Afrika Kıtası Konumunu ve Geleceğini Yeniden Şekillendirebilecek mi?

Afrika kıtası, yaklaşık 1,5 milyar nüfusuyla dünyanın en büyük ikinci kıtası olmakla beraber, gerek doğal kaynaklar gerekse maden ve kıymetli metaller açısından dünyanın en zengin kıtasıdır. Ancak, bugünkü mevcut yaşam standardı, üretim ve gelir seviyesine baktığımızda Afrika’nın büyüklüğü ve sahip olduğu doğal zenginlik ile orantılı bir konuma sahip olmadığını görebiliriz.
 
Afrika, bünyesinde bulunan 54 ülkeyle, kendi kimlik değerlerini ve sahip oldukları zenginliği Afrika’nın geleceği ve yaşayan toplumların refahı için kullanma gayretindedir. Ancak bu zorlukların önündeki önemli engeli, gelişmiş Batılı ülkelerin Afrika üzerindeki geçmiş deneyimlerine ve Afrika kimliğinin bir ölçüde sindirilmiş olmasına bağlamak mümkündür.
 
Bugün Batılı ülkelerin karşı karşıya olduğu göçmen krizinin asli sebeplerinden biri de kıtanın sahip olduğu genç nüfus, yeraltı ve yerüstü zenginliklerine rağmen, karşı karşıya olduğu açmazlar, tarihsel olarak çözümlenemeyen sorunlar ve karmaşık iç ilişkilerdir. Temelde göçmen krizini Batı’daki yaşam seviyesi ve kolaylıkları tanıyan Afrikalının aynı yaşam seviyesini elde etme arzusuna yönelik girişimleri olarak görmek gerekir. Nitekim bugün Avrupa’da ekonomik sorunların yanı sıra yaşanan en önemli sorunlardan biri göçmen krizi ve bu krizin ana kaynağı da geçmişte sömürü altında kalan Afrika ülkeleridir.
 
Avrupa’da, Ortadoğu’da ve Ön Asya’da önemli gerilimler yaşanırken, Afrika kıtası daha sessiz ve sakin bir şekilde toparlanma ve kendi kimlik değerlerini yeniden kazanma yönünde gayret göstermektedir. Nitekim son birkaç dönem BM Genel Kurulu‘nda gündeme gelen “İnsan Hakları”, toplumların eşit hak ve imkanlardan eşit ölçüde yararlanma konusu ciddi yer işgal ederken, Afrika ve Afrikalı toplulukların içinde bulunduğu durum da BM gündeminde yer tutmuştur.
 
Afrika’nın mevcut tutumunu en yüksek seviyede destekleyen söylem, yine Türkiye ve Sn. Cumhurbaşkanımızdan gelmiştir. Günümüzde yaşanan birçok önemli olumsuzluk ve söylem karşılığında başta Filistin Halkı ve Gazze’nin yaşadığı sorunlar paralelinde, “Dünya 5’ten büyüktür” söylemi, BM ortamında, Afrika ülkeleri için de büyük bir destek ve motivasyon kaynağı oluşturmuştur.
 
Nitekim, muhtelif kurumların hazırladığı, dünya haritasında, Afrika’nın işgal ettiği büyüklüğün harita üzerinde gerçeklikle uyuşmadığı, Afrikalı temsilciler tarafından BM ortamında gündeme getirilmiş ve dünya haritasının Afrika’nın kendi gerçek büyüklüğü ile orantılı değiştirilmesi teklifi BM genel kurulunda, Mart 2026’da köleliğin bir insanlık suçu olarak kabul edilmesi kararının ardından, 4 Eylül 2026 tarihinde gerçek ölçekler çevresinde dünya haritasının değiştirilmesi teklifi kahir ekseriyetle kabul edilmiştir. Her ne kadar bu karar bağlayıcı olmasa da ortaya konan yeni yaklaşım kölelik ve sömürgeleştirmeyle ilgili tazminat konusunu diplomatik tartışmanın merkezine alarak Afrika için uluslararası platformlarda yeni bir süreci başlatmıştır.
 
BM Genel Kurulu nezdinde daha önce de birçok defa gündeme getirilip sonuç alınamayan bu kararı, Afrika için büyük bir zafer ve yeni bir dönemin işaret fişeği olarak değerlendirmek mümkündür. Bu gelişme Afrika’yı ilgilendiren birçok konuda da sembol bir örnek haline dönüşmüş, masum mazlum Afrika kendi haklarını savunma ve sonuç alabilme konusunda cesaretlenmiştir.
 
BM nezdinde alınan bu iki önemli diplomatik karar, Afrika’ya birlik ve beraberliğin yanı sıra hazırlıklı bir şekilde uluslararası arenada tek vücut olma ve Afrika grubu olarak inisiyatif alma kapasitesini geliştirme kabiliyetini ortaya koymuş; Afrika, Batı, Çin, ABD veya Rusya gibi diğer güçlerin önünde, kendisini ilgilendiren konularda tepki verebilecek bir seviyeye ulaşmıştır. Bu gelişme alışılmadık bir şekilde BM koalisyonlarını Afrika kökenli öneriler konusunda yeni bir pozisyon oluşturmaya zorlamıştır.
 
