Kanal İstanbul..

2011 yılında seçimlerden önce Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul projesini açıklamıştı. Çılgın bir proje olarak İstanbullulara ve Türk halkına tanıtıldı.

O yıllarda proje fazla ciddiye alınmamıştı ve çok gündeme gelmemişti. Birkaç köşe yazarı yazılarında projeye itiraz etmiş, bazıları da projeyi anlamadan onaylamışlardı.

Bu açıklamanın üzerinden tam sekiz yıl geçti ve üzerinde analizler, ciddi çalışmalar yapıldıktan sonra tekrar halkımıza sunuldu.

Peki ne oldu da şimdi büyük bir yaygara koparılıyor? TV kanallarında her gece Kanal İstanbul tartışılıyor. 2011'de bu kadar itiraz yokken şimdi nedir bu itirazlar?

Belki o dönem "Bu nasıl olsa İstanbulluların önüne konmuş bir seçim malzemesidir, yapılmaz, bir hayal ürünüdür" dediler de zaman geçtikçe ve Sayın Erdoğan söz verdiği bütün projeleri tek tek gerçekleştirip tekrar gündeme gelince işin ciddiyetini anladılar.

Tıpkı bunun gibi Avrasya Tüneli, Marmaray, Kuzey Marmara Oto Yolu ve dünya gündemini dahi meşgul etmiş olan İstanbul
Havalimanı'da bütün itirazlara rağmen tek tek yapıldı. O gün Havalimanına karşı olanların bugün hiç sesleri çıkmıyor. Bu eleştirilerin ne kadar boşa çıktığını hepimiz gördük.



Haydi biraz daha eskiye gidelim;

Hani Boğaziçi Köprüsü yani şimdiki adıyla Şehitler Köprüsü yapımına karar verildiği 1970 yılında da benzer şekilde itirazlarla karşılaşılmış, buna rağmen o dönem iktidarda olan Adalet Partili Hükümet tarafından 1973'te tamamlanarak halkın hizmetine açılmıştı.

Yine aynı şekilde rahmetli Özal boğaza ikinci köprü yapımını gündeme getirdiğinde aynı zihniyet muhalif seslerini yükseltmiş, buna rağmen bugün dünyanın en büyük 14. çelik asma köprüsü olan Fatih Sultan Mehmet köprüsü 1988'de tamamlanarak halka açılmıştı.

Rahmetli Adnan Menderes Vatan Caddesi'ni 10 şerit yaptırdığında, o zamanın aynı dar görüşlü muhalif kesimleri tarafından "Uçak mı indireceksin?" diye tepki almıştı.

Geçmişe baktığımızda da Avrasya tüneline, Osman Gazi Köprüsüne, Yavuz Sultan Selim Köprüsüne ve İstanbul Havalimanına kimler ve neden karşı çıktıysa, bugün Kanal İstanbul'a karşı çıkanlar aynı zihniyettir niyetleri bellidir.

Recep Tayyip Erdoğan muhalifliği o kadar gözlerini kör etmiş ki ülkenin ve milletin yararına olan hizmetleri dahi O'nun icraati olacak, O'nun itibarı artacak düşüncesiyle istemiyorlar.

Daha geçen günlerde Türkiye'nin gururu olan yerli otomobilin tanıtılması üzerine bir iki köşe yazarı ve gazeteci yaygara koparıp utanmadan "İyi bir araba kaportacısı bile parasını verin üç ayda bu arabayı yapar" yazıyor.

Sormazlar mı adama, bunca sene neden yapmadınız o halde diye ?

Bir dikili ağacınız yok, bu ülkeye taş üstüne taş koymadınız, yaptığınız tek şey bol bol heykel, sizi tutan mı vardı, madem bu kadar kolaydı siz yaptırsaydınız o kaportacıya (!) yerli üretim bir otomobil?

Neyse dostlarım fazla uzatmayalım yazacak o kadar çok şey var ki. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir muhalefet göremezsiniz. Bir ülkenin hükümeti iş üretecek, proje üretecek ama karşı taraf hep eleştiri, hep itiraz.

