Fon Dolandırıcılığının patlak vermesinden tam iki ay önce…
Bugün,
Görevden alınan,
Suç Örgütü üyeliği iddiasıyla sorgulanan,
Beş ayda milyonunu milyar yapan foncular henüz baştacı yapılırken
Ve,
Kimi yazar ve yorumcularca bugün “haramzade/dışrakların elemanı” diye suçlananlar, yine aynı yazar ve yorumcularca “Asım’ın Nesli/Dindar Nesil/Nene Hatun” markalı fondötenlerle ikonize edilirken,
Hatta ,
Yeni Parti’ye henüz “Yeni Parti” ismi bile verilmemişken,
18 Temmuz’da bir yazı yazmıştım…
Hiç dokunmadan takdirinize sunuyorum:
“İktidarın Siyaset Mühendislerinden İktidara Siyasal Mühendislik
İktidarın siyasal mühendisliği başarılı oluyor…
İmamoğlu’nun tutuklanmasından tutun da iktidar içi taht kavgaları ve “Erdoğan Sonrası…” tartışmalara; Mutlak Butlan kararı ve Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçirilmesinden tutun da Özgür Özel ve beraberindekilerin “Yeni Parti” yolunda ilerleyişine kadar iktidar profesyonellerince icra edilen/ettirilen siyasal-toplumsal mühendislik tıkır tıkır işliyor.
Ama,
Bir farkla:
Toplumsal rızası azalan iktidarın daha da küçülmesi ve gözden düşmesi şeklinde…
Sizce,
Yapılan anketlerde halkın “Yeni Parti” talebinin bir ayda yüzde 40’lardan yüzde 80’lere çıkması tesadüfi mi?
Yapılan anketlerde,
Daha kurulmadan kurulması muhtemel “Yeni Parti”nin oy oranlarının yüzde 35’leri geçmesi tesadüfi mi?
Yapılan anketlerde,
Yeni Parti”nin “CHP gömleğini” çıkartıp merkezde konumlandırılıp toplumsalın kahir ekseriyetinin müttefik olduğu “dört temayül bir arada” yaklaşımını benimsemesi varsayımına dair sorular sorulması ve “…bu yaklaşım realize olduğu takdirde Yeni Parti yüzde 45’ler bandında takdir ve destek görüyor” cevabının alınması tesadüfi mi?
Ben söyleyeyim:
Asla tesadüf değil…
Ne anketler, ne anketlerde sorulan özellikle belirlenmiş bu tarz sorular, ne de verilen cevaplar tesadüfidir…
Olan şey kesinlikle bir plan dahilinde tezahür eden false flag/ters manyel siyasi mühendisliktir.
Uzun zamandır hep yaptığım tespiti yineliyorum:
Özgür Özel ve beraberindekilerin ekstrem bir şey yapmasına gerek yok; yeter ki ekstrem bir yanlış yapmasınlar…
Çünkü,
İktidarın siyaset mühendisleri, iktidarı daha da tüketmek ve muhalif dalgayı daha da yükseltmek, sönümlendirmemek ve tabana yaymak için yapılması gerekeni zaten ziyadesiyle yapıyor.
Sadece bu kadar mı?
Bence hayır…
Bahçeli de,
Tıpkı “Terörsüz Türkiye Süreci” gibi, 2017’de başlattığı “Erdoğansız Türkiye Sürecini” nakış nakış ve derinden derine işlemeye ve iktidarı, fiyatı yükselen soğan gibi doğramaya devam ediyor.
Çok yakın gelecekte,
İktidar, geri dönemez bir noktaya getirildiğinde, bugün yapılan pek çok şeyin aslında iktidarın amaçlarına değil de; kösteklemek istediklerine/muhalif dalgaya hizmet ediyor olduğunu çok net farkedeceksiniz!
İşte o zaman,
Seyreyleyin siz iktidar içi gümbürtüyü: İhanet iddialarını, hainlik damgalamalarını…
İşte o zaman,
Üsküdarlıların bile ruhu duymadan, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak…”
Ezcümle:
Fon Dolandırıcılığı Krizi Erdoğan ve iktidarına oynanan bir oyun mu?
Benim komplo teorime göre evet oyun…
Üstelik,
Ak Parti’nin çeyrek yüzyıllık siyasi hayatında karşılaşmadığı derinlikte/giriftlikte ve bir o kadar da yüzeyde/açıklıkta dört başı mamur ve dört tarafı Ak Parti faillerle çevrili bir tuzak oyun…
İktidar canibinden birileri,
“Düğmeye Tel Aviv’de basıldı” diyor…
Ben de soruyorum o halde:
İçinizdeki İsraillliler veya İsrail işbirlikçileri yahut da Tel Aviv’de düğmeye basılınca “bas bas paraları Leyla’ya/Bi’daha mı gelcen dünyaya” diyen hurici Nuri ve köşkçü Nuriye’ler kim?
Sayın Cumhurbaşkanımıza, bir buçuk yıl önce İBB/İmamoğlu iddianamesine atfen “Ahtapotun kolları/Turpun büyüğü heybede” dedirtip; Fon Dolandırıcılığıyla “Ahtapotun kolları” ve “Heybedeki büyük turpu” gösterenler mi?
Veya,
Atananlar mı veya atananları atatanlar mı veya Cumhurbaşkanımız sayesinde seçilenler mi veya seçilenleri cumhurbaşkanımıza seçtirenler mi?
Kalemi tutan el mi yoksa ele tutuşturulan özel kalemler mi?
Kim kim?
Anketörler mi yoksa anketi değiştirip herşeyi güzel gösterenler mi?
Doğruları söyleyenler mi yoksa doğruyu söyleyecekleri onuncu köye sürgün edenler mi?
Yahut da,
Ve,
Bence en önemlisi;
Dolandırıcılık patlak verdikten sonra “Reis’in haberi yoktu/Reis çok kızgın/Reis çok pis kelle alacak” diyerek suret-i haktan görünüp Özgür Özel’in “…eğer haberin varsa vahim/…eğer haberin yoktuysa daha vahim; her iki halde de senden Cumhurbaşkanı olmaz!” sözünü teyit edercesine fasılasız yazan ve avazınca bağıranlar mı?
Kim, arkadaş kim; içerideki İsrailliler kim?
Neyse,
Burada bitirelim en iyisi…
Dünyevi bir şeyleri kaderciliğe bağlamayı/kadere sığınarak izah etmeyi doğrusu hiç sevmem.
Ama,
Bugün, Fon Dolandırıcılığı Kriziyle krize girenlerin bugüne kadar hemen herşeyden kadercilik sırkıtmasını düşününce nefsime yenik düşüp misillemeci bir yaklaşımla kadercilik yapayım dedim… Affola… Bu da benim çelişkim olsun…
Said Nursi der ki:
“Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi. Mukavemet kolaydı…
Şimdi tehlike içeriden geliyor; kurt gövdenin içine girdi, mukavemet güçleşti.
Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Can damarını kopartan, kanını emen en büyük hasmını dost zanneder.
Bazen zulüm içinde adalet tecelli eder.
Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesb etmiş olan bir kimseyi başka bir zalim eliyle cezaya çarptırır, felâkete düşürür.
Bu, adalet-i İlâhînin bir nevi tecellîsidir.”
Günün Sözü
Mevlana’dan:
Put kırma davasındayız sanıyordum. Meğer ki put yapıyormuşuz!