CHP’de siyaset değil çamur siyaseti hâkim

Türkiye’de siyaset her zaman sert olmuştur. Eleştiriler olur, tartışmalar olur, zaman zaman tansiyon yükselir. Ancak son dönemde özellikle CHP cephesinde ortaya çıkan tablo artık siyasi rekabetin çok ötesine geçmiş durumda.

Bugün CHP yönetimine baktığımızda siyaset üretmek yerine insanları hedef alan, itibarsızlaştırmaya çalışan, hakareti ve çirkefliği merkezine koyan bir anlayış görüyoruz. Başta Özgür Özel olmak üzere parti sözcülerinin kullandığı dil toplumda ciddi bir rahatsızlık oluşturmaya başlamıştır. Özellikle Ali Mahir Başarır gibi isimlerin kullandığı üslup artık muhalefet dili olmaktan çıkmış, doğrudan insanları linç etmeye dönüşmüştür.

Son günlerde yaşanan Burcu Köksal meselesi ise CHP’nin gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Partisi içerisindeki baskılardan rahatsız olduğu konuşulan Burcu Köksal’ın istifa süreci sonrasında yaşananlar gerçekten ibretliktir. İnsan doğal olarak şunu soruyor; bir insan sizin partinizdeyken iyi, dürüst, başarılı ve örnek bir siyasetçi oluyor da partiden ayrıldığı anda mı kötü oluyor? Dün alkışladığınız, meydanlarda omuz omuza yürüdüğünüz bir insanı bugün hedef tahtasına koymanın adı siyaset değildir.

Özgür Özel’in televizyon ekranlarında kullandığı ifadeler ise tam anlamıyla kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Bir siyasi parti genel başkanının kullandığı dilin topluma örnek olması gerekirken maalesef tam tersine toplumu geren, insanları kutuplaştıran ve seviyeyi düşüren bir üslup görüyoruz. “Kocanı boşa ama CHP’yi bırakma” şeklindeki sözler, siyasetin ne kadar çirkin bir noktaya taşındığının açık göstergesidir. Bu nasıl bir mantıktır? Bu nasıl bir siyaset anlayışıdır? İnsanların özel hayatı üzerinden mesaj vermeye çalışmak, siyasi bir tartışmayı aile ilişkileri üzerinden yürütmek hangi demokrasi anlayışına sığmaktadır?

Daha da önemlisi şu sorunun cevabını kim verecek? Eğer ortada gerçekten bir usulsüzlük, bir yanlışlık ya da bir yolsuzluk varsa neden Burcu Köksal CHP’deyken sesinizi çıkarmadınız? Neden o dönem tek kelime etmediniz? İnsanların aklıyla alay etmeyin. Dün beraber yol yürüdüğünüz insanlara bugün iftira atmak, onları itibarsızlaştırmaya çalışmak siyasi ahlaksızlığın en net örneklerinden biridir.

CHP’nin bugün yaşadığı en büyük sorun tam da budur. Onlar için mesele hukuk değildir, mesele ahlak değildir, mesele ilkeler değildir. Tek mesele partiye sadakattir. Eğer kişi CHP’nin içerisinde kalıyorsa hakkında çıkan onlarca iddia görmezden geliniyor. Her türlü rezaletin üstü örtülüyor. Ama biri çıkıp “Ben artık bu yapının içerisinde olmak istemiyorum” dediği anda hemen saldırıya geçiliyor. İşte o zaman hakaretler başlıyor, iftiralar başlıyor, karakter suikastları başlıyor.

Bugün Türkiye’nin birçok yerinde CHP’li belediyelere yönelik ciddi iddialar konuşuluyor. Bazı belediye başkanları cezaevinde, bazıları hakkında soruşturmalar yürütülüyor, bazı belediyelerde ortaya çıkan görüntüler milletin vicdanını rahatsız ediyor. Ancak CHP yönetimine baktığınız zaman bu isimlere karşı son derece korumacı bir tavır görüyorsunuz. Çünkü mesele iddiaların doğruluğu değil. Mesele partide kalıp kalmamaları. CHP’nin yaklaşımı maalesef tamamen budur.

