Seçimden sonra, seçimden önce demektir!

Özellikle de bu seçimlere 9 ay kadar kısa bir süre varsa!

Sayın Başkanın 24 Haziran gecesi hayli sinirli, üzgün olduğunu görmeyen kalmamıştır sanırım.

Sandıktan Partiye verilen mesajı iyi anladık, demesi ve hemen akabinde sıra sıra toplantılara çağırması, sonuç olarak da Kongreyi Ağustos ayına alması, bu işi ne denli ciddiye aldığının açık göstergesidir.

Evet ilk adımlar müsbet! 

Bir önceki yazımızda gördüklerimizi, duyduklarımızı dile getirmeye çalıştık. Ve şimdi ise açık açık bazı noktalara önemle vurgu yapma zamanıdır!

Mevcut seçim komisyonu ile 2019’a girmek felaket olacaktır!

Son seçimler göstermiştir ki, bu komisyon işinden anlamıyor. Mevcut Teşkilatlanma Başkanlığı ile de 2019 girmek, hezimeti beraberinde getirecektir.

Yapılan “yeniliklerde” anlaşılmıştır ki, burada da ciddi sıkıntılar var!

Haklarında, yolsuzluk, adam kayırma, hemşehirilicilik, pasiflik iddiaları olan Başkanlar ile de önümüzdeki seçime gidilirse, keza tabandan destek görmeyen, karşılığı olmayan adaylar ile seçime girilirse, 24 Haziran’ı mumla arar olacağımız aşikardır!

Aynı şekilde, halkın yerel sorunlarını dinleyip, analiz etmeden ve bu sorunların çözümünü seçim programlarında halka anlatmadan seçimlere girmek, harakiri yapmak demektir.

Sayın Erdoğan ile bu milletin derdi yok. Bunu seçimlerde açık ve net gösterdi!

Ancak yakın çevresi ile (Aile dahil) danışmanları ile kısacası onu saran klik ile sorunları var. Bunu da açıka gösterdi!

Ahbap Çavuş ilişkisine dayanan adaylar ile seçimlere gidildi!

Falanca Bakanın, filanca akrabanın istediği adaylar ile yöneticiler ile seçime gidildi. Gidildi de ne oldu?
Sonuç ortada!

FETÖ ile ilişkisi olan biri, hakkında ciddi belgeler bulunduğu halde Sayın Başkana aday olarak yutturuldu.

Daha evvellerde ise birinin hakkında düzenlenen yolsuzluk dosyası, teslim edilen Bakan tarafından, gereği yapılmadan, dosyanın muhatabına satılmıştı.

Allahtan ki bu aşağılık artık siyasette değil!

Bu şekil ilişkiler, çirkinlikler tüm yurtta tüm teşkilatlarda dönerken, aslında %42’yi öpüp başımıza koymamız gerekiyor!

Bu millet, belli oldu ki, hizmete oy vermiyor. Artık normal karşılıyor! Yani AK Partisi kendi çıtasını kendi yükseltti!

Yirmi ila otuz yaş arasında olanlara 1990’ları anlatmanın bir önemi yok. Çünkü onlara Masal gibi gelmekte ve de onlar bu ülkede önemli bir yüzdeyi oluşturmakta.

Yani “Yaparsa AK parti yapar” her ne kadar doğru olsa da, ancak malumun ilanı olmaktan öteye gidemeyen bir slogan.

AK Partisi’nin neler yaptığını herkes zaten açık ve net görüyor, ha görmek istemeyenlere de ne yaparsanız yapın, gösteremezsiniz…

Çünkü kabul etsek de etmesek de bu ülke de artık iki ayrı kutup var ve bu kutuplar birbirine ölesiye zıt! 

O kadar ki, aklın, mantığın almayacağı safsatalara inanıp, bu yalanları, iftiraları gerçek sanıp kanacak kadar derin bu ayrımlar! 

Hazin olan ise, AK Partisi kutubunda olanların isyanları, mutsuzlukları, üzüntüleri!

Geniş bir kitleyi küstürmeye başaran teşkilat yöneticileri ile Belediyeler, bunun ile ne kadar övünse azdır!

Ve işte bu küsen, incinen kitleyi, ki bunlar yaklaşık %10’a tekabül etmekte, tekrar saflarımıza çekmenin yollarını aramalıyız!

Vefa deseniz, onu da geçin lütfen. Çünkü günümüzde Vefa ancak İstanbul’da bir semtin adı olarak algılanmakta.

İnsanların isteklerine önem vermek gerekiyor ve bu istekleri yerine getirmeye yönelik adımların atılmasına.

