Altın parlıyor ama her zaman kazandırmıyor

Ekonomi yine bildiğini okuyor.
Ve her zamanki gibi en çok şaşıranlar, en emin olanlar…

Son dönemde hızla şişen altın fiyatları, toplumun geniş bir kesimini tek bir yöne doğru itti: “Altın güvenlidir.”

Mevduat, borsa, üretim, girişim… Hepsi bir kenara bırakıldı; elde ne varsa altına çevrildi. Çünkü yıllardır zihnimize kazınmış bir cümle vardı: “Altın asla üzmez.”

Oysa ekonomi, duygularla değil; dengelerle çalışır.
Altın fiyatlarındaki sert yükseliş, bir değer artışından çok, bir beklenti balonuydu. Küresel belirsizlikler, jeopolitik gerilimler, merkez bankalarının hamleleri derken fiyatlar şişti. Ve her balonda olduğu gibi, zirveye en son girenler içeride kaldı.

Bugün gelinen noktada, altının keskin düşüşü sonrası şu cümle daha sık duyuluyor:
“Kar ettik sandık, zarara girdik.”

Aslında kaybedilen para değil; yanlış beklenti.

Altın bir yatırım aracı olmaktan çok, bir koruma aracıdır. Uzun vadede enflasyona karşı siper olabilir, serveti muhafaza edebilir; ama kısa vadede “kesin kazanç” vadetmez. Bunu göz ardı edip altını bir spekülasyon aracına dönüştürenler, bugünkü şokla yüzleşmek zorunda kaldı.

Buradaki asıl sorun altın değil;
Tek enstrümana körü körüne bağlanma alışkanlığı.

Ekonomi çeşitlilik ister. Risk dağılımı ister. Bilgi ister.
“Komşum aldı, ben de alayım” mantığıyla yapılan her yatırım, adı ne olursa olsun, sonunda hayal kırıklığı üretir.

Bugün altın düşer, yarın başka bir araç yükselir. Ama değişmeyen tek gerçek şudur:
Piyasalar affetmez, ezberler ise en pahalı hatalardır.

Altın parlamaya devam eder.
Ama artık herkes biliyor ki; parlamak, her zaman kazandırmak değildir.

OGÜNhaber