Ebedi masum İsrail ve sinsi İran

Ahım, şahım övülen BM'nin aldığı sayısız kararları görmezden gelsin, amiyane tabirle takmasın ve buna rağmen de yine uluslararası platformlarda her daim kabul görsün, ambargolar yemesin, hiçbir bedel de ödemesin.

Bu "ülkenin" adı İsrail.

Peki bunu neden, nasıl yapabiliyor derseniz, onun da cevabı açık ve net ortada.

İsrail, ebedi masum ve mazlum rolünde çünkü.

Hitler rejiminin toplama kamplarında katlettiği ve sayılarının altı milyon olduğu tahmin edilen bir holocaustdan çıkmış bir "milletten" oluşan bir "ülke", dünya vicdanında her daim masum ve mazlumdur.

Her istediğini de yapar ve hiç kimse gıkını da çıkartmaz, çıkartamaz.

Hiç kimse, on bir milyon Yahudiyi öldürten Josef Stalin'i konuşuyor mu?
Hayır.
Neden, çünkü Stalin savaşı kazanan taraf idi, tarihi de kendi isteği doğrultusunda yazdırdı.

Hülasa, o on bir milyon Yahudiyi dillendiren var mı?
Yok.
Neden, halbuki daha büyük bir vahşet değil mi?
Elbette, ama propaganda için değeri yok.
Çünkü ikinci cihan harbinden sonra, Batılı dünya Almanya'yı kalkındırdı ve Almanya bugüne kadar, İsrail'e tazminat ödediği gibi, her şartta, her ne olursa olsun, İsrail'in arkasında durmaya mecbur kılındı.

Bunu Stalin'e yaptıramazlardı, dayatamazlardı, dolayısıyla onun katlettiği on bir milyon Yahudi, sadece ölen on bir milyon Yahudi olarak kaldı.

Elbette Sovyet rejimlerinin, tarihleri boyunca, Sibirya daki Gulag kamplarında, donarak, ezerek, öldürdükleri yahudileri de görmezden gelmek, bundan ötürüdür.

Propaganda değeri yoksa, kimin umurunda!

Haganah terör örgütü ile 1948 de başlayan Yahudi, Siyonist zulümler, ta günümüze kadar geldi ve işte dün gece itibarı ile, Gazze'ye yönelik hem hava hem kara saldırıları ile de tekrar gözümün önünde.

Peki dünya kamuoyu ne yapıyor?
Hiç.

Pardon, hiç derken, terörist Hamas'ı lanetleyip, İsrail yönetimini destekliyor.

Başka bir şey beklenir miydi?
Hayır, tabiiki de.

Çünkü bakınız, Sayın Erdoğan'ın İslam İş Birliği kuruluşunun toplantısında yaptığı tarihi konuşmasını ayakta alkışlayan 54 İslam ülkesi, evlerine döndüklerinden hemen sonra, o konuşmayı da verdikleri sözleri de unuttular.

Eh, Batıdan da İsrail'i kınamasını beklemek, fazlaca naiflik olur herhalde.

Ancak gelin, bu yeni eskalasyona biraz geniş çerçeveden bakalım.

Bu şiddet tırmanışı kime yarıyor, kimin ekmeğine yağ sürüyor, bir irdeleyelim.

Bir taraftan Netanyahu hükümeti, geçici olması hasebiyle, puan toplama derdinde, çünkü Netanyahu, düştüğü anda, kendisini bekleyen çok ciddi suçlamalar ile yargılanacak.
Yani atraksiyon peşinde.

Tam karşısında, Filistin otonomi Başkanı Mahmud Abbas var.

Abbas, sudan sebeplerle, 15 yıl ardından yapılacak olan seçimleri iptal etti.
Sebebi de malum, gideceğini iyi biliyordu.

Bu da Filistin de aktif olan diğer grupları radikalliğe itti, mesela Hamas'ı.

Radikal yahudilerin provokasyonlarının ardından askeri yönteme başvuran Hamas'a, İsrail, bir iki gün/gece, mühlet verdi ve atılan roketleri, bir kere daha "mağdurum da mağdurum" tiyatrosunda sergileyip, uluslararası kamuoyunda "meşru müdafaa" hakkını dayattıktan sonra, saldırdı.

Görünen, göründüğü gibi değil, oyun içinde oyun var ki, en çirkefinden.

İran, ben kendimi bildim bileli, İsrail'i yok ediyor.

Fakat aslında yaptığı ise komşu ülkelerdeki Müslümanların kanını akıtma pahasına, belayı kendinden uzak tutmak!

Suriye, Lübnan ve tabii ki de Filistin'de, hep görünmeden var olarak, İsrail'i bölgesinde meşgul etmekte.

Çünkü bilinen bir gerçektir ki, İsrail, daha evvel Suriye ve Saddam Hüseyin'in Irak'ında yaptığı gibi, hava kuvvetleri ile atom tesislerini bombalamaktır.

Ancak tabii, beladan başını kaldırabilir ise.

Evet, Hamas'ın kullandıkları füzeler, İran'dan gelmiştir, ancak düştükleri yerlerde pek de zarar vermedikleri, açıkça ortadadır.

İran, kendi topraklarında kopacak bir savaşı önlemek için, alçakça, sinsice, başka milletlerdeki Müslüman kanının akmasını bir siyaset olarak sürdürmekte.

Ve bunu da dünden beri değil, onyıllardır yapmakta.

Sanırım, Filistin'deki insanları, El Aksa'yı samimiyet ile düşünen tek ülke Türkiye!

Aksi takdirde, dört bir yanı müslüman olan İsrail'i, geniş kapsamlı bir askerî harekât ile çoktan haritadan silmek işten bile değildi.

Ancak, sene 2021 ve İsrail halen ayakta.

Halen mağdur, masum rollerinde ve halen gün aşırı, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı demeden Filistinli insanları katletmekte, katletmese de adeta bir açık hava cezaevinde gibi hapsetmekte.

İşsizlikle, açlık ve sefaletle zulmetmekte.

Hitler rejiminin, vakti ile Avrupa'da özellikle de Varşova'da uyguladığı Gheto siyasetinden hiçbir farkı yok.

Orada da Yahudiler birkaç kilometrekarelik alana tıkılmış, su, elektrik gibi şeyler kapatılmış, içerde olanların dışarıya çıkmaları yasaklanmış, bunu deneyenler ise anında infaz edilmişti.

SS canileri, istedikleri vakit içeriye girmiş, namlularının önüne çıkanları taramış, sonra da kamyon, kamyon insanları kaçırıp, Ausschwitz, Treblinka gibi kamplarda gazlayarak katlettikten sonra da, krematoryumlarda yakmışlardı.

Bugünün Gazze'sini ne kadar da andırıyor değil mi?

Ama Yahudiler masum, mağdur, onların beka sorunları var, meşru müdafaa hakları var!
Yersen!

Tabii, arkalarında da Sam Amcaları her daim var olduğu için, dahi tek amacı İsrail'i koruyup kollamak olan BM olduğu için ve onlara inanmayı milli bir görev kabul eden milletler, ülkeler olduğu için tüm bu vahşetleri, mağduriyet kisvesi altında yaptılar, yapıyorlar, yapacaklarda.

Yok mu çözümü?
Var elbette. Ancak şimdi zikredilecek bir çözüm değil ve zaten herkes de o çözümün ne olduğunu gayet iyi biliyor.

Bu vesile ile sevgili okurlarımızın Mübarek Ramazan Bayramı'nı kutluyor, eskisen olduğu gibi, güzel Bayramlara erişmemizi diliyorum.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam
OGÜNhaber