Mezopotamya… İnsanlık tarihinin en kadim coğrafyalarından biri. Medeniyetlerin doğduğu, kültürlerin buluştuğu, kadim halkların yüzyıllardır birlikte yaşadığı bu topraklar ne yazık ki tarih boyunca aynı zamanda savaşların, acıların ve gözyaşının da merkezi olmuştur. Mezopotamya’nın kaderi midir bilinmez ama bu coğrafya neredeyse her dönemde büyük güçlerin hesaplarının merkezinde yer almıştır. Bu hesapların içinde en çok kullanılan halklardan biri ise ne yazık ki Kürtler olmuştur.
Kürtler yüzyıllardır bu coğrafyanın asli unsurlarından biridir. Kültürüyle, diliyle ve tarihiyle Mezopotamya’nın önemli bir parçasıdır. Ancak Kürtlerin yaşadığı coğrafya jeopolitik açıdan son derece kritik bir bölgede bulunduğu için tarih boyunca birçok dış gücün dikkatini çekmiş ve bu durum Kürt toplumunu çoğu zaman başkalarının planlarının içine sürüklemiştir.
Tarih incelendiğinde emperyalist güçlerin Kürtleri çoğu zaman bir ortak ya da gerçek müttefik olarak değil, bir araç olarak gördüğü açıkça görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı sonrası Orta Doğu haritası çizilirken de benzer vaatler yapılmış, ancak bu vaatlerin büyük bölümü hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Kürtler o dönemde de büyük güçlerin sözlerine güvenmiş, fakat sonuçta ortaya çıkan tablo Kürtlerin beklentilerini karşılamaktan çok uzak olmuştur.
Özellikle son elli yılda Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler bu gerçeği daha da net ortaya koymuştur. Irak’ta, Suriye’de ve bölgenin farklı noktalarında yaşanan savaşlar sırasında Kürtler birçok kez büyük güçlerin planlarının bir parçası hâline getirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere bazı Batılı ülkeler ve İsrail, zaman zaman Kürtlere destek veriyor gibi görünmüş, ancak bu destek çoğu zaman kendi stratejik çıkarlarının bir parçası olmuştur.
Bugün Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler dikkatle incelendiğinde aynı senaryonun farklı ülkelerde tekrar tekrar sahneye konulduğu görülmektedir. Dün Irak’ta yaşananlar, bugün Suriye’de yaşananlar ve yarın başka bir ülkede yaşanabilecek gelişmeler aslında benzer stratejilerin ürünüdür. Büyük güçler için bu coğrafyada yaşayan halklar çoğu zaman jeopolitik satranç tahtasındaki taşlar gibi görülmektedir.
İsrail’in yıllardır konuşulan “Büyük İsrail” hedefi etrafında yapılan tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bölgenin sürekli olarak istikrarsız kalması, güçlü devletlerin zayıflatılması ve toplumların birbirine karşı kışkırtılması bazı güçlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu nedenle etnik ve mezhepsel farklılıkların sürekli olarak gündeme getirilmesi, bölgedeki çatışma dinamiklerinin canlı tutulması dikkat çekici bir durumdur.
Bugün benzer bir senaryonun İran üzerinden kurgulanmak istendiğine dair birçok değerlendirme yapılmaktadır. İran’daki Kürt nüfusunun bazı dış aktörler tarafından yeniden bir çatışma sürecine çekilmek istendiği yönünde yorumlar bulunmaktadır. Ancak tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Bu tür süreçlerde en ağır bedeli her zaman sahada yaşayan halklar ödemektedir.
Emperyalist güçler için dostluk kavramı çoğu zaman geçicidir. Bugün destek verilen bir yapı yarın çıkarlar değiştiğinde kolaylıkla gözden çıkarılabilir. Dün Irak’ta kullanılan güçler nasıl yalnız bırakıldıysa, bugün başka bölgelerde kullanılan grupların da benzer akıbetlerle karşılaşma ihtimali vardır. Bu nedenle dış güçlerin verdiği destek hiçbir zaman gerçek ve kalıcı bir güvence olarak görülmemelidir.
Tam da bu noktada Kürt toplumunun tarihsel tecrübelerden ders çıkarması son derece önemlidir. Kürtler bu coğrafyanın kadim halklarından biridir ve kendi geleceklerini başkalarının planlarına bağlamak yerine kendi akıllarıyla, kendi iradeleriyle hareket etmek zorundadır. Aksi takdirde tarih boyunca defalarca yaşanan acıların yeniden yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Bir Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak açıkça ifade etmek isterim ki Kürtlerin emperyalist güçlerin planlarının bir parçası hâline getirilmesi beni derinden rahatsız etmektedir. Çünkü tarih göstermiştir ki dış güçlerin desteğiyle yürütülen hiçbir mücadele gerçek anlamda kalıcı bir çözüm üretmemiştir.
Kürtlerin artık başkalarının planlarının bir parçası olmayı reddetmesi gerekir. Hiçbir küresel güç Kürtlerin gerçek dostu değildir. Her biri kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder ve gerektiğinde en yakın görünen müttefiklerini bile gözden çıkarabilir.
Bu nedenle Kürtlerin en büyük gücü kendi akılları, kendi iradeleri ve yaşadıkları ülkelerin halklarıyla kuracakları güçlü birlikteliklerdir. Kürtler kimsenin oyuncağı değil, kimsenin maşası olmamalıdır. Tarih boyunca başkalarının hesapları uğruna dökülen kanın, yaşanan acıların ve kaybedilen hayatların tekrar etmemesi için artık bu gerçeğin görülmesi gerekmektedir.
Kalın Sağlıcakla…