Enini-sonunu boş verin; Bence de kovun, bu hadsiz elçileri!..

Persona non grata…
Yani, istenmeyen kişi.

Özetle ve anlayacağımız şekilde ise şu anlama gelir;
Bir ülke kendi ülkesindeki yabancı diplomatları sınır dışı edemez.
Ama "İstenmeyen Kişi" ilan edebilir.

Bu ne demek peki?
"Eyyy bilmem nerenin elçisi veya elçilik görevlisi,
Seni istemiyoruz,
Gözüme gözükme,
Olum bas git…" anlamına gelir.

Şimdi nereden mi çıktı bu konu…
Hatırlayın; 10 ülke büyükelçisi tutuklu bulunan Osman Kavala'nın serbest bırakılmasına ilişkin ortak açıklamada bulunmuştu.
Bunun üzerine Türkiye de "…haddinizi bilin, içişlerimize karışmayın ve bizim yargımız bağımsızdır…" demişti.

Cumhurbaşkanımız ise bu ülke büyükelçilerinin "İstenmeyen Kişi" ilan edilmesi talimatı verdiğini söyledi.

Bence de hadleri değil, bunu istemek.
Haddi-hududu aşan ve ülkemizi aşağılayan, kabul edilemez bir durum.
Ama bir de madalyonun diğer yüzü var.

Bu duruma neden ve nasıl geldik.
Hangi ülkeler bunlar? Ona da bakalım…
Amerika, Almanya, Fransa, Hollanda, Kanada ve diğerleri…

Peki biz, öncelikle bu ülkelerin bu refleksi neden sergilediğini ve/veya ülkelerine danışmadan "beş çayında" fantezi olsun diye bu kararı almadıklarını düşündük mü?..
Bilmiyorum ve sanmıyorum!..

Peki bu ülkelerin elçilerini "İstenmeyen Kişi" ilan edersek sonuçlarını, neler olacağını ve/veya nasıl bir faturaya dönüşeceğini düşündük mü?..
Onu da bilmiyorum ve yine sanmıyorum!..

Bildiğim tek şey; iki ucu da boklu değnek…

Boş verin ağalar; yağmasanız da kükreyin,
En iyi yaptığımız şey bu zaten…
Ve dahi, tükürdüğümüzü yalamaya nasılsa alışkınız!..

Ölçmeyin, tartmayın, akletmeyin, düşünmeyin,
Boş verin gitsinler!..
Sonunu düşünen kahraman olamaz sözü, bizim "yerli-milli" sloganımız nasılsa…

Ama benden söylemesi;
Bu işin sonunda bir yerlere Mart karı yağarken, ülke olarak; "Halimem" türküsünü söylemek ve
"Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi?
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?.." nakaratını, tekrar üstüne tekrar etmek de var!..

………………………………………………….

İktidar sözcülerine bakarsak, ekonomide sorun yok.
Çok hafif bir negatif esinti var.
Tüm politikalar doğru,
Ne yapılıyorsa, ekonominin selameti için yapılıyor,
Önemli bir zam-mam yok,
Fiyat-miyat artışı da yok; sadece muhalefetin abartması,
Dünya'ya bakın; İngiltere bile sıkıntıda, yiyecek ekmek bulamıyor. Ekmek yerine pasta yemeye başladılar.

Bizdeyse her türlü mal var, kıtlık filan yok ve üstelik fiyatlar da son derece uygunmuş.
Millet de abartıyormuş; dolar da dolar deyip duruyorlarmış. Dolardan sana ne kardeşim; maaşını dolarla mı alıyorsun!..

Ulan biraz milli paracı olun.
Bakın kendileri, dolardan öyle nefret ediyorlar ki; zuladaki dolarlarını bozdurmaya bile gitmiyorlar ve çürümeye terk ediyor, tuvalet kağıdı olarak bile kullanmıyorlar.

Bu durum aklıma şu anekdotu getirdi;
Boksör ringe çıkar,
Rakibi güçlü/dişli ve oldukça da enerjiktir.
Bizimki, yumruk-kroşe-aparkat yer de yer…

Raund arası gelir,
Antrenörü "iyisin-müthişsin-harikasın, adamı perişan ediyorsun…" der.
Raundlar birbirinin tekrarı gibi böyle sürer.
Yedinci raund olur ve bizim boksör artık kum çuvalına dönmüştür.
Zar zor raund biter ve köşesine gelebilir.

Antrenör yine aynı; "iyisin-müthişsin-harikasın, adamı perişan ediyorsun…"
Bitmiş olan boksör son bir gayretle, "yahu hocam, eğer ben iyiysem yumrukları kim yiyor ya…"
Aynen bunun gibi…

Yahu arkadaş ve/veya ulvi iktidarımızın pek yüce mensupları,
Ekonomi bu kadar iyi de, sadece bize mi kalın geliyor bu fiyatlar,
Bizim marketler mi, bizi kazıklamaya çalışıyor, yoksa…
Sizin gittiğiniz marketler süpermarket de bizimkiler dandik marketler mi!..
Yoksam bizim kullandığımız TL ile sizinkiler farklı mı,
Hani siz "havas"sınız,
Bizler de avam ya…
(Havas'ı tırnak içinde aldım avam'ı almadım. Çünkü "havas"ı avamla nasıl eş tutabilirdim... Haddime mi düşmüş…)

Acaba Merkez Bankası size özel farklı bir TL mi basıyor,
Yoksa bizler ot yiyip sap sıçan "haşarat-ı muzırra" mıyız!..

Neyiz biz, neyiz!..
Yoksa bir zamanlar, söyledi diye birilerini eleştirdiğiniz "bidon kafalılar/göbeğini kaşıyan öküzler" gibi miyiz!..

Fiyatlar uygunmuş!..
Yahu bir açın gözünüzü ve 20 sene önceki hallerinize flashback yapın da; görün fiyatların nasıl kol gibi girdiğini…

Neyse yahu, takmayın-takılmayın, boş verin; saçmalıyorum işte…
Sizler ki, üç-beş kuşaktan Osmanlı Paşası soyundan gelen saraylılarsınız.
Bizler ise, "teba/kul/reaya" olduğunu unutan densizleriz.

Hak-müstehak bizlere…
Lütfunuzla, bahşettiklerinizi hakkımız sandık; bir serapa inandık.
Öyle bir uykuya daldık ki; uyudukça uyuştuk.
Haddimizi unuttuk,
Beynimizi yuduk,
Kendimizi eşit sandık,
Sidik yarışına kalktık…

Sonuç;
Kendimiz ettik, kendimiz bulduk!..
Tıpkı Ziya Paşa'nın dediği gibi;
"Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık,
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık."
(Eyvah bu oyunda yine bizler yandık,
Çünkü kayıp ortada, bilmem ne kazandık?..)
OGÜNhaber