Önümüzdeki seçimler, yerel seçimler! Ve bundan dolayı da yerel konuların, sorunların en vahim olduğu seçimler!

Ve eğer şimdi halka inilip bu ihtiyaç ve sorunlar iyi tespit edilmez ve bunların çözümü için çalışılmaz ise, kusura bakmayın da, aday olarak kimi koyarsanız koyun, bu seçimlerde çuvallarsınız!

Beceriksizlikleri tecil edilmiş, halkın desteğini kaybetmiş adayları koyarsanız, çuvallarsınız!

Parti içi herkes tarafından takdir görüp, düşman çatlatacak bir revizyon yapmazsanız, çuvallarsınız!

İşini belli ki yapamayan ve bu son seçimlerin mimarları olanları, sorumluluk sahnesinden çekmezseniz, çuvallarsınız!

Ha bu işler nasıl olacak diye düşünüyorsanız, o zaman gözünüzü yurtdışına çevireceksiniz. Yüzde 80 yakın oy alan Belçika da bunun esas mimarlarına bakacaksınız!

Tüm Avrupa da %70’e yakın oy almayı başaranlara ve bunun başında olanlara bakacaksınız. 
Demek ki istendiğinde oluyormuş!

Çünkü kızgın olan, üzülen sadece Sayın Başkan değil!

Hakikaten bu davaya gönül vermiş, inanmış, kapı, kapı gezmiş, sosyal medya da yırtınmış, ilkokul arkadaşlarını bile arayıp oy istemiş gönül erleri de sinirli ve de üzgün!

Hiç kimsede kazandık edası yok, kimse sevinemiyor, boyunları bükük!

Dedik ya AK Partisi kendi çıtasını kendi yükseltti diye. İşte bir önceki seçime göre daha fazla oy alamadığı zaman bu teşkilat, kazandık diyemiyor!

Niye daha yüksek oranla kazanamadık, niye daha farklı olmadı diye tam tersine üzülüyor!

Ama teşkilat ne yapsın?

Önüne koyulan listelere bakıyor, olmaz ki diyor ve buna rağmen, imkansızı başarmaya bakıyor. Hani bir laf vardır ya: “İmkansızlar hemen halledilir, mucizeler biraz zaman alır” diye, işte öyle bir şey!

İyi de bir, iki, bu hep böyle gidecek diye bir kaide yok ki. Kendi etrafımızdakileri de küstürürsek, yarın en mükemmel adaya bile oy toplamak için teşkilat bulamayacağız! 

Bu hale bir türlü gelindi! Geriye dönük yapılacak bir şey yok!

Ancak ileriye dönük yapılması gerekenler de belli!

İdam istemeler

Maalesef ülkemizde, tüm dünyada olduğu gibi, insanlık dışı, hatta hayvanlık dışı yaratıklar, vahşetleri ile gündeme gelmekte!

Her ne vakit böyle bir durum olsa, bizim millet ayağa kalkar ve idam ister. Bunda haklıdır da!

Ancak şu da bir gerçektir ki, siz kalkıp da terörist sevicilerine, oy verirsiniz, bunları Meclis’e taşır, hayır musallat ederseniz, bu tip isteklerde bulunmanız da ancak ve ancak şov dan ibaret olur!

Çünkü bilirsiniz ki, bunlar asla ve asla idama evet demeyecektir… 

Bu taleplerinizde eğer samimi iseniz, işte o zaman, bu işi yapabilecek tek adama, bu işi yapabilecek sayıda vekil verecektiniz!

Yani şimdi hiç boşuna yırtınmayın, geçti Bor’un Pazarı…

Bir diğer değinmek istediğim husus ise Sayın Soylu ve karşısında kenetlenenlerdir! 

Sayın Soylu sert bir üsluba sahiptir. Doğup büyüdüğü semt, gittiği lise, zor yerleridir. Buralarda, naziklikle, kibarlıkla pek bir şey elde edilmez. Semtler ise bir insanın kişiliğini etkiler!

Sayın Soylu’yu da etkilemiştir! Ona hırslı olmayı, dümdüz olmayı ve geri vites yapmamayı öğretmiştir!

Bundan dolayı da İçişlerinin başına girdiğinden beri, suçun da suçlunun da canı okumuş, teröristinde, sevicilerinin de başına bela olmuştur!

Tıpkı Liderinin dünyadaki zalimlerin başına bela olduğu gibi! 

Onun için de hiç kusura kalmasın, Erdoğan’dan Soylu’ya tepki bekleyenler, başka bir bahara kaldı derim ben!


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam 
OGÜNhaber