Libya Genelkurmay Başkanı ve beraberindeki askeri heyeti taşıyan özel jetin, Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan kalktıktan kısa bir süre sonra düşmesi hepimizi derin bir üzüntüye boğdu.
Ancak üzüntünün yanında, ister istemez akıllara takılan sorular var.
Çünkü zamanlama fazlasıyla dikkat çekici.
Aynı gün;
İsrail Başbakanı Netanyahu,
Yunanistan Başbakanı Miçotakis
ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,
Doğu Akdeniz merkezli yeni ittifak toplantıları yapıyor.
Aynı saatlerde ise Ankara’da, Libya askeri heyeti;
Bakanlarımızla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın kabulüyle Libya’nın geleceğini, askeri iş birliğini ve bölgesel güvenliği masaya yatırıyor.
Peki soralım:
Bu bir tesadüf mü?
Doğu Akdeniz’de Türkiye faktörü kimleri rahatsız ediyor?
Türkiye ile Libya arasında imzalanan kıta sahanlığı ve deniz yetki alanları anlaşması kimin hesaplarını bozdu?
Yıllardır masa başında çizilen haritaları kim yırttı attı?
Cevaplar aslında çok net.
Türkiye, Doğu Akdeniz’de “yok” sayılmak istenen bir ülkeydi.
Libya ise parçalanması, kontrol edilmesi ve kaynaklarının paylaşılması planlanan bir coğrafyaydı.
Türkiye-Libya mutabakatı;
Emperyal planları, enerji koridorlarını, kirli ittifakları ve tek taraflı haritaları altüst etti.
İşte tam da bu yüzden;
Türkiye’nin Libya’da güçlü olması,
Libya’nın ayakta kalması,
Doğu Akdeniz’de denge kurulması bazı çevreleri ciddi şekilde rahatsız ediyor.
Bugün yaşanan bu elim uçak kazası elbette önce insani bir trajedidir.
Ancak Doğu Akdeniz gibi istihbarat savaşlarının, örtülü operasyonların ve vekâlet mücadelelerinin yaşandığı bir bölgede;
Hiçbir olay sadece olay değildir.
Soru sormak meşrudur.
Şüphe duymak hakkımızdır.
Gerçeğin ortaya çıkmasını istemek ise zorunluluktur.
Çünkü Doğu Akdeniz’de mesele yalnızca enerji değil;
Mesele egemenlik,
Mesele bağımsızlık,
Mesele Türkiye’nin masada olup olmayacağıdır.
Ve Türkiye artık masada değil, oyunu kuran taraftadır.
Bu da bazılarını fazlasıyla rahatsız etmektedir.