AFAD Başkanı diyor ki: Aldığımız çok büyük dersler var!

Yer Meclis-Deprem Araştırma Komisyonu.
CHP'li vekil Mürsel Alban, depremi ve yaşanan acıları anlatıyor,
İhmal ve ihmalkârları sıralıyor,
Sonra da, kendini Japonya'da sanmış olmalı ki;
"AFAD Yönetimini buradan çıkmadan istifaya davet ediyorum" diyor.
Neden?
Çünkü onurlu, haysiyetli ve vicdanını kaybetmemiş insanlar sorumluluk alır ve istifa eder!
Ama ne gezer…
Vekil istifa ister de Komisyon başkanı AKP'li Veysel Eroğlu durur mu;
"İyi ki AFAD var…" der ve asla geri durmaz!

Bre Muhterem bari sus,
Depremin 45. gününde enkazlardan çıkartılmamış cesetler varken,
Hiç olmazsa göstermelik de olsa bir haysiyet kırıntısı göster; sus ve üzülüyormuş gibi yap bari!
Soruyorum sana;
AFAD olmasaydı ne olurdu,
Bundan daha kötüsü olur muydu!
Buyur söyle!
Söyle ki; biz de, "iyi ki AFAD var" diyelim ve oturup, sesimizi keselim!

Komisyon başkanı böyle söyleyince AFAD Başkanı alır sazı eline;
"Burada her kurumun alması gereken dersler var,
Bizlerin de kendi adımıza aldığımız çok büyük dersler var."
Öyle mi Paşam!
Ders aldınız öyle mi!
Sence bu dersin maliyeti, bedeli, ederi ne?
Yüz-yüz elli bin kadar can kaybı,
Hatay, Maraş, Adıyaman, Malatya'nın yerle bir olması,
Birkaç milyon insanın evini-barkını terk edip kendi ülkesinde mülteci hale düşmesi mi!
Bunlar da ne ki değil mi,
Sizin için bunların bir önemi yok zaten,
Çünkü "çok büyük dersler" aldınız!
İstifa mistifa etmenize gerek yok, çünkü "çok büyük dersler" aldınız!
Bize ne yapsanız hakkınızdır, çünkü "çok büyük dersler" aldınız!

Bağışlayın Efendiler,
Depremi oldu ve, felaket ortaya çıktı…
Rahatınızı bozduk, güzel uykunuzdan ettik!
Ne güzeldi halbuki; afetsiz AFAD'ı yönetmek,
Ankara'dan deprem önlemek,
Masa başında enkaza girmek!
Bence de istifa etmeyin; haklısınız,
Etmesi gerekenler canlarıyla ettiler ve gittiler!

Efendiler,
At sizin meydan sizin,
Bostan sizin sofra sizin,
Makam sizin mevki sizin,
Ölenleri toplu gömün, kalanlara hiza çekin,
Ölen öldü, kalan sağlar hepinizin!
Sakın ha sakın,
Ne utanın ne sıkılın,
"İyi ki AFAD var" deyin; sıvamaya devam edin!
İstifa filan da etmeyin,
Çünkü siz, "çok büyük dersler" aldınız!
Bu arada,
AFAD afete maruz kalmış ve bir yangın olmuş.
Söndürebildiniz mi onu?
Gerçi ocakları söndürmekten dolayı deneyimlisiniz,
Hem yakar hem söndürebilirsiniz.
Eğer ki,
Zaten kontrollü bir yangındı,
Bilgimiz dahilinde idi,
Ve, uygun gördüğümüz kadar sürdü diyorsanız; ona da kim şaşırır!

Yüksek Seçim Kurulu AKP Temsilcisi Recep Özel
Seçimde parmak boyası kullanılsın diyenlere şöyle cevap vermiş:
"Türkiye bir Uganda değil"
Hayırdır Muhterem,
Kimse "Türkiye, Uganda gibidir" demedi ki…
Ama merak ettim,
Neden aklına hemen Uganda benzetmesi geldi!
Kaldı ki,
2009'da ve iktidar AKP iken bu sistem kullanılmış.
O halde, o zaman Türkiye bir Uganda mı idi!

