Braveheart: Dr. Olsi Jazechi

Doğu Türkistan'da kültürel asimilasyon var dedik, kimseyi inandıramadık.

Doğu Türkistan'da milli ve dini aşağılama var dedik, kimseyi inandıramadık.

Doğu Türkistan'da insan hakları ihlalleri had safhaya ulaştı dedik, kimseyi inandıramadık.

Doğu Türkistan'da genç kızlar zorla Çinli erkeklerle evlendiriliyor dedik, kimseyi inandıramadık.

Doğu Türkistan'da Çin nazi kamplarında insanlık suçu işleniyor dedik yine kimseyi inandıramadık.

Biz dedik, biz dinledik, gerçekleri sağır sultan duymasına, âmâlar görmesine rağmen vicdanının sesine kulak veren kurum-kuruluş, devlet veya siyasetçi sayısı maalesef iki elin parmaklarını geçmedi.

Meramımız hakkın ve hakikatin yanında, zulmün ve zalimin karşısında olmaktı.

Zulme maruz kalanların Müslüman-Türk olmasını geçtik, bir insanlık ayıbını duyurabilmek için gece demeden, gündüz demeden çabaladık. Lakin her seferinde Çin lobisinin, gerçekleri örtbas etmek üzere ön alabilmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek oyunlar oynadığını gördük.

Bütün çabalarımıza rağmen, "sizin dediğiniz gibi değil, Doğu Türkistan'da herşey güllük gülistanlık, Çin'in gelişmesini çekemeyenler Uygurları kullanıyor, Doğu Türkistanlılar radikal terörist, Doğu Türkistan Çin'in iç problemidir, Amerikan çıkarlarına hizmet ediyorsunuz..." vs vs gibi Çin propaganda cümlelerini ağızlarına sakız etmişlerin sözlerini duyduk.

Bu türden sesi çıkanların Çin tarafından nasıl finanse edildiklerini de bilmemize rağmen, yanıbaşımızdaki dostlarımızı bile ikna etmekte zorlandık. Çin'in sadece Doğu Türkistan için değil, insanlık için büyük bir tehlike olduğunu bizler anlatmaktan usanmasak da, anlamamakta direnenler veya anlasalar da seslerini çıkar(a)mayanların varlığına, onlar adına da elimizden geldiğince üzüldük. Herşey alenen yaşanırken, bu hakikatler nasıl görülmez, ilk başta bizden olanlar nasıl bu kadar sessiz olabirler diyip kırıldık.

Lakin anlatmaktan hiç mi hiç vazgeçmedik. Bizler, Çin mutlaka kazdığı kuyuya kendi eliyle düşeceğine, hakikatlerin er ya da geç günyüzüne çıkacağın, sesi çıkmayanların yüzlerinin kızaracağına, bizlere itiraf etmeseler de yaptıkları veya yapmadıkları için vicdanen rahatsız olacaklarına inancımızı hiç kaybetmedik.

Zalimin zülmü varsa mazlumun Yaradan'ı olduğuna inancımız hiç bitmedi. Ve çok geçmeden Çin kendi kazdığı kuyuya kendi düşüp, kamufle etmeye çalıştığı aşağılık hususlar yine kendi elleriyle davet ettikleri bir araştırmacı gazeteci eliyle ortaya çıkarıldı.

Yazımızın başlığında "Cesur Yürek" diye ifade ettiğimiz Dr. Olsi Jazechi bizzat Çin tarafından, Çin'in kirli emellerine alet edilmek üzere Doğu Türkistan'da davet edilmiş bir araştırmacı gazeteci, vicdan sahibi onuru bir kalem ehli.

16-25 Temmuz 2019 tarihleri arasında dünyanın farklı ülkelerinden gazeteci ve araştırmacılardan kurulu bir grupla Doğu Türkistan'da incelemelerde bulunmak üzere davet edilir. Sadece Urumçi, Kaşgar ve Aksu şehirlerini, önceden Çinli idareciler tarafından hazırlanmış sözde eğitim gerçekte ise Çin'in nazivari kampları gezdirilir guruba.

