Asrın felaketi ve Devlet gerçeği

6 Şubat 2023 sabahı Türkiye, tarihinin en büyük felaketlerinden biriyle uyandı. 11 ilimizi kapsayan, 50 binin üzerinde vatandaşımızı kaybettiğimiz, şehirlerin adeta yerle bir olduğu o büyük deprem…

Üzüntümüzü tarif etmek mümkün değildi. Bir şehir değil, bir il değil; 11 il ve onlarca ilçe yok olmuştu. Bu felaketin hemen ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tüm imkânlarıyla sahadaydı. Depremin ertesi günü itibarıyla AFAD, asker, jandarma, sağlık ekipleri, bakanlıklar ve gönüllüler bölgeye intikal etti.

Ancak acının henüz çok taze olduğu o günlerde, milletin yarasını sarmak yerine dezenformasyon peşine düşenleri de gördük.

“Kimse gelmedi”, “günlerce uğrayan olmadı” gibi söylemlerle, milletin acısı üzerinden siyaset yapmaya çalışanları tarih not etti.

Gerçek şuydu:
Devlet oradaydı.
Sahadaydı.
Müdahale ediyordu.

Bu süreci bizzat yerinde görmüş biri olarak söylüyorum. Depremden beş gün sonra Hatay’a ulaştık. Hatay Serinyol’da askeri birliğimizi ziyaret ettik. O gece, dönemin Jandarma Genel Komutan Yardımcısı, bugün Jandarma Genel Komutanımız olan Ali Çardakçı Paşa ile birlikteydik.

Geceyi konteynerlerde geçirdik. Uyumak mümkün değildi; artçı sarsıntılar devam ediyordu. Sokaklar karanlıktı ama enkaz başlarındaki çalışmalar gece boyunca sürüyordu. O görüntüler insanın yüreğini titretiyordu.

Ertesi gün, jandarmanın köylere helikopterlerle gıda, su, sağlık malzemesi ve jeneratör ulaştırdığını gördük. Ulaşılamayan her noktaya devlet ulaşmaya çalışıyordu. Biz de yanımızda getirdiğimiz malzemeleri jandarmaya teslim ederek dağıtıma katkı sunduk.

Antakya’da Şehir Hastanesi çevresindeki Kızılay çadırlarını ziyaret ettik. Maraş’ta belediye ekipleriyle birlikte köylere ulaştık, kumanya ve su dağıtımlarına katıldık.

Üç gün boyunca depremzede vatandaşlarımızın gözlerindeki acıyı ama aynı zamanda umudu gördük.

Dönüş yolunda kendime şu soruyu sordum:
“Bu yükün altından Türkiye nasıl kalkacak?”

Evet, süreç zordu.
Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, ekonomik baskılar, 15 Temmuz, Gezi olayları…
Ama şunu biliyordum: Türkiye büyük bir devlettir.
Ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği sözlerin ne anlama geldiğini bu ülke iyi bilir.

Depremin hemen ardından bölgeye gelen Cumhurbaşkanımızın şu sözleri hâlâ kulaklarımda:
“Cenazelerimizi geri getiremeyiz ama bunun dışındaki her şeyi yeniden inşa edeceğiz.”

Bu sözün arkasında duruldu.

Biz de tekrar bölgeye gittik. Konteynerler yaptırdık, konteyner kentlere dâhil ettik. Vatandaşlarımız acılıydı ama umutluydu.

Ne yazık ki bu süreçte deprem turistlerini, yardım görüntüsü altında siyaset yapanları, hatta bizzat yardım götürdüğümüz bir köyde bazı vatandaşların mikrofonlar karşısında zorla konuşturulduğunu da gördük.
Bu gerçekler de kayda geçti.

Bugün geldiğimiz noktada, daha depremin ikinci yılı dolmadan 455 bin konut, köy evleri, dükkânlar, camiler ve kamu binaları tamamlandı ve teslim edildi.
Bu, dünyanın hiçbir ülkesinin kolay kolay altından kalkamayacağı bir başarıdır.
Yaklaşık 150 milyar dolarlık bir yatırım yapıldı.

Emeği geçen başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Bakanımız Murat Kurum’a, AFAD’a, Kızılay’a ve sahada gece gündüz çalışan tüm personele şükran borçluyuz.

Şunu açıkça söylemek gerekir:
İyi yapılan bir işi takdir etmek erdemdir.

Muhalefet yapılacaksa;
– Sahaya inerek yapılsın,
– Katkı sunarak yapılsın,
– İnsanların gönlüne dokunarak yapılsın.

Sırf Cumhurbaşkanını, AK Parti’yi ya da Cumhur İttifakı’nı eleştirmek adına yapılan siyaset, artık tükenmişliğin göstergesidir.
Bu nedenle yurt dışında kimse bu muhalefeti ciddiye almıyor.

Türkiye güçlü bir devlettir.
Ve bu gücün arkasında, milletin iradesi ve güçlü bir liderlik vardır.

Temennimiz odur ki; bu büyük felaketin yaraları tamamen sarılsın, vatandaşlarımız huzura kavuşsun.
Allah bu millete bir daha böyle acılar yaşatmasın.

OGÜNhaber