Hilmi Daşdemir
Bu adamın Optimar diye bir kamuoyu araştırma şirketi var.
Anket manket yapıyor işte…
Ama öyle tarafsız öyle tarafsız ki; katıldığı programda stüdyoyu terk edecek kadar…
Bu muhterem, Habertürk kanalında "Kılıçdaroğlu HDP ve PKK'nın adayıdır" demiş.
Program moderatörü Kübra Par ise bu söyleme karşı çıkmış.
Tarafsız araştırmacımıza bu taraflı yönetimi sergileyen sen misin!
Vay anam vay…
Hilmi kızmış, çıldırmış, dellenmiş…
Daş olmuş demir olmuş ve "oynamıyorum lan" demiş,
Mikrofonu, kulaklığı atmış; "sizi kendimden mahrum bırakıyorum" dercesine kalkıp gitmiş!
Öyle ya; programın reytingi Hilmi'den geliyor.
Kübra bir pişman bir pişman ki; başlamış yalvarmaya;
"Geri dön, geri dön
Ne olur geri dön…
Uzanıp tutuver elimi Hilmi,
Yoksa intihar edeceğim kendimi,
Geri ver reytingimi,
Turabın olayım ilimli Hilmi,
Ne olur geri dön!.."
Enstantaneyi ben de izledim.
Hilmi'nin ilmine, celalli haline ben de hayran kaldım,
Gayet başarılıydı…
Kendi kendime, "galiba, AKP'den milletvekili adayı olmak istiyor"
Veya birileri, "seçim yaklaşıyor, katıldığın programlarda biraz daha yükselmelisin.
Yoksa senin yerine başkasını koymak zorunda kalacağız" mı dediler ki, diye düşünmeden duramadım!
Ama Hilmi'ye bir de kötü haberim var.
Kızmaca darılmaca yok Karasakal.
Performansın çok amatörceydi ve seni, kesinlikle Güldür Güldür'de oynatmazlar.
Bırak oynatmayı; bence skeçini bile yapmazlar!
Keşke bu şovu yapmadan önce, biraz Nebati Bakanı izleseydin ve ideal oyunculuk nasılmış öğreniverseydin!

Şanlıurfa Belediye Başkanı
Sel felaketine ilişkin yine konuşmuş ve şöyle demiş:
"Kesinlikle hiçbir sorumluluğumuz yok.
Bilakis benim dönemimde buna ilişkin çok güzel işler yapıldı."
Haklısın başkan,
Sorumlu benim,
Ya da Nemrut.
Çünkü Nemrut o ateşi yaktırmasaydı toprak küllenmezdi, gevşemezdi, bu hale gelmezdi ve sel de olmazdı!
Yok yok, o da değil; kesin Esad'tır sorumlu…
Esed mi deseydim yoksa…
Zaten sen nasıl sorumlu olabilirsin ki,
Seni sorumlu tutanlar ahmaklar ve coğrafya bilgisinden yoksul cahiller…
Çünkü sel felaketi senin sorumluluğunda olan şehirde olmadı ki; Suriye'nin Telebyad şehrinde oldu, değil mi!
Kaldı ki, sorumsuz insanlar nasıl sorumlu tutulur ki; başkanı sevmeyen sorunlu insanların lafları işte…
Aslında sen Urfa'nın değil, Babil'in belediye başkanısın,
Tarih cahili okumuşlar bilmezler ki bunu..
Bu durumda asıl sorumlu II. Nabukadnezar'dır.
Mezarında uyuyamasın inşallah, değil mi başkan!
Başkan,
Bence lafı hiç dolandırmayalım,
Sorumlu aramayalım.
"Allah'tandır-kader planıdır" diyelim ve tartışmayı bitirelim.
Çünkü Tanrı istemeseydi ve izin vermeseydi; siz, o "Abide Kavşağını" siyasi gösteri olsun diye aceleye getirip, öyle eksik-aksak hizmete açar mıydınız hiç!
Kesinlikle açmazdınız!
Bence boş ver; ne kendini anlat ne de sorulara cevap ver.
Otur ve Müslüm Baba'dan;
"Tanrı istemezse, yaprak düşmezmiş,
Tanrı istemezse, insan ölmezmiş…" arabeskini dinle…

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin
Bu nadide kurumun başkanı demiş ki:
"Halk TV'nin yapmış olduğu provokatif yayınlar kabul edilemez.
Ülkemizin sömürgeci olduğu iddia edilemez, silahlı terör örgütüne üye olmaktan hükümlü bulunan biri övülemez.
Gerekli inceleme başlatılmıştır."
Sayın Başkan,
İyi ki varsın ve RTÜK'de başkansın.
Yoksa bu Halk TV, Osman Öcalan'ı da yayına çıkartırdı,
Öcalan'dan mektup da getirtir ve canlı yayında okutturdu!
Bence inceleme filan bile yapmayın; kapatın gitsin,
Susturun bu zındıkları!
Öyle çok seslilikmiş, habercilikmiş, gazetecilikmiş; sizi illet eden zillet işler bunlar!
Ebubekirokrasi'nin olduğu yerde demokrasiye ve düşüncenin ifade edilmesine ne gerek olur ki!
Düşünmemize ve konuşmamıza ne hacet,
En doğrusunu siz bilirsiniz ve bizim yerimize de düşünürsünüz!..
OGÜNhaber