Dr. Olsi'nin Doğu Türkistan ve kamplarla ilgili izlenimleri, Çin'i ve muhtemelen bugüne kadar Çin'i savunanları üzecek cinsten, hakikatlerin birer birer günyüzüne çıktığı, Çinlilere "biz ne yaptık" dedirtecek, amiyane tabirle "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olan" gerçeklerle dolu.

Dr. Olsi'nin Doğu Türkistan'dan ülkesine döndükten onra izlenimlerini paylaştığı videolar, yazdığı yazılar, bütün gözlerin bir anda kendisine çevrilmesine neden olmuş. O güne kadar adı pek bilinmeyen, hatta NATO, Batı Emperyalizmi, İsrail ve Filistin konularındaki makaleleri veya Avrupa'da İslamofobi üzerine yazdıkları dolayısıyla pek sevilmeyen Dr. Olsi, bir anda günden olmuş, hatta sıkça aranan kişiler arasına girmiş.

Dr. Olsi'nin Doğu Türkistan'da insan hakları ihlalleri hususunda tarihte eşi-benzeri bulunmayan uygulamaların yaşatıldığı sözde eğitim kampları ile ilgili yazdıkları dünya basınında çokca kendisinden söz ettirince, Doğu Türkistan üzerine Türkiye merkezli faaliyetlerde bulunan "Uygur Akademi" teşkilatı kendisini Türkiye'ye davet eder. 5-7 Eylül tarihleri arasında yoğun bir program hazırlanır kendisine. Yazılı ve görsel basın ile röportajlar yapmak, halka açık konferans veya panel tarzı oturumlar tertip etmek için bütün hazılrıklar tamamlanır.

Bütün bu gelişmelerde Akademi çalışanları bizleri haberdar edince Sayın Olsi'ye hem teşekkür etmek, hem de tecrübelerini ekranlardan Türk kamuoyuna duyurabilmek için televizyona çıkarma fikrimi Gün Medya Onursal Başkanı Sayın Cengiz Aygün beyefendiye aktardım. Cengiz bey sağolsunlar, Ogüntv Genel yayın yönetmeni Emre Aygün beyi yönlendirince 6 Eylül 2019 saat 21:00'de sevgili kardeşim Olsi ve Adullah Oğuz ile birlikte canlı yayında bir program yapmak üzere anlaştık. Bu vesile ile Cengiz Aygün ve Emre Aygün beyler nezdinde GünMedya çalışanlarına ve programın gerçekleşmesinde emeği geçen tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum.  Merak edenler programın bant kaydını aşağıdaki linkten tekrar izleyebilirler.

Dün (6 Eylül) gündüz Uygur Akademi'nin Fatih Sultan Mehmet Vakıf üniversitesinde halka açık konferansında ve gece Ogüntv'de yaptığımız canlı yayında Dr. Olsi'yi bir kez daha dinleme fırsatımız oldu. 1,5 saati aşkın süren canlı yayın programında Sayın Dr. Olsi'nin anlattıklarından sonra kamplar konusunda vicdani olanların insanlık adına kamuoyu önünde özür dilemelerini beklediğimizi ifade edelim. 

