Posidonia bitti, peki biz neden hâlâ yerimizde sayıyoruz?

Yunanistan’ın başkenti Atina’da düzenlenen dünyanın en önemli denizcilik organizasyonlarından biri olan Posidonia Uluslararası Denizcilik Fuarı sona erdi. İki yıl sonra yeniden buluşmak üzere kapılarını kapatan fuar, bu yıl belki de tarihinin en yoğun ziyaretçi akınına sahne oldu.

Yaklaşık 20 yıldır aralıksız katılım sağladığımız bu organizasyonda bir kez daha gördük ki denizcilik sektörü yalnızca gemilerden, tersanelerden ve limanlardan ibaret değildir. Denizcilik aynı zamanda ticaret, teknoloji, yatırım, ihracat ve uluslararası iş birliklerinin en önemli buluşma noktalarından biridir.



Bu yıl fuarda Türk firmalarının yoğun katılımı ve gördüğü ilgi hepimiz adına gurur vericiydi. Başta tersanelerimiz olmak üzere gemi ekipman üreticileri, makina sanayimiz, kumanya tedarik firmalarımız ve yan sanayi kuruluşlarımız çok başarılı bir performans sergiledi. Bu durumun ülke ekonomisine sağlayacağı katkı ise son derece sevindiricidir.

Ancak fuar boyunca aklımdan çıkmayan önemli bir soru vardı:

Denizcilikte Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri olan, dünyanın önde gelen tersane ve gemi inşa merkezleri arasında yer alan Türkiye neden böylesine büyük bir uluslararası denizcilik fuarına ev sahipliği yapamıyor?

Bir hafta boyunca Atina’da oluşan ekonomik hareketliliği yerinde gördük. Dünyanın dört bir yanından gelen yüz binlerce ziyaretçi ve katılımcı; otelleri, restoranları, ulaşım sektörünü, ticareti ve hizmet sektörünü canlandırıyor. Yunanistan ekonomisine milyonlarca dolarlık katkı sağlayan bu organizasyon, aynı zamanda ülkenin uluslararası tanıtımına da büyük değer katıyor.

Peki Türkiye neden aynı başarıyı gösteremesin?
Özellikle İstanbul Anadolu Yakası'nda hâlâ uluslararası standartlarda büyük bir fuar ve kongre merkezinin bulunmaması ciddi bir eksikliktir.

Daha da önemlisi, böyle bir proje için belki de Türkiye'nin en uygun noktası Tuzla’dır.

Düşünün;
Türkiye’nin deniz ticaretinin merkezindesiniz.
Bir tarafta Tuzla tersaneleri, marinalar ve yat üretim tesisleri…
Hemen yanında Darıca, Dilovası, Hereke ve Derince liman bölgesi…
Karşı kıyıda Yalova Altınova tersaneleri…
Yakınında demir-çelik sanayisinin en güçlü merkezleri…
Sabiha Gökçen Havalimanı, metro bağlantısı, hızlı tren hattı, otoyollar…
Bursa’ya 30 dakika, İzmir’e birkaç saat mesafede stratejik bir konum…

Tüm bu avantajlara rağmen neden dünyanın denizcilik başkentlerinden biri olabilecek bir fuar ve kongre merkezi hayata geçirilmiyor?

Ne yazık ki yerel yönetimlerin önemli bir bölümü, şehirlerin geleceğini planlamak yerine kısa vadeli gelir hesaplarıyla hareket ediyor. Buldukları her boş araziyi imar planlarıyla konut alanına dönüştürmek, yeni yapılaşmalarla harç gelirleri elde etmek belediyecilik vizyonu değildir.

Belediyecilik sadece yol yapmak, kaldırım döşemek ya da bina ruhsatı vermek değildir.
Şehri parsel parsel bölmek, betona boğmak hiç değildir.

Gerçek belediyecilik; geleceği planlamak, istihdam üretmek, ticareti büyütmek, uluslararası organizasyonları şehre kazandırmak ve kentin marka değerini artırmaktır.

Tuzla’da kurulacak uluslararası bir fuar ve kongre merkezi yalnızca İstanbul’a değil; Kocaeli’ne, Yalova’ya, Bursa’ya ve tüm Marmara Bölgesi’ne hizmet edecek stratejik bir yatırım olacaktır.

Artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
Denizcilikte dünyanın sayılı ülkelerinden biri olan Türkiye, neden kendi Posidonia’sını düzenleyemiyor?

Bu sorunun cevabını sadece sektör temsilcileri değil, yerel yöneticiler, belediyeler, odalar, üniversiteler ve merkezi yönetim hep birlikte aramalıdır.

Çünkü vizyon sahibi şehirler tesadüfen büyümez; büyük hedeflerle, ortak akılla ve cesur projelerle inşa edilir.



OGÜNhaber