Bir Doğu Türkistanlı'nın yaşadıkları -1

Son dönemlerde bizzat toplama kamplarında yaşanmışları anlatanlar, insan havsalasının almayacağı gaddarlıkları görse de, "bu bir Amerikan oyunudur" diyenlerin maalesef ülkemizde sayıları hayli fazlaca.

Doğu Türkistan'da toplama kampları gündeme geldikten ve birçok bilgi paylaşıldıktan sonra kamuoyunda eskinin unutulduğuna dair bir izlenim de ortaya çıktı. Sanki Doğu Türkistan'da zulüm kamplarla beraber ortaya çıkmış, öncesi güllük gülistanlıkmış gibi.

Bu yazımızda Doğu Türkistan’da hem kamplar öncesi durum hem kamplar hem de Çin Komünist Parti (ÇKP) yani devlet eliyle mazlum Doğu Türkistan halkına reva görülen zulmü bir kez daha okuyucularımızla paylaşmak istedik.

Bu vesile ile Doğu Türkistan’da doğmuş-büyümüş, okumuş, iş-güç sahibi olmuş, akabinde ÇKP'nin akıl-almaz uygulamaları dolayısıyla servetini ve sevenlerini de geride bırakıp iki evladı ve hayat arkadaşıyla, binbir meşakkatle yurtdışına çıkabilmiş, ilk durağı ülkemizde de birçok sıkıntı yaşadıktan veya kendisine yaşatıldıktan sonra çok sevdiği ülkemizden de ayrılmak zorunda kalarak Avrupa yolunu tutmuş bir Doğu Türkistan Uygur Türkü kardeşimizle, hem yaşadıklarını, hem de yaşatılanları konuşalım ve ilgili vicdan sahiplerine hatırlatalım istedik.

Doğu Türkistan Uygur Türkü kardeşimiz Habibullah İzchi. Yaşadıklarını ve yaptıklarını dinledikten sonra onun için "Doğu Türkistan'ın son komitacı ittihatçısı" demeyi uygun gördüm. Onca zulüm, baskı, takip, hakaret altında bile millî davasına, hem de Doğu Türkistan'da sahip çıkmak, işkenceyi, zulmü, hakareti hatta ölümü göze alarak vatan ve millet için ne yapabilirim düşüncesinden ödün vermeyen bir kişi ancak böyle tanımlanabilir diye düşünüyorum.

Türkiye'de onca çektiği sıkıntılardan sonra sosyal-medya üzerinden benimle irtibat kurup yaşadıklarını anlattığında hayretler içinde kalmıştım. Türkiye’den ayrıldıktan sonra da irtibatımızı koparmadı. Hatta gittikten sonra çok defa "Yaban ellerde, ezan sesi duymadan, akraba, eş-dost, benden olmayan birileriyle sokaklarda karşılaşmak yordu hocam" demesi benim için ayrı bir üzüntü olmuştur. O şimdi Avrupa'da, dili, dini, ırkı farklı ama insan olduğunu hatırlayabildiği bir ülkede yaşıyor. Hâlâ takip edildiği düşüncesiyle tam adı ve yaşadığı şehri vermemeyi uygun gördük. Röportaj teklifimi kırmadığı ve sorduğumuz sorulara verdiği samimi cevapları için kendisine teşekkür ediyorum.

Buyurun hep beraber okuyalım, bakalım neler yaşanmış ve yaşanıyor kadim Türk-İslam yurdu Doğu Türkistan'da…

  • Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

- Ben Doğu Türkistanlı bir Uygur Türkü'yüm. Gazetecilik yapıyorum bu aralar desem yalan olmaz. Ailemle birlikte İsviçre'de yaşıyorum. Memlekette çay fabrikam vardı, bir de uluslararası ticaret şirketim. Durumun şükür iyiydi. Ama hayat bize kazandıklarımızı birer birer kaybettirmeyi reva gördü, Vatanımız da dahil. Anlatacaklarım arasında hatırlamak dahi istemediğim, geceleri karabasan gibi üzerime çullanan birçok bilgi ve hatıramı bulabilirsiniz bu röportajda.

- Toplama kamplarının nasıl bir yer olduğunu, Uygurların orada neler yaşadığını biliyor musunuz?

- Ben toplama kampında hiç tutulmadım ama haksız yere cezaevine atıldım. Toplama kamplarından çıkan mahkûmların ifadelerinden kıyaslama yapacak olursam kampların daha önce bulunduğum hapishaneye benzediğini, hatta şartlarının daha da kötü olduğunu anlamak benim açımdan zor değil. Toplama kamplarının hapishanelerden hiçbir farkının olmadığını, yaşadığım olaylar ve edindiğim tecrübelerden anlayabiliyorum. Belki bazı durumlarda toplama kampları hapishanelerden çok daha kötüdür. İki yer arasındaki tek fark, Çin hükümetinin bu kamplara verdiği isimlerin, hapishanelerden farklı olmasıdır. Çünkü daha önce toplama kamplarında bulunan insanların ifadelerine göre; hapishanelerde yaşanılanlardan daha da kötü vakaların vuku bulduğu ve insanlık dışı büyük suçlar işlendiği kanıtlanıyor. Ne yazık ki, bahsi geçen hapishane veya toplama kampları veya büyük bir açık hapishane olsun içinde en acı çektirici icraatları buraların mekânlarıdır. Anlatmak istediğim Doğu Türkistan, Çin'in insanlık dışı gözetleme sistemi nedeniyle büyük bir hapishaneye, acımasız ve sistematik bir işkence merkezine dönüştürülmüştür. Doğu Türkistan ile ilgili haberlerde açıklanan mevcut durum orada yaşananlar ancak buzdağının görünen kısmı diye ifade edilebilir. Temel hak ve özgürlükleri konuşmak bile abestir.

Haftaya röportaja kaldığımız yerden devam edeceğiz…

OGÜNhaber