"İhtilal Satürn gibidir, kendi evlatlarını yer!"
Daha bilindik deyişle; “Devrim kendi çocuklarını yer"
Fransız İhtilalinden sonra devrimi gerçekleştirenlerin birbirini yemesine atfen söylenen söz…
Gelin bu sözü bugünün Türkiye’sine uyarlayıp; 5-10 sene sonrasının özet cümlesini oluşturalım:
“2002-Siyasal İslamcı Devrimistlerin çocukları haramzade evlat hoyratlığında devrimci babalarının/analarının itibar ve haysiyetlerini üç kuruşa sattılar…”
Refik Halit Karay benzer bir tabloyu 106 yıl önce şöyle tarifler:
“Dul annelerin haylaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp Yahudi’ye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar…
Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek!
Ziyankâr evlatlar nereye?”
Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu-bunu kemirip sağa sola koşuşup baş köşede gezerler; bir pıtırtı olunca deliklere girerler…
Galiba kokuyu aldınız, kedi geliyor; koca fareler nereye?
Yaklaşık iki senedir hep demiştim; “iktidar oyun kuruyorum sanırken, iktidar eliyle iktidara oyun kuruluyor…”
Fon Dolandırıcılığı…
Buyurun size dört başı mamur bir oyun!
Her kafadan bir ses; “Erdoğan bunun da üstesinden gelir…”
Hayır,
O iş bu defa o kadar kolay değil!
Abdulkadir Selvi kanımca Said Nursi’nin şu sözünü iyi bildiğin için Fon Rezaleti üzerine yazıp duruyor…
Said Nursi’den uyarlama yaparsak;
“Eskiden tehlike hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içerden… Kurt gövdenin içine girdi hatta bizatihi gövdeden üredi…
O yüzden mukavemet oldukça güç ve güçleşti!
İktidarın basiret gözü körleşti; can damarını kesen, kanını içen en büyük hasımları kendi öz evlatları çıktı!”
Demem o ki;
İşin başında Sayın Erdoğan bile olsa, bu defa şapkadan tavşan çıkartabilmesi çok zor!
Çünkü,
Her türlü rezaleti Erdoğan’a bağlamaya çalışan muhalefete inat diyorum ki; Erdoğan, vahametin boyutunun bu denli kapsamlı olduğunu ve Ak Parti çocuklarının/Dindar neslin, rezaletin göbeğine oturup; gaflet-dalalet ve hatta ihanete eşdeğer aksiyonun tam teşekküllü failleri olduğunu bilmiyordu!
Evet,
Erdoğan’ın “zamana yaymak/nisyana bırakmak” gibi bir siyasal stratejisi var.
Ama,
Bu defaki vahamet bu stratejinin çok çok ötesinde ve birkaç kelle vererek çözülebilir türden değil…
Nereden anlıyoruz bunu?
Orta ve orta-alt sınıfın isyanından…
Bakınız;
Orta ve orta-alt sınıf konformisttir; gemisini yürütmek bu kesimin en temel motivasyonudur.
Bana değmeyen yılan bin yaşasın diyecek umursamazlıktadır.
Yeter ki,
Yönetimin otoriter veya hukuksuz icraat yapması umurunda bile olmaz; yeter ki yaşam standartına halel gelmesin!
Erdoğan’ın en büyük siyasal kozu hep bu kesimi memnun etmek veya mutsuz etmemekti.
Eğer,
İktidar ve Erdoğan’ın en büyük destekçisi cemaat ve tarikatlar bile muteriz açıklamalar yapmaya başladı ise; orta ve orta-alt sınıfın cebine dokunmuşsun demektir!
Bu toplumda,
Fakir-fukara garip-gurebayı ne kadar ezersen ez oradan isyan çıkmaz.
Üst gelir grubu azgın azınlığın da kaybedecek çok şeyi olduğu için isyan çıkmaz!
Ama,
Orta ve orta-alt gelir grubunun cebine parmağını sokarsan ve hele bir de bunu iktidarın haylaz ve haramzade çocukları yaparsa; işte o zaman isyan nasılmış gör!
Ezcümle;
İktidar çocukları en yapmaması gerekeni kör göze parmak sokarcasına yaptı ya da çok güzel yaptırıldı!
Şimdi ayıkla bakalım beyaz pirincin içindeki beyaz taşları ayıklayabilirsen…