Yıl-2000…
Millî Görüş lideri Erbakan 74 yaşında…
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç dedi ki:
Devir değişti; eskiyen gitmeli yeniler gelmeli…
Çünkü,
Sosyolojik tavır, tercih ve refleks değişmiş ama gelenekçilik kendini yenileyememişti.
Yenilikçi üçlü, 46-50-52 yaşındaydı ve artık zamanın ruhunun yeni bir şeyler söylemek/yapmak gerektirdiğini söylüyorlardı.
Ama,
Müsaade edilmedi…
Onlar ise vazgeçmedi. Millî Görüş gömleğini çıkartıp; Millî görüş kumaşından Batılı tarz bir gömlek giyip; yeni sosyolojiye uygun bir konseptle 2002’de iktidara geldiler.
Onların,
“Yenilikçi” oldukları ve Erbakan Hoca’ya rest dedikleri 2000 yılında, bugünün yenilikçilerinin yaşı şöyleydi:
Özgür Özel 26,
İmamoğlu 29,
Hakan Fidan 32,
Bilal Erdoğan 19,
Berat Albayrak 22
Demirtaş 27 yaşında…
Yıl-2026…
Dün,
Erbakan Hoca’ya gitmelisin diyen troyka (Erdoğan-Gül-Arınç),
2002’de Ecevit’in mirasına kurulan Baykal’ın, 2010 yılında yerine gelen Kılıçdaroğlu,
Türkeş’in yerine gelen 52 yaşındaki Bahçeli,
Yakalanmış ve idama mahkum edilmiş terörist 51 yaşındaki Öcalan şimdi kaç yaşında?
Erbakan Hoca gibi 70’li yaştalar hatta 80’lik olmaya başladılar…
Peki,
Sosyolojinin tavrı, tercihi ve refleksi değişti mi?
Evet…
Yeni nesil daha fit mi?
Evet…
Bu realiteyi görüp; ne kadar yamarsanız yamayın, ne kadar boyarsanız boyayın ama 2000’nin yeni gömleği bugünün eski gömleği; yeni nesle ya bol, ya da dar geliyor. Kesinlikle değişmeli” diyen günümüz yenilikçileri (Özel-İmamoğlu-Berat-Bilal-Demirtaş) şimdi kaç yaşında?
40-45-50-55 yaşlarında…
Peki, soruyorum o halde:
2000 yılında,
Gerontokrasi hükümranlığı yıkıp; geri/yaştrik büyüklerini geriye iten bugünkü geri/yaştrik gerontokratları “Yeni nesil orta yaş/Yenilikçi” dalgayı durdurabilirler mi?
Mümkün değil…
Hayatın olağan akışına bile aykırı…
Peki, neden bu kadar direniyorlar?
Maalesef,
Öldüğünü en son fark eden, ölenin kendisi olduğu için…
****************
Keramet ve Kehanet-i Bülent Arınç
Demiş ki:
“Cumhurbaşkanımız kimi gösterir?
Herkes bir isim söyleyebilir. Son günlerde bazı isimler de dolaşmaya başladı.
Şöyle bir şeyi niye akıldan uzak tutuyorlar bu gafiller?
Mesela Cumhurbaşkanımız “Kardeşim filan” diyemez mi?”
Yahu Muhterem!
Senin oğlun milletvekili olurken karda yürüyüp iz bırakmıyorsun ama Cumhurbaşkanımızın oğlu ve damadı söz konusu olunca uyku kaçırmaya, kulaklara kar suyu kaçırmaya kalkıyorsun!
Galiba,
Hala bir ümidim var diyorsun sanki…
Ama,
Öyle umduğun gibi olmayacağını sen de çok iyi biliyorsun…
Köprünün altından 25 yıl aktı; ne Erdoğan eski Erdoğan, ne sen eski sen ve ne de 2026’nın çocukları hala çocuk…
Bir kılçık da ben atayım demeden duramıyorsun değil mi?
“Nalına da vur mıhına da vur; vur diyenin çarkına da vur” şarkısının, artık kabak tadı vermeye başladığını ne zaman fark edeceksin?
Bildiğin ama hinlik edip söylemediğin gerçeği ben söyleyeyim:
Cumhurbaşkanımız,
“Kardeşim filanca” demeyecek; “Kardeşiniz Bilal” diyecek…
**************
Türk Tipi Devir Modeli
Haydar Aliyev-İlham Aliyev Modeli…
“Türk Tipi Başkanlık Modelini getirdik; istedik oldu der ve bu modeli de getiririz” metazorisi başarılı olur mu?
Galiba 10 yıl önceydi…
Türkî Cumhuriyetlerden birinde ziyaretteydik.
Kamu görevlisi bir mihmandar başkenti dolaştırıyor; “burası falanca bakanlık, burası filanca anıt, burası başkanın feşmekanca sarayı, burası başkanın karısının himayesindeki sanatoryum” diyerek tanıtım yapıyordu.
Kafileden birisi “hiç muhalefete dair bir bina/merkez veya bir billboarda rastlamadık! Neden ki?” diye sorunca mihmandar büyük bir ciddiyet ve inanmışlıkla şöyle dedi:
“Demokrasi zor ve ciddi bir iştir… Muhalefet de ne demek!..”
Baba Aliyev’den oğul Aliyev’e modelinin, Türkiye’de başarılı olup olamayacağının cevabını,
Bir de,
Bu anekdottan sonra düşünün!
***********
Dedim ki:
Hocam,
NATO Zirvesi sonrası ufukta ne görüyorsun?
Dedi ki:
Ben sessizlikten rahatsız olurum.
Hele de toplumsal bazlı kitlesel sessizlikten!
Dedim ki:
Boşvermişlikten mütevellit bir sessizlik sanıyordum…
Dedi ki:
Ben olmak nedir bilir misin hocam; ben olmak, senin gibi düz mantık sahibi olup rahat edememektir!
Bir şey duymadım, okumadım ama sanki Temmuz’da kar yağacak, Ağustos’ta suya girsen balta kesmez buz olacak…
Dedim ki:
Bana türküsel/şairsel felsefe yapma!
Madem benim mantığım düz; sen de, dümdüz söyle!
Dedi ki:
Fırtına hocam, fırtına… Sanki bir kum-kir ve ateş fırtınası…
Bugüne bakarak ahkam kesme; yılın ikinci yarısı çok şeye gebe…
Artık bir Frenkeştayn mı doğar, Frenkeştayn’ın doğurttuğu canavar Frenkeştayn’a mı saldırır yoksa birileri “tencereyi kirlettiniz” deyip şahı da gedayı da aynı torbaya mı koyar bilinmez!
Ama,
Birileri dağıtıp yeniden düzmeyi planlasa da; başka birileri düzmek isteyenleri de hizaya çekecek gibi…
Dedim ki:
Muamma gibiydim; sayende duble muammalaştım.
Ne, ne dediğini; ne de, ne demediğini anladım valla…
Ufuk bozbulanık sanki…
Dedi ki:
Hocam,
Havada genzimi yakan pis bir koku…
Ne, zaman olağan; ne, olağan olan olağan; ne de kapan bildiğimiz kapan!
Normal şeyler bile öyle anormal ki!