Kardeş-Kâr-deş… Biz hangisi olduk kardeş?

Bir haber:
“Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara Kızılcahamam’da geceliği 7000 TL olan lüks bir termal otelde, 400 kafile başkanı için 5 günlük Hac hazırlık kampı düzenledi.”
Haberi yapan kişi “çöl sıcağındaki zorlu ibadete ormanlık ve serin bir alanda yürüyüş yaparak hazırlandılar” diyerek ironi yapmayı da ihmal etmemiş…
Şaşırdım mı?
Hayır…
Neden?
Türkiye Siyasal İslamcılığının ulaştığı kalitesizliği gördüğüm için…
Nasıl?
Anlatayım:
Türkiye’de Siyasal İslamcılığın iki ana referansı/kaynağı var.
—Milli Görüş,
—Büyük Doğuculuk…
Milli Görüş’ün mihmandarı Necmettin Erbakan,
Büyük Doğuculuk’un ise Necip Fazıl Kısakürek…
Erbakan hem teorisyen hem pratiker,
Necip Fazıl, sadece teorisyen…

Şimdi bu iki öncülün özgeçmişine bakalım:
Erbakan çok iyi ve başarılı bir eğitim kariyeri yapmış,
Necip Fazıl ise, her türlü eğitim imkanına sahip olmasına rağmen bir kariyer yapmamış fakat entelektüel çevrelerde bir nevi alaylı kariyer edinmiş…

Erbakan’ın soy geçmişi:

Babası Hukukçu Mehmet Sabri Bey…
Ağır Ceza Reisliği yapmış birisi…
Annesi Kamer Hanım, Sinop'un tanınmış ve ileri gelen ailelerinden…
Erbakan,
1926 yılında babasının kadı vekili ve kadastro müdürü olarak görev yaptığı Sinop’ta doğmuştur…
Selçuklu soyundan gelen Kozanoğulları ailesine mensuptur.

Necip Fazıl soy geçmişi:
Babası Hukukçu Abdülbaki Fazıl Bey'dir.
Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve Kadıköy hâkimliği gibi görevlerde bulunmuştur.
Dedesi İstanbul'un meşhur kadılarından Maraşlı Mehmed Hilmi Efendi'dir.
Necip Fazıl,
1904'te İstanbul'da dedesi Mehmed Hilmi Efendi'nin konağında dünyaya gelmiştir.
Aile kökeni ise Dulkadiroğullarının Kısakürekler soyuna dayanır…

Bu kısa soy ve özgeçmiş çerçevesinde baktığımızda;
İki öncül insanın ikisi de çok zeki ve yetenekli…
İkisi de,
Muasırlarının sahip olamadığı imkanlara sahip olmuşlar.
Erbakan, zeka ve disiplini birleştirip bir ekol olmuş,
Necip Fazıl, disiplinden nefret etmiş ama zeka ve yeteneğiyle bir ekol kurmuş.
1960’larla birlikte,
Aslında birbirine benzemez bu iki insan, aynı limana demir atmış:
Siyasal İslamcılık Limanı…

Şimdi yeniden günümüze dönelim ve birkaç tespitte bulunalım:
—Bugünkü iktidar,
Her ne kadar  “Milli Görüş gömleğini çıkarttık” deyip reddi miras yaparak “Büyük Doğuculuk/Fazilizma” ekolünü öne çıkartsa da; aslında siyasal oportunizm içinde, her iki ekolden de istifade ediyor.
—Bugünkü iktidar,
Her ne kadar kendini “Muhafazakar Demokrat” olarak tanımlasa da; özellikle söylem ve siyasal popülizm bağlamında  Siyasal İslamcılık argümanlarını tepe tepe kullanıyor.

Şimdi,
Önemli bir kaç noktayı vurgulayacağım.
Daha doğrusu, Siyasal İslamcılığın bu iki önderi ile Siyasal İslamcılığın ekmeğini yiyen bugünkü muasırları arasındaki farkı vurgulayacağım.
Bu fark öyle önemli ki;
Hem genelde iktidarın hem de, özelde yazımızın girişinde örnek verdiğimiz Diyanet İşleri Başkanlığının konforist-sosyetik ve parasalcı açlığın bilinçaltı sebebini göreceksiniz.
Aynı zamanda,
Bugün, tam-tekmil şekilde devlet yönetimini ele geçiren Siyasal İslamcıların,
Max Weber’in “Protestan Ahlakı” ve Paradoks Prensi de denilen İngiliz edebiyatçı Chesterton’un  Distributism/Dağıtımcılık” yaklaşımını andıran ve  siyasal pratiği “Garson Devletten Hizmetkar Devlete” şeklinde özetlenen “Erbakanizm/Milli Görüş” ekolünü bırakıp; neden Necip Fazıl’ın, disiplinsiz/müsrif/devletten beslenmeci özel yaşamını en açgözlülük ve daha Freudyenik dürtülerle rehber edindiğini göreceksiniz.

Bu önemli farklar şunlardır:

—Bugünkülerin öz ve soy geçmişinde eğitimsizlik, zekadan yoksunluk ve refleks haline gelmiş aç gözlülük vardır.
—Hem Erbakan hem de Necip Fazıl’ın doygunluk hissi ve aristokratik ortamına karşın, bugünkülerde görülen şey;  yoksunluk, eziklik ve sıradanlık.
Erbakan ve Necip Fazıl doğuştan elit ve devletlü iken; bugünkülerin sahip olduğu tek miras ve özkazanım, sınıfsal-kültürel köksüzlük ve  entelektüel boşluk…

Bu fark neyi getirdi?

Erbakan, devleti yönetmeye talip oldu,
Necip Fazıl, devlet yönetimine talipli oluşturdu.
Bugünküler ise,
Hem talip olup yönetmeye başladılar hem de, talipli oluşturmaya çalıştılar.
Ama,
Öz ve soy geçmişlerinden gelen zaaf ve zayıflığı kamufle ederek eklektik şekilde, müthiş bir hırs ve pragmatist bir sınırsızlıkla, ganimet gördükleri devleti hem garson hem de özel hizmetkarları yaptılar.
Tek motivasyonları ilk başlarda takiyyeli/kamuflajlı, hegemonize olduktan sonra ise aşikare şekilde; hazcılığı esas alan  açlık, eziklik ve komplekslerini tatmin imiş…

Basit/sade bir örnek vereyim:
Başta mevcut Diyanet reisine hatta selefi olan reisin  öz ve soy geçmişine bir bakın.
Keza,
Bakanından Başbakanlık yapan veya yapmış olanından tutun da, pek çok üst ve önemli makamlarda bulunan ve bulunmuş olan kahir ekseriyetin öz ve soy geçmişine iyi bakın…
İşte o zaman,
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hac ibadetininin simülasyonu için yaptığı  israf içerikli konforist ve lüks toplantıya, neden şaşırmadığımı anlarsınız!
Şimdi söyleyin;
Bu 5 yıldızlı termal otelde simüle edilen şey Hac ibadeti mi, yoksa geçmişin yoksunluklarıyla yapılan bir rövanşizm ayini mi?

Günün Uyarlaması
Bir
olacağız dediler, binbir oldular.
İri
olacağız dediler, irin doldular.
Diri
olacağız dediler, diri diri yoldular.
Kardeş
olacağız dediler, kâr-deş oldular.
Ve,
Hep birlikte
Türkiye’yi yordular…

OGÜNhaber