Dr. Olsi, Arnavutluk'un başşehri Tiran'daki Çin büyükelçiliğinden davet aldığında aslıda Çinlilerin kamuoyunda yer alan düşüncelerine yakın fikirlere sahip olduğunu, Doğu Türkistanlıların radikalizme kaydıklarını, batı emperyalizminin de onları kullandığını düşünmüyormuş. Lakin bölgeye gittiğinde aslında oynanmak istenen bir tiyatroya figüran olarak davet edildiklerini kısa zamanda anladığını ifade eden eden Dr. Olsi, sokaklarda başörtülü insanlara hiç rastlamadığını, Urumçi'de Büyük Pazar olarak bilinen ve genelde köylü, çiftçi ve fakir insanların gelip ürünlerini sattığı veya ihtiyaçları için alışveriş yaptıkları yerlerde dahi başörtülü insanları hiç görmediğini, camilerde 60 yaş altında insan bulunmadığını, onların sayılarının da 10 kişiden daha az olduğunu, yaşı küçük olanların camilere girmeye korktuğunu gözlemleyen Dr. Olsi'yi asıl kamplardaki durum hayal kırığlığına uğratıp, gerçeği görmesini sağlamış. Kamp ziyaretinde dans eden insanlarla karılaşan Dr. Olsi, olmayan radikal teröristler yerine gayet normal insanları görünce Çinli yetkililere bu insanların hangi suçtan içeri alıdıklarını, ne kadar zaman ve ne amaçla burada tutulduklarını, radikal teröristleri ne zaman göreceklerini sormuş, aldığı kaçamak cevaplar aslında Eski Yugoslavya dahilinde bulunan Arnavutluk'ta Titov döneminde yaşananların bir benzerinden farklı olmadığını anlamasına yettiğini, soru sorduğu tutukluların ise ağızlarından her kelimeyi korkarak çıkardığını büyük bir şaşkınlık içerisinde bizlerle paylaştı.

Dr. Olsi'nin anlattığı herşey birer hakikatti ve Çinli yetkililer bütün dünyanın gözünün içine baka baka bir tiyatro oynamaktaydı. Program için giderken, program öncesi ve sonrasında, anlattıkları ise insan olanın kanını donduracak husulardı. Programın tekrar tekrar seyredilmesini tavsiye ediyorum.

Dr. Olsi'nin "gezinin son iki günü ciddi tedirginlik yaşadım" demesi ise aslında Çin'in gerçek yüzünü görmemiz açısından çok önemli. Döndükten sonra kendisini arayıp konuşmaması gerektiğini söyleyenlere Olsi'nin cevabı, "ben vicdanımın sesini dinledim, olmayan hiçbir şeyi söylemedim, Çin halkı benim düşmanım değil, rızkımla ilgili hiçbir tereddüdüm yok ve Çinlilere tavsiyem bir an önce bu kampları kapatma yönündeki düşüncelerim onların iyiliği içindir" cümleleri aslında, başta Çinli idareciler olmak üzere, hepimizin üzerinde tekrar tekrar durmamız gereken çok değerli fikirler olduğunu düşünüyorum.

Anlaşılan ok yaydan bir kere çıkmış oldu, üzüldüğüm husus, halen bu vahşetin pervasızca dünyanın gözleri önünde devam ediyor olması, buruk sevincim ise, bugüne kadar yazıp söylediklerimizin, maalesef doğruluğu....

Bu vesile ile vicdanının sesini dinleyen Dr. Olsi'ye cesareti yanında hak ve hakkaniyetten yana tavrı için insanlık onur ve şerefi adına kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Doğu Türkistanlılar Sayın Olsi'yi de yaşananlara sessiz kalanları da asla unutmayacaklardır.

Dr. Olsi Jazechi'nin İslamofobi, Arnavutlukta Osmanlı kimliği, ve Emperyalizm üzerine çok ciddi çalışmalarının olduğunu da öğrenmiş olduk. Çalışmaları, ümid ederim, en kısa zamanda Türkiye'de de yayınlanır. Dr. Olsi, İsrail ve Filistin adlı çalışmasını "Allah Türk'ü Korusun" cümlesi ile bitirmiş bir Arnavut milliyetçisi. "Türk düşerse İslam düşer" diyor. Bendeniz Sayın Dr. Olsi ve muhterem eşi hanımefendi gibi değerli iki kardeş kazandığıma inanıyorum. Omuzlarımızdaki yükün büyüklüğü ve ağırlığını aklımızdan çıkarmadan, yorulma hakkımız olmadan çalışmaya devam.

Tekrar tekrar kalbi teşekkürler Braveheart Dr. Olsi Jazechi kardeşim, seni tanımak bizim için onur oldu. Umarın en kısa zamanda yine bir araya geliriz...
OGÜNhaber