Türkiye’de kabine değişiklikleri anayasal bir tasarruftur.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan kararname ile, Sayın Yılmaz Tunç’un yerine Akın Gürlek’in,
Sayın Ali Yerlikaya’nın yerine Mustafa Çiftçi’nin atanması da bu çerçevede gerçekleşti.
Sayın Akın Gürlek, daha önce bakan yardımcılığı yaptığı kuruma bu kez bakan olarak döndü. Özellikle yürüttüğü önemli soruşturmalarla kamuoyunda “cesur savcı” olarak anılmış bir isim.
Sayın Mustafa Çiftçi ise mülki idaredeki performansı, Çorum ve Erzurum valiliklerindeki çalışmaları, halkla iç içe yönetim anlayışı ve mütevazı kişiliğiyle dikkat çeken bir bürokrat.
Her iki isim de zorlu görevleri devraldı. Bu vesileyle görevlerini bugüne kadar başarıyla ifa eden Sayın Yılmaz Tunç ve Sayın Ali Yerlikaya’ya da teşekkür etmek gerekir.
---
Ancak asıl mesele atamalar değil, yemin töreninde yaşananlardı.
Bakanların göreve başlayabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yemin etmeleri gerekiyor. Süreci TBMM TV’den canlı izledim. Adalet Bakanı’nın yemin etmesini engellemek amacıyla ana muhalefet grubunun kürsüye yönelmesi, seslerin yükselmesi, ardından yaşanan itiş kakış ve yumruklaşmalar… Meclis çatısı altında görmek istemediğimiz görüntülerdi.
Siyaset sert olabilir. Eleştiri en doğal haktır. Katılmazsınız, tepki koyarsınız, hatta protesto edersiniz. Ama kürsü işgali? Meclis’i çalıştırmamak için fiziki engel oluşturmak? Bu yöntemler demokratik olgunlukla bağdaşmaz.
Benim milletvekilliğim döneminde de anayasa oylamalarında tansiyon yükselmiş, sert tartışmalar yaşanmıştı. Ancak her seferinde şunu gördük: Sonuçta Meclis çalışır, süreç işler, yemin edilir. Çünkü Meclis, millet iradesinin tecelligâhıdır; kişisel öfkenin değil.
Dikkatimi çeken bir başka husus da şuydu: Kavga anında ana muhalefet sıralarının bir kısmı yerinden kıpırdamadı. İktidar sıraları ise neredeyse eksiksiz şekilde yerindeydi. Bu tablo, her partinin içinde farklı yaklaşımlar olduğunu gösteriyor. Demek ki herkes bu yöntemi doğru bulmuyor.
Bakanlar yeminlerini etti, edeceklerdi zaten. Peki bu görüntülerden geriye ne kaldı?
Ne yazık ki toplumun hafızasında kalan; kürsü işgali, yumruklar ve Meclis’teki arbede oldu.
Ana muhalefetin görevi; eleştirmek, alternatif üretmek, denetlemek ve millet adına iktidarı sorgulamaktır. Ama bunu yaparken siyasetin vakarını korumak gerekir. Aksi hâlde siyaset üretmek yerine, kendi kendini tartışılır hâle getirmek kaçınılmaz olur.
Siyaset; bağırarak değil, ikna ederek yapılır.
Demokrasi; engelleyerek değil, konuşarak güçlenir.
Yazık…
Çok yazık.