Kim neyin peşinde?

Türkiye'nin iç siyaseti, epeydir bir karmaşa içinde.
Bu özellikle de muhalefet kanadı için geçerli.

Zaten kaynayan cadı kazanının altını, birileri iyice harlamaya başladı ve bundan dolayı da, çok ilginç olaylar ortaya çıktı/çıkıyor/çıkmaya da devam edecek gibi görünüyor.

İki mesele dikkatimi, diğerlerinden daha fazla cezbetti.

Birincisi, Barış Yarkdaş ile Ahmet Şık'ın söz birliği ettmişçesine yayınladıkları makale ve demeçler.

Belki başkaları da bu trene binmiştir de benim gözüme bunlar çarptı.

İkisininde konuları İmamoğlu, Kaftancıoğlu, HDP.

İkisininde iddiaları aynı:
HDP kapatılacak, İmamoğlu'na siyaset yasağı gelecek, Kaftancıoğlu tutuklanacak.

Şimdi ben soruyorum:
Bunlarda sürpriz olan ne?

HDP terör örgütünün siyasi yuvalanması.

İmamoğlu, İBB'ye terörist doldurmuş.

Kaftancıoğlunun da zaten kesilmiş 9 yıl, 8 ay cezası var.
Halen serbest olması zaten hata.
Onun yerinde x bir vatandaş olsaydı, çoktan hapsi boylamıştı.

Ama niyetleri belli.

Bunları yayınlayarak, bir kamuoyu araştırmak istiyor ve bahsi geçen isimleri ve partiyi, akıllarınca koruma altına almak istiyorlar.

Ancak şu an bile, bu iki şahıs ve bir parti için, zaten hukuk gereğinden yavaş işliyor veya işletiliyor.
Atılması gereken adımlar bir türlü atılmıyor/atılamıyor.

İmamoğlu, sadece terörist meselesi ile köşeye sıkışmış değil ki.

Bardağı taşıran şimdilik son damla oldu sadece.

Sayısız yolsuzluklar, ihaleye fesat karıştırmalar, İSKİ, İETT gibi kurumların iflasın eşiğinde olmaları, gün aşırı gelen İETT araçlarının kazaları/arızaları/yanmaları, başıboş giden Metrobüsler…

Saymakla bitmez/bitmiyor.

Törenle alınan borçları ve karşılığında hiçbir şeyin olmamasına hiç gelmiyorum bile.

Peki İmamoğlu ne yaptı, neredeyse bir Milyar ₺'yi boşuna reklama ayırmamış.

Bir otobüs dolusu gazeteci ile Rize ve Trabzon'a bayramlaşmaya gitti.

Evet gitti ve gittiği her yerde, toplayamadığı kalabalıktan dolayı da bir güzel rezil oldu.

Olsundu, çünkü mesele zaten PKK'lı terörist olayının üstünü örtmekti.
Pek başarılı olduğu söylenemez.

Tabii, bu arada Kemal Kılıçdaroğlu ile ortamlar epeyce gerildi, gerilecekte.
Çünkü büyük bir ihtimalle, İmamoğlu, hele de batı tarafından, herkesin zannettiği gibi Cumhurbaşkanlığına değil, CHP Genel Başkanlığına hazırlandırılıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu da bunun gayet farkında ve üstünün çizildiğini bir türlü kabul etmek istemediğinden de, abuk subuk aksiyonlar ile kendini tekrar oyuna dahil etmek istiyor, ancak öyle görünüyor ki, bunun için artık çok geç.

Gelelim ikinci konuya.

Ümit Özdağ.

Bu kişinin, İP'den ayrılması da, kendi partisini kurması da, asla tesadüf değildi, zaten buna tek başına karar verebilecek durumda da değil, finanse edebilecek durumda hiç değil.

Peki neden ayrıldı/ayırdılar?

Çünkü B planını devreye soktular ondan.

Meral Akşener, umdukları kadar Milliyetçi Hareket Partisine zarar veremedi.
İstenilen boyutta, oy kaybına uğratamadı, tabana hulul edemedi.

Çevirdiği kötü tiyatrolar, elinde patlayan tüm algılar ve en önemlisi ise Lütfü Türkkan meselesi, onun epey kan kaybetmesine neden oldu, halen de oluyor.

Kısacası; Ülkücülük iddiasını kimseye yediremedi.

HDP ve sol kesimim karşısında aşırı pasif kalması, hatta ağız birliği yapması, Demirtaş güzellemeleri/sempatizanlığı, bu iddiayı çürüttü.

Ümit Özdağ ise aynı projenin, sözde daha sert kanadı.
Daha radikal, daha ırkçı, daha popülist.

Akşener'in beceremediğini tamamlamak için, devreye o sokuldu.

Yaptığı çıkışlar ile de bunun böyle olduğunu zaten doğruluyor kendisi.

Özdağ, şimdi/şu anda, etkisiz gözükse de maalesef ve de özellikle "mülteci nefreti" üzerinden, insanları manipüle etmek ile çok tehlikeli bir potansiyele sahip bir kişi.

İstihbarat üzerinde uzman bir isim olduğundan, bu tip işlere çok aşina.

Şimdilik her şey belli bir çerçeve içinde ilerliyor.

Ancak eminim ki, çok kısa sürede muhalefet kanadında, bilhassa CHP kanadında çok değişik olayların cereyan edeceği kesin.

Çünkü kim ne derse desin, tüm muhalefettin içinde, Sayın Erdoğan'ın karşısında bir seçim kazanabilecek, tek bir isim yok ve bunu, kendileri de çok iyi biliyorlar.

Onun için, CHP Genel Başkanlık koltuğu çok daha iştah açıcı bir hedef.

Hedeflerinde de ancak, Meclis koltuğunu arttırmak var.
Var olmasına var da bunu bile nasıl yapacaklar, işte o da başka bir sayfa da yazıyor.

Bu arada ben de aslında iç siyasete hapsolmama düşüncesindeyim.
Ancak, maalesef ülkemizde buna kapılmamak pek mümkün görünmüyor.

Dış siyasette, hükümet ve devletimiz, çok şükür ki, akıllı ve akılcı siyasetler izleyerek çok iyi işler çıkartıyor ve ülkemizi, tarihi bir geçiş dönemi için en mükemmel pozisyona getiriyor.

Gerisini de bakıp izleyeceğiz.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam
OGÜNhaber