Öteki İnsan..

Gittiğim ilk oyunlarında da teatral bağlamda çağın metodolojisini kavrayan ve yeni jenerasyon tiyatro seyircisini yakalayan bir grup olduklarını anladım.

Rus yazar Pyotr Gladilin’in kaleme aldığı Öteki İnsan, kadın erkek ilişkilerindeki inişli çıkışlı yaşantıları, kontrol edilemez hesaplaşmaları, kadın-erkek ikilisinin birbirini tamamlamaya çalışırken içine düştükleri zorlanmaları, birbirlerinden önceki yaşantılarında her anlamda yarım kalmış, bitirilmemiş işlerin ve duyguların ilişki dönemine yansımalarını konu alıyor.


Oyun, geçmişle olan bağını neredeyse tamamen koparmak üzere olan, umudunu yitirmiş, hemen hemen her şeyden bezmiş bir kadın evde tek başına otururken, dışarıdan kadının kocası olduğunu söyleyen bir erkeğin eve gelmesiyle başlar. Erkek kadına, kadının geçmişini, beraber yaşadıkları anıları, evvelce kurdukları hayâlleri ve evliliklerindeki nüansları hatırlatmaya gayret eder. Onu hayata yeniden bağlamaya gayret eder; sürekli ümit aşılar, geçmişin güzelliklerinden bahsederek geleceği tahayyül etmesini sağlamaya çalışır. Fakat bütün bunları yaparken, kendi hayatını da sorgulamaya başlar bir yandan. O da kendi geçmişiyle ve özellikleriyle muhakeme içine düşer. Bu sorgulama yer yer acımasız bir hâl alır. Bu defa, kadın erkeğin içini rahatlatmaya başlar. Derken ikisi hem kendileriyle hem de birbirleriyle bir hesaplaşma içine girerler. Belki de geç kalmış bir hesaplaşma içine…  



Hesaplaşmanın Yaşanmadığı Bütün İlişkiler Eksik Kalır!

Hep böyle değil midir zaten veya olması gereken bu değil midir? Bütün duygusal ilişkilerde yaşanması mecbûrî ve zarûrî bir döngüdür esasında bu çatışmalar ve yüzleşmeler… Çünkü kendilerini birbirinde bulan, birbirinde tamamlayan, birbiriyle anlam bulan; gül ile bülbül gibi her daim dip dibe duran; karşı tarafı anladıkça kendisi de rahatlayan kadın-erkekten bahsettiğimiz zaman bu döngü kaçınılmaz oluyor. Yan yana gelmiş ve eş olmayı başarmış kadın-erkek çifti, artık birbirlerinden, aynı zamanda beraber geçirdikleri her andan mesul olmaya başlamıştır. Hattâ bir bakıma, birbirlerini bulmadan önceki hayatları bile ikisini de etkilemektedir. Zîrâ hiçbir davranış, tutum, düşünce ve duygu önceki yaşantılardan ayrı yorumlanamaz. Herkesin hayatı kendine dendiği o bencilliğin tavan yaptığı noktada “eş olmak” nerede kalır ki? Şayet bir kişi eş olmayı tercih etmiyorsa o ayrı. Elbette bireyin kendini bulması ve eksik yanlarını tamamlaması ancak ve ancak karşı cinsle mümkündür diyemeyiz lâkin çift olmayı arzulayan kişi, salt kendimden mesulüm deme hakkına da sahip değildir artık.     



Oyunun yönetmeni Hasan Can Türkkanı
...
Oyun aslında bir yanıyla absürt komedi olmasına rağmen, yönetmen daha çok dramatik ve kısmen de sert bir şekilde yorumlamış. Metin, reji olarak bu tercihi de kaldırmış. Ancak yarattığı gizemli ortam, yer yer “Bu ikili acaba şizofren mi?” de dedirtiyor. Yönetmenin, oyunun başındaki vurguyu sonuna da yerleştirmesi, oyun içindeki sert gelgitlerden dolayı özden neredeyse kopmak üzere olan seyirciyi yeniden kendine getiriyor ve oyunun ana fikrinin altının çizilmesini sağlayarak hatırlatma yapıyor.



Dekoru kendisi tasarlayan Türkkanı, minimal bir dekorla oyunu desteklemiş. Daha simgesel ve en kolay yoldan amacın hâsıl olmasını sağlayan parçalar kullanarak derdini anlatmış.

Işığı yerli yersiz kullanmış. Işığın devamlı açıp kapatılması, sahnenin sıklıkla karartılması oyundan kopmalara yol açıyor. Ayrıca gizemli ortam yaratma endişesini fazlasıyla ışık üzerinden hâlletmeye çalışmış. Bu da ilk cümlemdeki ışığın yerindeliğine zarar veriyor.



Oyunda kadını Efsun Akkurt, erkeği Hazal Altıntaş oynuyor. Kadın doğal oyunculuğu, sakin tavırları, rol yapmayan hâlleriyle dikkat çekerken, erkek tam tersine aşırı derecede göstermeci ve artistik oynuyordu. Kadın, oyundaki o evin tam olarak içinde ve özümseyerek; erkekse sahnede ve seyirciye oynuyordu. Altıntaş’ın, özellikle kendisini hesaba çekmeye başladığı andaki dönüşümü çok keskindi. Şayet bu yönetmen tercihi ise bir şey diyemem lâkin oyuncunun yorumuysa çok sakil duruyordu. Sesinin rengini ön plâna çıkarmaya çalışması da itici oluyordu. Yönetmen, oyundaki absürtlüğü vermiş olsaydı bu ikilinin birbirinden bu denli kopuk olmasını anlamlandırabilirdik ancak reji tamamen dram ağırlıklı olduğu için bu yorum farkı uyumsuzluğa neden olmuş.

Her şeye rağmen, “Öteki İnsan” bir sorgulama perdesi araladığı için benim açımdan sezonun başarılı yapımları arasında yerini alıyor.

Not: Devr-i Âlem oyuncuları, İstanbul’un farklı ilçelerindeki sahnelerde oyunlarını sahnelemeye devam ediyorlar. Bu ay itibariyle de düzenli olarak Bostancı Beyaz Sanat Merkezinde perdelerini açacaklar.      
OGÜNhaber