Suriye sahasında yeni perde: Kim tasfiye ediliyor, kim kazanıyor?

Türkiye!
Ortadoğu’da hiçbir gelişme tesadüf değildir. Hele ki Suriye sahasında yaşananlar, birkaç örgüt ya da birkaç ülkenin günlük hamleleriyle açıklanamaz. Bugün ABD’nin Suriye’de SDG üzerinden attığı geri adımlar, YPG-PKK hattının giderek devre dışı bırakılması ve Türkiye’nin sahadaki belirleyici rolü; bölgesel dengelerin köklü biçimde değiştiğinin açık göstergesidir.

Yıllarca “DEAŞ’la mücadele” kılıfı altında PKK’nın Suriye uzantısı olan YPG’yi silahlandıran, meşrulaştıran ve bir yapı haline getiren ABD, bugün aynı yapının yük olmaya başladığını görmektedir. Çünkü bu yapı artık ne sahada istikrar üretiyor ne de ABD’nin yeni Ortadoğu planlarına hizmet ediyor. Aksine, bölgeyi sürekli çatışma halinde tutan, Türkiye’yi doğrudan hedef alan ve Arap aşiretleriyle çatışan bir aparat haline gelmiştir.

Türkiye ise başından beri aynı noktada durmuştur:
“PKK, ister Kandil’de olsun ister Suriye’de, ister YPG ister SDG adı altında gizlensin; bizim için terör örgütüdür.”

Bugün gelinen noktada haklı çıkan yine Türkiye olmuştur.

ABD, sahada şunu net biçimde görmüştür:
SDG denilen yapı sürdürülebilir değildir. Ne Suriye’nin toprak bütünlüğüne katkı sunabilir ne de bölgede kalıcı bir düzen kurabilir. Türkiye’nin askeri gücü, istihbarat kapasitesi ve diplomatik ağırlığı karşısında bu yapıyı korumanın maliyeti artık faydasını aşmıştır.

Bu nedenle son dönemde ABD’nin attığı adımlar, açıkça bir kontrollü geri çekilme ve sessiz tasfiye sürecini işaret etmektedir. Silah yardımlarının azaltılması, alan hâkimiyetinin daraltılması ve yerel Arap unsurlarla yeni denklemler kurulması tesadüf değildir.

Türkiye sahada sadece askeri bir aktör değildir.
Türkiye, Suriye’nin geleceğinde masada olmayı değil, masayı kurmayı hedefleyen bir devlettir.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve son nokta operasyonlar; Türkiye’nin “bekle-gör” değil “gerektiğinde girerim” politikasının somut göstergesidir. Bugün Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın hayal ettiği koridor yoksa, bu Türkiye’nin kararlılığı sayesindedir.

Burada altı çizilmesi gereken bir gerçek daha vardır:
Türkiye, Suriye’de işgalci değil; dengeleyici güçtür.

Toprak bütünlüğünü savunur, terör yapılanmalarını reddeder ve bölge halkının iradesini esas alır.

ABD ise artık eski ABD değildir.
Ne Afganistan’da ne Irak’ta ne de Suriye’de sınırsız bir oyun kurma gücü kalmamıştır. Türkiye gibi sahada karşılığı olan bir devletle çatışmayı değil, dengeyi tercih etmek zorunda kalmaktadır.

Bugün SDG’nin devre dışı bırakılması konuşuluyorsa, bu Türkiye’nin yıllardır sabırla kurduğu stratejinin sonucudur. Bağırarak değil, tehdit savurarak değil; sahada var olarak, masada ağırlık koyarak gelinen bir noktadır bu.

Sonuç nettir:
Suriye’de haritalar değil, roller değişiyor.
Taşeronlar tasfiye ediliyor.
Devlet aklı kazanıyor.

Ve Türkiye, bu yeni dönemin en güçlü belirleyicilerinden biri olarak yoluna devam ediyor.

OGÜNhaber