2020'nin ardından

Ben 1969, İstanbul doğumluyum. O zamanlar çok şirin ve güzel olan Gaziosmanpaşa'da doğdum ve gurbete çıkana kadar da burada yaşadım.

Evet, Kıbrıs Barış harekatı ve akabindeki ambargolu yıllardı.
Sıkıntılar vardı.
Sular günlerce akmaz, elektrik kesintileri alışılmış hale gelmişti.

En kötüsü, sağ-sol terörizmi vardı.
Ancak bizim şirin sokağımızda bunlardan bir nebze olsa da uzaktaydık.

Arkadaşlarımız vardı, kardeşten öte.
Komşu büyüklerimiz, evet büyüklerimizdi ve dedikleri her şey yapılırdı. Çünkü hem sevgi vardı hem saygı.

Bulunduğunda tereyağlı ekmeğin üzerine şeker serper, bundan inanılmaz haz alırdık.

Tabii salçalı ekmek de cabası.

Sebzesi de meyvesi de vaktinde yenilirdi.
Salçalar, reçeller yapılır, turşular kurulurdu.
Her gün mahallenin bir ailesine sıra gelir, herkes oraya gider yardım ederdi.

Komşuluk denen bir mevhum vardı.
Samimiyet vardı, sohbet, muhabbet vardı.
Misafirlik için "randevu" istenmez, çat kapı girilirdi.

Sımsıcak bir dünyamız vardı.
Akşam vakitlerine kadar dışarda oynadığımız, ağaçlardan meyve yediğimiz, toz, toprak yuttuğumuz bir dünya.

"Mikrop mideyi temizler" denilen bir dönemdi.
Kimsenin çocuğunun başında beklemediği, serbest, çocukça büyüdüğümüz bir dünya.

Ve Almanya dönemi başladığında, evet bir kültür şoku yaşandı.

Ancak biz çocuklar için hayat yine de güzel, ruh halimiz hafifti.

Okuldan sonra yemek yenir, ödevler yapılır, soluk dışarda alınırdı.

Hava kararana kadar ya futbol oynanır, yazın ya havuz parklara ya göllere gider vakit geçirirdik.

Gurbette, çevreniz otomatikman aileniz olur.
Teyzeler, amcalar olur.

Hafta sonları muhakkak bir ailede buluşulur, misafir olunur ya da ev sahibi olunurdu.
Sohbet hep memleketti.
Başka ne olacaktı ki?

İlişkiler samimi, ailevi ve sımsıkı bağlar ile bağlı idi.

Bir bakkala bir gidildiğinde sanki Türkiye'ye gelinmiş gibi olur, hele Türk Konsolosluk'a gidileceği zaman, heyecan bir hafta önce başlardı.

En yeni, en temiz giyimler giyilir, kapıdan geçtikten sonra, Bayrağı gördükten sonra, gözler nemlenir, boğazlar düğümlenirdi.

Arkadaşlık büyük harfler ile yazılıyordu.

Olanın olmayan ile paylaştığı, her şeyin beraberce yapıldığı, bir gün görmeyince özlenen bir vakitti.

Yok telefon muş, yok akıllı telefonmuş, sanırım o zamanlar olsaydı, ne yapacağımızı bilmezdik.
İhtiyacımız yoktu ki.

Can sıkıntısı nedir bilmezdik ki.

Dünya gittikçe değişti.

Değiştikçe hızlandı.
Eskisen bir saat nasıl geçer diye düşünürken, attık saatler akıp gidiyor ve 24 saat bile yetmez hale geldi.

Vakitsizlik en büyük sorun oldu.

İletişim o kadar gelişti ki, herkesi her yerde, her an bulabilir olduk.

Son beş sene içinde, insanlık adeta azıttı.

Teknolojinin gelişmesi ile her şeyin sunisi çıkmaya başladı.
Tabii zekanın da yapayı.

Çok önceden yaşayanları klonlama ile başlayan bu azıtma, yapay zeka ile zirve yaptı.

Otonom araçlar, otonom makinalar…

İnternetsiz bir hayat mümkün mü diye düşünen çocuklarımız var bizim.

Artık sokaklardan, parklardan çocuk sesleri gelmez oldu, gelse bile, başlarında ebeveynleri var muhakkak.

Zaten TV, PC, tablet, telefon vakit geçirmek için yeterli oldu.
Kim dışarıya niye çıksın ki?

Ve biz, müslüman bir ülkenin halkı biz…

Biz tam şaşırdık.

Bakın orta ve üst düzey gelirli bir çiftin evlilik olayı nasıl başlıyor, nasıl gidiyor:

En çılgın teklif.
Evet dedi partisi.
Sözlendik partisi.
Nişan partisi.
Nikah. En asortik evet nasıl denir?
Sualtında mı, helikopter de mi, paraşütle mi?
Düğün, en şaşalı salon olmalı, en ecnebi yemek olmalı, herşey olmalı ama herşeyin eni olmalı.

Hadi evlendiler.
Sıra geldi balayına.
Acaba Dubai mi, Venedik mi, Paris mi?

Gelin hanım hamile kaldı.
Hemen hamile kaldı partisi.
Cinsiyeti belli oldu partisi (cinsiyete göre pembe veya açık mavi temalı)
Doğurdu doğuracak partisi.
Doğdu partisi…

Nereye bakarsak çılgınlık, israf…

Hele bir de hastaneye gitme furyası vardı ki…

Parmağına iğne batan, burnu akan, gözü yaşlanan, soluğu hastanede alır olmuştu.
Milletçe hastalık hastası olduk.

Peki sonra ne oldu?

Dünyanın hepsinde bulunanları bir araya getirseniz bir gram etmeyecek bir virüs geldi.

Hani bizim çocukluğumuz da kafamıza bile takmadığımız şey.

Ve tüm dünya bir anda dört vites küçülttü.
Hız azaldı.

İnsanlar, teknoloji guruları şimdileri, ancak çare bulma peşinde.

2020 herkese hulul etti.
Herkesi değiştirdi.

Bunun aksini iddia eden dürüst davranmıyordur.

2020, hızın değil, yavaşlığın yılı oldu.
Korkuların yılı oldu.

Şimdilik bu durum devam etmekte, geçecek elbet.

Bekleyip göreceğiz.

Ben 2020'yi hiç özlemeyeceğim.
Ama çocukluğumu özledim…

Tüm sevgili okurlarımıza, dostlarımıza, şimdiden sağlıklı, mutlu, başarılı yeni bir yıl diliyorum.
İnşaALLAH gelecek yıl, gidecek yıldan daha hayırlı olur


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam
OGÜNhaber