Ajan Köpekbalığı
Mısır… Devr-i Mübarek…
Şarm El-Şeyh açıklarında bir köpekbalığı turistlere saldırır.
Turizm sezonu baltalanmasın diye Mısır İçişleri Bakanlığı hemen bir basın toplantısı düzenler ve resmî açıklama yapar:
“Yaptığımız istihbarat çalışmaları sonucunda, bu köpekbalığının Mısır ekonomisini çökertmek için Mossad tarafından özel olarak eğitilmiş siyonist bir ajan olduğunu tespit ettik…”
Ertesi gün Tahrir’deki bir kahvehanede iki Mısırlı muhabbettedir…
Biri:
-Gördün mü, köpekbalığı İsrail ajanıymış!
Diğeri çayından bir yudum alır ve der ki:
-Tabii ya!
Koskoca Mısır denizinde açlıktan ölmeden hayatta kalabildiğine göre kesin İsrail veya Amerika tarafından fonlanıyordur!
*********************
Nasır'ın Heykeli
Cemal Abdünnasır için Kahire'nin merkezinde devasa bir heykel dikilir. Heykelin bir eli ileriye doğru uzanmaktadır.
İki Mısırlı heykelin önünde durur,
Ve,
Biri diğerine sorar:
-Sence, başkan eliyle nereyi işaret ediyor?
Diğeri iç çeker:
-Geleceği değil dostum, geleceği değil; canımızdan bezdirip ülkeden gitmemiz için en yakın havalimanının nerede olduğunu gösteriyor!”
**************
Muhaberat-ı Mübarek…
Kahire’nin arka mahallelerinde bir kahvehanede iki adam fısıldaşarak konuşmaktadır.
Biri diğerine, “Ekonomi çöktü, devlet elden gitti, hükümet berbat” der.
Tam bu esnada,
Arka masadan bir adam ayağa kalkar, kimliğini gösterir ve “Ben İstihbarattanım; benimle geliyorsun” diye adamı kaldırır.
Adam panik ve korkuyla itiraz eder:
“…ama efendim, ben bizim hükümetten değil; Suriye hükümetinden bahsediyordum!”
İstihbaratçı gülerek der ki:
“Beni kandıramazsın kardeş!
Hangi hükümetin berbat olduğunu ben gayet iyi biliyorum!”
*******************
Mübarek ve An-ı Ölüm
Mübarek ölüm döşeğindedir…
Doktorları son anları olduğunu söyler.
Mübarek halsizce fısıldar:
“Mısır halkına söyleyin, onlara hakkımı helal ediyorum.”
Yardımcısı şaşırır ve düzeltir:
“Efendim,
Halkın size hakkını helal etmesi gerekiyordu…”
Son bir gayretle gözlerini açan Mübarek şunları mırıldanır:
“Neden?
Halk benim için ne yaptı ki?”
**************
Dedim ki:
Ufukta ne var?
Dedi ki:
Yerim dar, fikrimden bizar, dud-u muannidle hemhal bir devr-i iktidar…
Dedim ki:
Yine şarkısallığın şiirselliğin üzerinde…
Dedi ki:
Bu dem talan çağıdır
Yer ki Meram bağıdır
Ay, ay, ay, canlar…
Sen kıvır, çevir rakkas
Bu han dünya hanıdır…
Salla salla, gül memeler çağlasın
Salla salla, yer yerinden oynasın…
Dedim ki:
Ufkun mu şaştı yoksa ufuk çizgin mi aştı…
Dedi ki:
Beserin böyle dalaletleri var; putunu kendi yapar kendi tapar…
Dedim ki:
Sende bir haller var,
Aklın başka söyler, dilin farklı sallar…
Dedi ki:
Sussam olmuyor, susmasam olmaz
Dil dursa da hocam, aklım hiç susmaz!
Şikayetim var cümle yasaktan
Artık mustaribim fikr-i ufuktan…
**************
En Dip Not
Fıkralardan sonra ne alaka diyebilirsiniz…
Ama,
Yazmazsam içimde ukde kalacaktı…
Eskiden futbol izlemenin bir keyfi vardı.
Barcelona’nın yarattığı oyun tarzı bu keyfin içine etti…
Futbol değil de sanki hentbol oynuyorlar!
Dün İspanya-Belçika maçını izlerken aynı lanetliği izlemekten sıkıldım ve ancak yarım saat izleyebildim.
Başta Guardiola denen kompleks abidesi dallama,
Yan pasçılıkta bu dallamayla yarışan Luis Enrique denen estetik yoksunu bostan korkuluğu yüzünden, bu ekolü takip eden İspanya Milli Takımı da dünya kupasının içine etti!
Çalım Yamal’a ihale edilmiş; dikleme giden başka topçu yok.
Şut yok, dişe diş bir mücadele yok, dolayısıyla futbol da yok; emin olun, yapay zeka robotları bile bunlardan daha estetik futbol oynar!
Yav arkadaş,
Bu kadar sıkıcılık olur mu!..
Sanki ne kadar yan pas yapar veya topu ayağında ne kadar çok tutarsan o kadar puan alınıyormuş gibi tatsız-tuzsuz, boktan bir oyun izletiyorlar.
Böyle bir oyunla, daha doğrusu oyunsuzlukla galip gelsen ne, kupayı alsan ne…
Mahallede oynanan halı saha maçları bile İspanya maçlarından inanın daha heyecanlı, aksiyonlu ve keyifli!
Dört gözle Fransa-İspanya maçını bekliyor ve bu futbolcu kılıklı hentbolcu futbol katillerinin elenerek evlerine dönmesini diliyorum!