Merhabalar kıymetli dostlarım…
Dünya değişiyor değil mi?
Dünya değişiyor, hem de öyle yavaş yavaş değil; bir nehrin yatağını taşırması gibi, bir şehrin sabah başka, akşam başka bir ruha bürünmesi gibi değişiyor.
Teknoloji büyüyor, şehirler yükseliyor, insanlar hızlanıyor…
Farkında mıyız? Bizde bazı şeyler özünden koparak ya da kopartılarak değişime uğruyor.
Sözde değişimlerin dışında kalan bazı gerçekler de var yerinde sayan…
Mesela çocukların hayatı.
Her yıl 23 Nisan geldiğinde balkonlara bayrak asıyoruz, kürsüler kuruyoruz, küçük bedenleri büyük koltuklara oturtuyoruz.
Gülüyoruz, alkışlıyoruz, fotoğraf çekiyoruz.
Sonra perde kapanıyor.
Işıklar sönüyor.
Ve o çocuk, ertesi gün yine kendi gerçeğinin içine geri dönüyor.
İşte tam burada sormamız gereken bir soru var; Değişen bu dünyada, 23 Nisan gerçekten değişti mi?
Yoksa sadece dekoru mu yenilendi?
Evet sadece dekorunu yeniliyor, makyajını tazeliyoruz.
23 Nisan; Jest olsun diye, ya da siz sahte şovlar yapın diye bayram olmadı…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu bayramı çocuklara bir jest olsun diye vermedi.
Bu, bir vizyondu.
Bir cesaretti.
Bir basiretti.
Bir milletin geleceğini en saf, en kırılgan ama en güçlü yere emanet etmesiydi.
Yani mesele bir günlüğüne koltuk devretmek değil beyler…
Mesele, o koltukta oturanların çocukların dünyasını anlaması.
Ama biz ne yaptık?
Bayramı bir ritüele çevirdik.
İçini boşalttık, derinliğini unuttuk.
Bir çocuğun gözlerine bakmadan onun adına konuşmayı alışkanlık haline getirdik.
Çocuk öldürdük, bebek çeteleri kurduk.
Kendimize gelelim artık…
Hani kürsü şovlarında, batasıca siyasetinizin süslü jargonları arasında yer alan ve sıkça konuştuğunuz yeni dünya dediğiniz şey var ya; sadece yapay zekâ, sadece büyük projeler, sadece gökdelenler değil.
Yeni dünya, sorunları görmezden gelerek kurulmaz.
Bir çocuk sabah okula aç gidiyorsa, bir diğeri çalışmak zorunda kalıyorsa, bir başkası güven duygusunu hiç tatmamışsa…
O dünyaya “yeni” demek, sadece kelime oyunudur.
Çünkü gerçek değişim, en küçüğün hayatında hissedilendir.
Yüreğiniz varsa tersini yapın hadi bakalım…
Belki de artık tersine bir 23 Nisan’a ihtiyacımız var… Var mısınız?
Çocukların makam koltuklarına oturduğu değil, makam sahiplerinin çocukların hayatına indiği bir gün yapalım mesela…
Çünkü hayat, uzaktan bakınca değil; içine girince anlaşılır.
Sorun görmek değil, sorun anlamamak.
Yıllardır çocuklara “siz geleceksiniz” diyen bizler, onların bugününü ihmal ediyoruz.
Durun pardon…
Yok ya ihmal etmiyoruz.
Bir şey olunca kınıyoruz ve olmamışçasına unutuyoruz…
Oysa gelecek dediğimiz şey, yarının değil bugünün içinden doğar.
Karnı aç bir çocuğa vizyon anlatamazsınız.
Umudu kırılmış bir çocuğa bayram yetmez.
Ve hiçbir kürsü, hiçbir protokol, hiçbir alkış; anlaşılmamış bir çocukluğun yerini dolduramaz.
O zaman milli şuurla hareket edelim
Yeni dünya, yeni bir 23 Nisan istiyor.
Daha az şov, daha çok temas.
Daha az söz, daha çok sorumluluk.
Daha az temsil, daha çok gerçeklik.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın gözlerinin içinde ki ışığı, o kararlılığı, o korkusuzluğu ve o Türk sevgisini yaşarsak, çocuklarımız o güveni hissedecektir.
Çünkü çocuklar sembol değildir. Onlar bu ülkenin yaşayan gerçeğidir. Ve o gerçeği görmeden kurulan her cümle eksiktir.
Belki de gelecek yıl bir değişiklik yapmalıyız. Hem çocuk hem işçi bayramında ne dersiniz.
İşçi nerden çıktı
Duyuyorum işçi bu yazının neresinde var diye.
Eee malum; 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kısa adıyla “İşçi Bayramı” da kutlandı.
Tabi ki olacak, olmalı lakin çok suni geçirdik yine.
Duyuyorum bana da hiçbir şeyi beğenmiyorsun diyorsun.
Beğenmek istiyorum gerçekten.
Ama şimdi siz İşçi Bayramının isim ilizyona aldanmayın…
İşçi bayramını kutlamak için de bir standarda ihtiyacınız var.
Mesela asgari ücretli çalışan bir fabrika işçisi, sendikal güvencesi yoksa bu bayramda çalıştı.
Orta düzey fabrikaların çoğunda sendika bir hak değil işten çıkartılma bahanesi olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bu bir sır değil.
Şimdi gördüğüm kadarıyla,
Bayram nasıl geçti derseniz; suni ve manasından uzaktı.
Bir örnek ile muradımı anlatayım.
Türkiye geneli finans sistemi üzerinden faaliyet gösteren bir şirketin işçi bayramı için yaptığı sosyal medya post kutlamasını gördüm. Tanıtımın üzerinde yazan ibare büyük harflerle “ 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Kutlu Olsun” idi. Yolumun üzerindeki bir şubesine baktım ki bir kişi çalışıyor ve şube açık.
Düşündüm bu vatandaş işçi mi, köle mi?
Çünkü işçiler bugün bayram yaptı.
Bu şirket ve yöneticileri yalancı mı?
Hayır özlerini kaybettiler.
Sanal onlar için tatmin edici oldu ve telefondan o paylaşımı görmek tatmin ediyor artık.
O işçinin, o emekçi için bir şey değişmiyor.
Ülkemizde ne yazık ki kamuda çalışan ve sendikal haklara sahip olanlar bu kutlamalarda hak sahibi.
Kamuda çalışmayanların, emek verenlerin böyle bir hakkı yok.
Bu da bir sır değil arkadaşlar.
İşte tüm bu düzensizliğin değişmesi için bizim kendimize gelmemiz şart. Ziya Paşa'nın meşhur hatırlatması ile veda edelim. "Nush ile uslanmayanı sağlar tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."
Kalın Sağlıcakla…