İki farklı siyaset ve üç doğum

CHP…
Referansı Kemalizm, siyasi ideolojisi Sosyal Demokrasi…
Refah Partisi…
Referansı Siyasal İslamcılık, siyasi ideolojisi Milli Görüşçülük…
Bu ikiliden,
CHP iki, Refah partisi bir siyasi doğum yaptı.

İlk doğum CHP’den:
1950…
Demokrat Parti doğdu…
(Hatırlamayanlar için not: Demokrat Parti’yi kuran Celal Bayar-Adnan Menderes-Fuat Köprülü-Refik Koraltan dörtlüsü CHP milletvekili idi)
Yeni doğan bu partinin ilk sözü “Yeter söz milletindir” oldu…
Bununla da kalmayıp;
Güçlü-kuvvetli olduğu ilk gençlik evresinde reddi miras yaparak farklı bir siyasi yaşam çizgisi oluşturdu.
Ama,
Son yıllarında, adeta “doğduğun ev kaderindir” dercesine; devr-i atasının Milli Şeflik dönemini mumla aratan otoriterizme yöneldi.
Ve,
Bu siyaset, Demokrat Parti’nin sonunu getirdi…

İkinci doğum Refah Partisi’nden/İslamik Milli Görüş’ten:
2000/2001…
Adalet ve Kalkınma Partisi doğdu…
Yeni doğan bu partinin ilk sözü “Milli Görüş gömleğini çıkarttık” oldu…
Reddi miras yapmasına rağmen güçlenip kuvvetlenene kadar hem İslamcılık mirasının tek varisi oldu, hem de güçlenip kuvvetlenmek için müthiş bir sahicilik içinde yeni paydaşlar edindi.
Ama,
Tahayyül ettiği hegemonik güce eriştiği an; iş tuttuğu, işbirliği yaptığı, birlikte yola çıktığı paydaşlara adeta denizde fırtınaya yakalanıp kurtulmak için Allah’a hamsi pilavı sözü veren ama sağ-salim kurtulunca da “kurtulduksa kurtulduk/attık sana bir kazuk” diyen Temel misali davranmaya başladı.
Oydaşlık ettiği bu paydaşları birer birer tasfiye edip; derviş hırkalı, Milli Şeflik anımsatmalı, Demokrat Parti’nin son dönemi hatırlatmalı nevi şahsına münhasır bir rekabetçi otoriterizm formatına büründü.
Şimdilerde,
Halk desteği azaldıkça azaldı ama henüz hala o bir Baş Reis…

Peki, Refah Partisi’nden doğan ama an itibariyle merhametist görünümlü bir gaddarizm ile malul, bu Ak Parti siyasetinin teo-sosyolojik çıktısı ne oldu?
Zaten imitasyonel İslamcılığın ötesine geçemeyen Necip Fazılist Şiir İslamcılığının iflası ve dolayısıyla bir ölçüde Emeviselleştirilme yolundaki Tanrı İslam’ının özgürleşmesi…

Yıl-2026…
Mutlak Butlan ve CHP’den ikinci hamilelik…
Ya doğup yaşayacaksın, ya doğmayıp baba evi rahminde kendi göbek bağınla boğulacaksın…
Direnen bebek, ölümünü isteyen ebeveynine rağmen doğdu ve siyaset dünyasında nurtopu gibi yerini aldı…
Zaten menopoza girmiş olan baba evi ise bitkisel hayata girdi… Doğuma bağlı kan kaybı durmuyor…

Peki, bu yeni doğan “Yeni Parti” tıpkı daha önce CHP’den doğan Demokrat Parti’nin son dönemleri veya tıpkı Refah Partisi’nden doğan Ak Parti’nin bugünleri gibi “halka rağmen halk için” diyerek ama otoriterist şehvetin cazibesiyle merhametist bir gaddarizme yönelebilir mi?
Evet, işte bu nokta meçhul…
Kaderin ne garip cilvesidir ki;
Sağdan veya soldan,
Milliyetçi veya İslamcıdan doğan her yeni siyaset, merkezde konumlanıp iktidar olduğunda; galiba artık muktedirliğin verdiği rehavetten mi, yoksa kendinde Tanrısal bir güç vehmetmesinden mi, yahut da menfaatdar olanların “Sensin…” gazlamasından mı bilinmez ama olmayacağını bile bile, mutlaka kaydı hayatla simetrik bir otoriterleşme/tekleşme hayali kurmaya başlıyor maalesef…

Tam bu noktada,
Ve,
Kararsızlık girdabında öngörüm yetmeyince arayıp dedim ki:
Hocam!
Bu Yeni Parti’nin yeni nesil demokratize, özgürlükçü ve adaletçi orta kuşak isyankar siyasetçileri de, halktan destek alıp iktidar olurlarsa; öncülleri gibi otoriterizme meylederler mi?
Dedi ki:
Hocam!
Ne demiştim sana:
Tarih yeniden yazılmaz; kendini tekrar eder.
Kim olursa olsun, bir faniye nihayetsiz bir güç verirsen, aslında ona Tanrıyı oynama rolünü kendi elinle vermiş oluyorsun…
O yüzden,
Güç, mutlak hale gelmeden mutlaka sınırlanması elzemdir!
Sorduğun soruya gelirsem; iktidara gelip muktedir olan hiçbir siyaset ve siyasetçi için otoriterleşmez diyemem…
Burası Türkiye ve Türkiye’de olmaz olmaz!
Dedim ki:
Bir nevi kısır döngü yani…
Dedi ki:
Maalesef…
Döngüsel kısırlık, kadınlar beş çayında yenilen kısır değil ki; bulgurunu daha bir inceltip doğurgan hale getiresin…
Henüz tedavi bulabilen olmamıştır bu kısırlığa…
Yalnız bu Yeni Partili yeniler için bir şerhim var:
Devir yeni, nesil yepyeni…
Son 200 yılın paradigmatic inanç statükosu yıkılıyor hocam…
Sadece İslam için değil; Musevilik ve Hristiyanlık da dahil olmak üzere bütün inançları kapsar şekilde…
Artık,
İdeolojik Tanrıların ölümü ve gerçek Tanrı ile yüzleşme kaçınılmazdır.
Bu ise, insanın kendi içselliği ile yüzleşmesi ve kendi kendine ayna tutabilmesi demektir.
Yeni devrin yeni neslinin yepyeni akledişi bunu mukadder kılıyor…

OGÜNhaber