Geçen gün, 15 yaşında bir çocuğun, küçük bir tartışma sonrası 17 yaşında gencecik bir canı hayattan kopardığını öğrendik.
“Bir çocuk, bir başka çocuğu öldürdü.”
Bu cümleyi kurmak bile insanın içini parçalıyor.
Ama maalesef bu, münferit bir olay değil.
Bugün çocuk cinayetleri konuşuyoruz.
Sokak ortasında kadına şiddeti izliyoruz.
“Yol vermedin” diye araç içinde, trafikte, bir anda çıkan kavgaların ölümle sonuçlandığına şahit oluyoruz.
Soruyorum:
Ne oldu bize?
Ne zaman bu kadar öfkeli, bu kadar tahammülsüz, bu kadar merhametsiz olduk?
Bir tartışma artık sözle bitmiyor.
Bir bakış, bir laf, bir yol verme meselesi; bıçakla, silahla, ölümle sonuçlanıyor.
Üstelik failler artık çocuk yaşta.
Bu tablo bize şunu haykırıyor:
Sorun sadece bireysel değil, bu derin bir toplumsal çöküştür.
Aile yapısı zayıflıyor.
Okul, sadece ders anlatan bir bina hâline geliyor.
Sosyal medya şiddeti sıradanlaştırıyor.
Dizi ve ekranlar öfkeyi, gücü, kabalığı meşrulaştırıyor.
Merhamet, sabır, edep geri plana itiliyor.
En acısı da şu:
Çocuklar öfkeyi yönetmeyi değil, öfkeyle hükmetmeyi öğreniyor.
Konuşmayı değil, vurmayı…
Hak aramayı değil, intikam almayı…
Bugün bir 17 yaşındaki toprağa giriyor.
Yarın o 15 yaşındaki çocuğun hayatı da fiilen bitmiş oluyor.
İki aile yıkılıyor, iki evde ışıklar sönüyor.
Ve biz hâlâ “bireysel olay” deyip geçersek, yarın çok daha fazlasını konuşuruz.
Bu ülkenin çocuklarını yeniden ahlakla, merhametle, sorumlulukla büyütmek zorundayız.
Aileyi güçlendirmek, okulu sadece akademik değil ahlaki bir merkez hâline getirmek zorundayız.
Şiddeti özendiren her dil, her içerik, her alışkanlıkla kararlı şekilde mücadele etmek zorundayız.
Aksi halde, bugün yazdığımız bu köşe yazısı, yarın bir başkasının mezar taşı olur.
Ve buna hiçbir vicdanın tahammülü yok.