hep maskelediler.

Yerel otorite ve önderlerle görüntüsel iyi diyaloglar kurarak, İslami vizyonları öne çıkartarak gerçek niyetlerini, emellerini ve asıl amaçlarını gizlemeyi başardılar.

Son tahlilde asıl amaçları; İslam görünümlü İslamsızlaştırma, İslamı önemsizleştirme ve İslam topraklarını ve milletlerini etkisizleştirerek “Yahudi güvenliği” için kuşak ve koridor oluşturma idi.

Şimdi ise Suudi’ler üzerinden devlet konseptli FETÖ zihniyeti oluşturuluyor.

Dünya hakimiyetini diplomasi, akıl ve istişare nitelikli kurmak isteyen “İngiliz Siyaseti” odaklı güç merkezlerinden Suudi’lerin tasfiyelerini farklı mahfillerde işitiyoruz.

Bu tasfiye ve dışlanmanın ana konusu, Suudi’lerin karşı safta yer alma tercihleri ve Ortadoğu’da Yahudi jandarmalığına soyunmaları idi.

Tüm Müslümanlar için “Kabe Coğrafyası” olması hasebiyle özen ve hassasiyet gösterilen coğrafyadan İslam’ın kalbine girilmeye çalışılıyor.

Bunu yaparken de İran “şeytanlaştırılıyor”, Arabistan liderliğinde BAE’i tetikçiliğinde ve petrol zenginliği üzerinden “Araplaştırma” ve İslamı “Ilımlılaştırma” kisvesiyle “İslamsızlaştırma” tesis edilmesi hedefleniyor.

Burada amaç ne..?

Amaç; “Yahudi Güvenliği”ni sağlamak ve coğrafyadaki çatışma, kaos ve savaşı “İslamın Kalbine” yerleştirmek.

Evet, “Yeni FETÖ” artık Arabistan…

Devletlerin içine, yüreğine ve kalbine virüs gibi sirayet etmiş, bildiğimiz FETÖ’den başka, şimdi de devlet bazlı yeni bir FETÖ’leşme ile karşı karşıyayız.

Bu yeni projenin ana teması ise; Güya, Ortadoğu’da her geçen gün büyüyüp tehlike arz eden “Farisi” olgu.

Yani İran…

Ama gerçek hedef ve amaç bu mu.!

Tabi ki hayır..

Bir önceki yazımda bahsetmiştim.

Artık saflar netleşiyor.

Pentagon-Yahudici ABD ve “akil” boyutlu İngiltere arasındaki büyük savaşta ülkeler saflarını belirliyor.

Suudi’ler de tercihini, bu yeni rolleriyle safını İslam coğrafyasındaki ümmete rağmen Yahudi güvenliği için tetikçi olmaktan yana kullandı.

BAE’leri zaten İslam’ın kalbindeki fesat şebekesi ve Yahudi hançeri olmaya çoktan talip.

Yakın zamanda İran menşeili olduğu iddia edilen bir veya birkaç füzenin Mekke-Medine’ye düştüğünü ve hatta Kabe’ye isabet ettiğini duyarsak şaşırmayalım.

İran, ne kadar “o füzeyi ben atmadım, bana ait değil” diye  feryat edip haykırsın; ABD kaynaklı manipülatif algı operasyonu hızla yayılacak ve sanki İslam onların derdiymişçesine İran’a karşı savaş tamtamlarıyla kamuoyu
oluşturulacaktır.

Ama sakın aldanmayalım..!
Görünenle amel etmeyelim..!
Fitneye meydan vermeyelim..!
Yeni FETÖ Arabistan’ın, münafıkane eylemlerinin arkasını görmekten gözümüzü kaçırmayalım.

Çünkü asıl gerçek göründüğü veya bize gösterilmeye çalışıldığı gibi değildir.

Gaza gelmeyelim,
Din ve dinsellik içerikli tahriklere ve şiddetin kutsanmasına pirim vermeyelim.
Kurulan büyük oyunu ve İslam’ın kalbine saplanmak istenen hançeri görelim.

Mesele ne İran’dır, ne Farisi olgudur, ne Ilımlı İslam’dır, ne Radikal İslam eylemleridir, ne Terördür ne de başka bir şey….

Mesele “Dünya Hakimiyet Savaşında” kimin öne geçeceği, kimin ikincil etkinliğe düşüp düşmeyeceğidir.

Mesele, Küresel Ölçekte Pentagonist Yahudilerin  mi yoksa İngiliz Siyasa’sı ve Aklı’nın mı galip geleceğidir.

Şunu herkes bilsin ki; Herkesin bir hesabı olabilir. Ama en büyük hesap Allah’ın hesabıdır.

Ve Suudi’ler  bu yanlış tercihlerinin ağır bedelini ödeyecektir.

İslam topraklarına sokmaya çalıştıkları hançer kendilerine girecek, tüm Müslümanların ihtimam gösterdiği coğrafyanın yöneticileri olarak itibarsızlaşacaklar ve ihanetleriyle kalacaklardır.

Sırtımızdan hançerlendik, ABD bizi sattı” gibi söylemlerle ümmete kendilerini izaha çalışacaklar ama emin olunsun ki çok geç kalmış olacaklardır.

Ama bu Ümmet; ABD-Yahudi ortaklığının fitne ateşine, münafık savaşına, Suudi’ler ve BAE’leri eliyle veya daha farklı yollarla İslam’ın kalbine (Kabe’ye) hançer saplanmasına müsaade etmeyecektir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.
OGÜNhaber