Başkent mi, yüreği taş kent mi..!

Vah ulan Başkent…
Sen bu hallere mi düşecektin…!
Nasıl kıydın bu milletin ümidine,
Nasıl bu kadar duyarsızlaştın,
Acımasızlaştın,
Yavrusunun ciğerini parçalayan kartala döndün…
Borç bine çıkınca kuzu eti yiyen, müflis gibisin.
Ağzım kurusun; sen böyle değildin…
Utanmaktan bile uzaklaştın,
Utançtan bahseder ama utanmazsın…
Heybetli binaların birer ucube,
Şirk koşar gibi göklere…
Sokaklarından irin akıyor,
Caddelerin haram kokulu…
Her köşen bataklık olmuş; sivrisinekler uçuşuyor..
İnsanların solgun benizli,
Kalpler mühürlü,
Vicdanlar pas tutmuş,
Cüzdanlar haramzade…

"Ankara, Ankara güzel Ankara,
Seni görmek ister her bahtı kara."
 diye diye, büyüdük.
Nerede o Ankara,
Hani nerde o Başkent…
Artık görenin mi bahtı kara,
Yoksa, bahtı kara sen misin ey Ankara…
Liyakat bitmiş, ehliyet gitmiş,
Merhamet süresiz tatile gönderilmiş…
Şefkat ve adalet  pınarların kurumuş,
Menfaat akıyor musluklarından…
Fuzuli’nin ruhu selam verse; "rüşvet değül deyü almayacaklar"
Gecen ayrı melanet, gündüzün ayrı lanet…
Karşıyaka’da ervah inliyor; yattığı yerden,
Eninler yükseliyor; Cebeci Asrî’den…
Ye ulan Ey Başkent; ye….
Fikret’in dediği gibi;
"Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar" ye…
Bir "Han-ı İştiha" kurmuşsun, göbeğinde.
Edirne üzgün, Van süzgün, Sinop yalnız, Hatay cansız,
Umurunda bile değil…
Depremler oluyor ülkende ama nafile…
Kulaklar sağır, gözler kör, akıl tutulmuş…
Görmüyor, duymuyor, düşünmüyorsun…
Sen, kayıkçı kavgana devam et, başkent..
Düşünme garip gurebayı…
İhmalde sınır yok; durma, devam et…
Acelesi yok,
Düşünürsün; seçim satı mailinde…

Ey başkent…
Ey sefaletin, sefahetin ve ihtişamın en genç acuzesi…
Ey paraya tapmanın azgın iştihası,
Ey tükenmişliğin balçık deryası,
Ey vurdumduymazlığın Ankara Kalesi,
Ey yağmura bile toprak bırakmayıp; topraktan korkan, korkak şehir…
Ümitler yanıyor, görmüyor musun…
Vicdanın bitmiş, bilmiyor musun…
Söyle bana…
Kimi kayırıyorsun ey başkent…
Kimden, neyi kaçırıyorsun,
Yangından mal mı,
Yoksa batan geminin mallarını mı…

Sen ki;
Milli Mücadelenin kalbi,
Anadolu’nun beyni,
İstanbul’un veliahtı,
Milletin ümidi,
Yetimin hamisi,
Yoksulun ekmeğiydin…
Ama şimdi, ama şimdi…!
Hazzı bol, konforu yol, parası pul, karısı dul, insana kul,
Ağaçların solgun,
Yeşilin bozuk,
Benzin soluk,
Ruhun karanlık,
İnsanın batık,
Etini dişleyen,
Ruhunu bir soğan gibi doğrayıp, sofralarda meze yapan,
Rezil bir şehre dönüştün.
Utan ulan ey başkent; utan…
Sağcınla, solcunla,
Dindarınla, laik’inle,
Zengininle, fakirinle,
Bürokratınla, siyasetçinle,
Okumuş, okumamışınla, utan…..

Utan…
Hacı Bayram Veli Hazretlerinden, utan.
Kocatepe Camiinden,
Anıtkabir’den utan.
Tacettin Dergahından,
Mezarlıklarından utan.
Yaşamak zorunda kalanlarından, utan…
Nedir seni bu hale getiren…
Nedir maddeyle bu  flört aşkın..
İnsanı yaşatmazsan sen de yaşayamazsın.
Sanma ki; sonu gelmez bu harmanın,
Har vurup harman savurmanın,
Haramla hemhal olmanın…
Allah senin, benim, onun, onların; herkesin Allah’ıdır.
Ve unutma o Allah ki; tahmil eden (mühlet veren) ama asla ihmal etmeyendir…
OGÜNhaber