Referandum savaşındaki uslup..

12 Eylülde yapılacak olan Anayasa değişikliğine "evet"- "hayır" oylamasının yapılacağı referandum yaklaştıkça, hükümetten ve muhalefetten  bir siyasetçinin ağzına yakışmayacak çirkin sözler usluplar yükselmeye başladı. Sanki yapılacak olan şey bir oylama değilde bir SAVAŞ halini aldı.

Tüm partiler birbirlerini karalama kampanyası başlatmışlar havasına büründü. Mahalle ağzının hakim olduğu uslup sayesinde referandum amacını aştı ve konular saptırıldı. Bu sayede ne bir siyaset adabı nede bir ilim irfan terbiyesi kaldı. Bu durumdan en çok nasibinide halk aldı. Karşılarında kendilerine hiç saygısı olmayan liderler ve iktidar sayesinde neye inanacaklarını şaşırdılar.

Halka referandumun amacı ve içeriği anlatılmak yerine, partililer birbirlerini seviyesizce ve kişisel olarak eleştiriyorlar."Rekabet nezaket ister "., Liderlik sadece bağırıp çağırmakla olmaz..bilgiyle, görgüyle, anlayışla, sabırla, nezaketle pekişirse ancak   liderlik olur. İnsanları şaşırtmaya, inançsızlaştırmaya, korkutmaya, sindirmeye kimsenin hakkı yoktur. Hele hele de kendi seçtiğimiz insanların bizlere bu şekilde saygısızca davranmaları içler acısıdır. Referandum konusunu "evet" - "hayır" savaşına döndürenler ülkemizin geleceğini nasıl bir tehlikenin içine attıklarını sanırım göremiyorlar. Liderlerde sanki; " halk bu cehaletten hiç uyanmasın" , " konunun ne olduğunu bile anlayamasın" der gibi bir tavır var. Maalesef, insanlarımızda  öyle şartlandırılmış durumdaki, "kim daha çok sesini yükseltirse, kim daha çok hakaret ederse, kim daha cesur tehditlerde bulunuyorsa o daha haklıdır" a inanmaya başlamıştır.

Kendi adıma bu yaşanan REZALETTEN utanç duyuyorum.

Dünyanın neresinden bakılırsa bakılsın, ülkemizde yaşananların tirajıkomik  bir referandum olduğu görülmektedir. Bu yaşananlar, insanlığıyla,yardımseverliğiyle, nezaketiyle, kültürüyle , değerleriyle dünyaya nam salmış  ülkemize hiç yakışmıyor. Ülkemizi küçük ve elde edilebilir duruma sokmaktan da öteye gitmiyor. Yaşadığımız ve birbirimize yaptığımız  saygısızlık  emperyalistlerin, kapitalistlerin  ve diasporanın iştahını kabartıyor.

Farklı düşüncelere sahip insanların, birbirini anlama, anlatılmak isteneni algılama ve anlayış gösterme  noktasında sorunları olabilir. Ancak bu durum usluplarını kontrol etmelerine engel değildir.

Türkiyenin siyasetini  yöneten kişilerin uslup sorunu; miting meydanlarında, basın toplantılarında, medyada içlerini dökerken kullandıkları saldırgan, öfkeli, komik, şiddet dolu bir ifade şeklidir. Bu büyük bir saygısızlıktır. İnsanların doğru cümleyi bulamadıkları ( hatta yalan söyledikleri), karşısındakini ikna edecek doğru girişimleri olmadığı zamanlarda kullandıkları uygulamadan başka bir şey değildir uslubu sertleştirmek.

Siyasi liderler Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil ettiklerini unutmuş görünüyorlar. Hiç kimse halkın karşısında kahvehanede arkadaşlarıyla konusur gibi konuşamaz. Temsil ettiği toplumu küçük düşürüp onlara saygısızlık yapamaz.

Bu denli üst düzey bir ortamda bir yönetici, söylemlerinde haklı bile olsa, kendisine ve ülkesine zarar verecek bir duruma düşmemek için haddini bilmek zorundadır. Hiç kimse onları oraya kendilerini aşağılasın, küçük düşürsün diye getirmemiştir. Kendi seçtiğimiz insanların, koltuğa oturduktan sonra bizleri birer "hiç" görmesi ne kadar acı dır.

Son günlerde yaşanan referandum mitingleri, ülkemizde yapılan siyasetin ne kadar "kalitesiz" olduğunun göstergesidir. Amaç bir şeyler üretmek, sorunları çözmek, olası sorunlara karsı önlem almak, mevcut sıkıntıları gidermek değildir. Amaç; bu referandumu bir güç savaşına dönüştürmek, rakiplerini çamurlamak, kişisel durumları deşifre etmek ve bunların hepsi kullanılarak halkın kafasını karıştırmaktır. Kısacası bu savaşın tek mağduru yine "halk" olacaktır.

Hiç kimsenin kişisel amaçları doğrultusunda, iktidar  kavgasında, halkın iyiniyetini ve temiz duygularını sömürmeye hakkı yoktur. Halkı "enayi" yerine koyanlar bir zaman sonra onları bulundukları yere getiren halkın, oradan aşagıya atacağınıda unutmamaları gerekir.

Unutulmaması gereken bir şey de; İKTİDAR GELİP GEÇİCİDİR  ama halk  daima buradadır, hiç bir yere gitmeyecektir ve kendisine yapılanları asla unutmayacaktır.

Şimdi, kendilerini dış güçlerin korumasında görenler, hafızalarının bir yanına kazımalılarki; kendi insanına değer vermeyenlerin , onları küçük görenlerin, başka ulusların kendilerine saygı duymasını ve sonuna kadar arkalarında olacaklarını beklemeleri sadece hayal olur..

 
OGÜNhaber