Aynı tavrı daha önce Özlem Çerçioğlu konusunda da gördük. Dün “Topuklu Efe” diyerek yere göğe sığdıramadıkları insanlara bugün farklı bir gözle bakmaya başlıyorlar. İnsan gerçekten hayret ediyor. Siyasette fikir ayrılığı olabilir, insanlar farklı tercihler yapabilir. Bu son derece doğal bir durumdur.

Ancak dün alkışladığınız insanları bugün hain ilan etmek, özel hayatları üzerinden saldırıya geçmek kabul edilebilir bir durum değildir.

CHP’nin en büyük problemi farklı fikirlere tahammül edememesidir. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşmanlaştıran bir anlayış hâkim olmuş durumda. Oysa demokrasi dediğiniz şey çoğulculuktur. İnsanların farklı düşünmesine, farklı kararlar vermesine saygı gösterebilmektir. Ama CHP içerisinde farklı bir ses çıktığında hemen linç kültürü devreye giriyor. Bu durum sadece parti içerisindeki insanları değil toplumun geniş kesimlerini de rahatsız ediyor.

Daha da vahimi CHP’nin sürekli mağduriyet siyaseti yapmasıdır. Kendilerine yönelik en küçük bir eleştiriyi bile demokrasiye saldırı gibi göstermeye çalışıyorlar. Ancak iş kendi içlerinden ayrılan insanlara gelince en ağır hakaretleri etmekten geri durmuyorlar. İşte bu samimiyetsizlik insanları CHP’den uzaklaştırıyor. Çünkü insanlar artık söz değil samimiyet görmek istiyor.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey kavga siyaseti değildir. İnsanlar hizmet görmek istiyor, proje görmek istiyor, çözüm görmek istiyor. Ama CHP cephesine baktığınızda sürekli bağıran, sürekli kavga eden, sürekli hakaret eden bir yapı görüyorsunuz. Her gün yeni bir polemik, yeni bir kriz, yeni bir kavga. Türkiye’nin gerçek sorunlarına dair ortaya konulan ciddi bir vizyon göremiyoruz.

Bir siyasi partinin büyüklüğü, kendisinden ayrılan insanlara gösterdiği tavırla ölçülür. Eğer bir insan partinizden ayrıldığında ona hemen saldırıyorsanız, ailesi üzerinden mesaj veriyorsanız, özel hayatını siyasete malzeme yapıyorsanız burada çok ciddi bir ahlak problemi vardır. Güçlü partiler özgüvenle hareket eder, korkuyla değil. Ama CHP’nin bugün ortaya koyduğu tablo maalesef büyük bir özgüven kaybının göstergesidir.

Ne yazık ki CHP yönetimi bugün eleştiriye açık bir yapı olmaktan tamamen uzaklaşmıştır. Kendilerine yönelik en küçük bir itirazı bile düşmanlık olarak görüyorlar. İnsanları susturarak, korkutarak, hedef göstererek siyaset yapmaya çalışıyorlar. Oysa demokrasi baskıyla değil özgürlükle güçlenir.

Türkiye artık bu çamur siyasetinden yoruldu. İnsanlar daha seviyeli bir dil görmek istiyor. Hakaretin değil fikrin konuşulduğu bir siyaset istiyor. Ancak CHP’nin son dönemde ortaya koyduğu tablo maalesef bunun tam tersidir. Hakaretin, iftiranın ve çirkefliğin normalleştiği bir anlayış hâkim hale gelmiştir.

Yazık olan ise kendisini özgürlüklerin, demokrasinin ve insan haklarının temsilcisi gibi göstermeye çalışan bir partinin, kendi içindeki farklı seslere bile tahammül edememesidir. Dün beraber yürüdüğü insanlara bugün düşman muamelesi yapan bir anlayışın topluma demokrasi dersi vermeye çalışması ise gerçekten büyük bir çelişkidir.

Siyaset kinle yapılmaz. Siyaset iftirayla yapılmaz. Siyaset insanların özel hayatlarını hedef alarak yapılmaz. Siyaset milletin derdiyle dertlenerek yapılır. Türkiye’nin ihtiyacı olan da tam olarak budur.

Kalın Sağlıcakla…

OGÜNhaber