Her ne kadar bu konular Afrika’nın bugünkü konumuna doğrudan bir katkı sağlamasa da, artık Afrika’nın uluslararası kurumlar ve küresel sistemdeki yerini düzeltebilmesi, uluslararası kural ve ticarette vergilendirme şartlarını yeniden tanımlayarak, temsil imkanı bulamadığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde reform sağlama arzusuyla, tüm dünyayı ilgilendiren çevre ve iklim konularında da daha fazla etkiye sahip olma imkanını da elde edebildiğini söylememiz mümkündür.
 
Geçmişte geleneksel olarak farklı etki ve baskı altındaki Afrika devletlerinin uluslararası ortamlarda hemfikir ve yeknesak bir tutum sergileyebildiği örnekler çok azdır. Bu süreç Afrika’ya yeni ve farklı bir yaklaşım ve boyut kazandırmıştır.
 
54 devletle ortak pozisyon oluşturma anlayışı ve kısmi farklılıklara rağmen ortaya konan başarı, Afrika için strateji oluşturma ve topyekûn harekete geçme anlayışını daha da kolaylaştırmıştır.
 
Çok taraflı diplomaside stratejik olarak, Afrika’nın sayısal ağırlığının önemli olduğunu gören Batı bugüne dek bu avantajdan önemli ölçüde kendi lehine yararlanmıştır. Ancak, bundan böyle dengelerin değiştiğini ve Afrika’nın birlik halinde kendi lehine özel bir strateji oluşturma yönünde önemli mesafe kat ettiğini, ortaya konan iki karardaki başarısıyla ifade etmek mümkündür.
 
BM’de gündeme gelen her iki karar tasarısına karşı dikkat çeken hususlardan birisi ise ABD’nin her iki karara da karşı oy kullanması olmuştur. Her ne kadar düşündürücü bir soru işareti olarak karşımıza çıksa da, başarıyla sonuçlanmış olması ayrı bir motivasyon kaynağıdır. Afrika’ya karşı gerek ABD gerek ise AB tarafından uygulanan vize kısıtları ve Afrika’ya yönelik, Uluslararası yardımların son dönem ekonomik krizler gerekçe gösterilerek askıya alınması, buna rağmen her iki kesimin ticarette Afrika’yı önceliklemesi, Afrika’nın gelecekteki stratejik konumu açısından ayrı değerlendirme konusudur.
 
Karar çerçevesinde oluşturulabilecek yeni Afrika haritasının Afrika’da büyük değişiklikler sağlamayacağı ayrı bir gerçeklik olmakla birlikte, bu sembolik başarı, Afrika ve Afrika kimliği ile uluslararası platformlarda öteden beri var olma savaşı veren, kendini kabul ettirme mücadelesi içindeki 54 Afrika ülkesi açısından sembolik fakat stratejik bir sonuçtur. Bazen semboller boşuna değildir, dünyaya bakış açımızı etkiler. Bu, önemli bir mücadele stratejisi olmakla birlikte, Afrika’nın geleceğe yönelik stratejisini birlik içinde oluşturması açısından da önemlidir.
 
Ancak, bugün bazı ülkelerin Afrika’daki birlik beraberlik anlayışını yıpratmaya yönelik, Etiyopya, Somali,  Sudan gibi sorunları Afrika’nın birlik yaklaşımını zedelemeye yönelik ayrı bir yaklaşım olarak görmek mümkündür.
 
Afrika’da Batının göçmen krizi karşısındaki tutumu değişik coğrafyalarda yaşanan bölgesel krizler, yeni yetişen neslin çağın imkanları ile dünya gündemini çok daha yakından takip edilebiliyor olması, kimlik bilincinin gelişmesine, Pan-Afrikanizm ve egemenlik anlayışlarının son yıllarda güçlü bir şekilde ve yeniden canlanmasına imkan vermiştir. Afrika, sahip olduğu bu birliktelik anlayışını diplomatik düzeye taşıma bilincini kuvvetlendirme arzusu içindedir. Ancak, bu birlikteliğin ekonomik, yaşamsal maddi reformlara dönüştürülmesi, henüz biraz zamana gerek olduğunu hissettirmektedir.
 
Önemli bir diğer konu ise, Afrika topluluklarının uluslararası platformlarda tazminat taleplerini gündeme getirmesidir. Mevcut tazminat meselesinin çok boyutlu yönleri bulunmakta ve ekonomik, sosyal, toplumsal, hukuki olmak üzere gündemde tartışılmaktadır. Asli sorun ise geçmişin açmış olduğu bu yaralardan kaynaklanan tazminat davasının hangi uluslararası mahkemeler tarafından, ele alınacak olması ve birkaç asra yönelik tazminatın hangi ekonomik kurallar doğrultusunda nasıl tespit edileceği ve kimlerin bu ödemelere tabi olacağı tartışmalarıdır.
 
tuicakademi.org
Ömer Faruk DOĞAN
OGÜNhaber