Gelelim Kanal İstanbul'a. Bu proje tam sekiz sene sonra ciddi bir şekilde masaya konmuş, araştırmalar yapılmış ve her yönüyle olumlu çıkmış. Tabi muhalif partiler işin ciddiyetinden tutuşmuş olmalı ki açıklama üstüne açıklama yapıyorlar. Hem de acayip bir uslüpla "Ben bu kanalı yaptırmam" şeklinde saçma bir inatlaşmayla hükümeti karşısına alıyor hükümet ise "Bu kanal yapılacak" diyor.



Her iki taraf da tam anlamıyla net bir tavır ortaya koymadılar. İtiraz edenler benim şahsi düşünceme göre sırf bu işi Recep Tayyip Erdoğan yapacak diye karşı çıkıyor, hükümet ise CHP ve diğer millet ittifakına inat yapılacak diyor.

Ben bu güne kadar bu konuda yazı kaleme almamıştım. Sessiz kalıp beklemeyi tercih ettim. Her iki tarafı da dinleyip ona göre yazarım dedim.

Gözlemlerim neticesinde şunun farkına vardım, durum öyle bir hal almış ki Bilim adamları bile ikiye bölünmüş durumda. Karşı çıkanlar ve yandaşlar diye.

Ne acı ki büyük bir bölünme yaşıyoruz. Ama bu bölünmeye sebep olan, neye muhalefet ettiğini bile bilmeyen ülkemizin sorumsuz muhalefetidir. Bunu tanıtımı yapılan yerli otomobil mevzusunda da gördüm.

Kanal İstanbul gerçekten çok büyük bir proje. Belki yüz yılın projesi. Bu kanal coğrafi yönden de devletler arası hukuk yönünden de ne Süveyş ne de Panama kanalına benzer.

Bu mevzuda hükümetimizin bir eksiği var. O da projenin tanıtımı. Bu proje çok iyi anlatılmalı, tanıtılmalı. Bu konuda referandum yapılmasını da doğru bulmuyorum. Hükümetler proje koyar, üretir, çalışır ve uygular, her proje için referandum yapılmaz.

Aslında bu referandumun arkasında da başka şeyler yatıyor. İmamoğlu ile Erdoğan'ı karşı karşıya getirmek istiyorlar.

İmamoğlu elinde onbeş maddelik bir yazıyla çıkıp İstanbul halkına bu projenin yanlış olduğunu kendine acındıra acındıra, demogoji yaparak anlatmış. Biraz olsun başarılı da olmuş. Hükümet de çıkıp cevap vermiş, "proje yapılacak" diyor.

Bilim adamları da ikiye bölünmüş kimi olur kimi olmaz diyor. Siyasi görüşleri bilimsel görüşlerinin önüne geçmiş. Peki şimdi ne olacak?

Herkes biliyor ki Erdoğan kafasına koyduğunu mutlaka yapar. Peki biz bilim adamlarından hangisinin dediğine güvenelim?

Benim önerim bu proje için Japonya'da çok iyi bilim adamları var, bugün ülkemiz dahil dünyanın pek çok yerinde sismik araştırmalar, coğrafi-jeolojik yeraltı araştırmaları yapıyorlar, bu konuda çok donanımlı ve tecrübeliler. Yine Koreli mühendislerin inşaat alanında oldukça tecrübeli ve uzman olduklarını biliyoruz.

Her iki ülkeden bilim adamlarını çağıralım. Bu bilim adamları bizlere, herhangi bir siyasi fikre taraf olmadan gerekli bilgiyi verecektir. Bu bence çok uygun bir çözümdür.

Bir de Katarlı iş adamları var. Ben kendileriyle birkaç iş yaptım, karlı olmayan hiç bir yatırıma paralarını koymazlar. Yani öyle gözleri kapalı hiç bir işe girmezler. Ama gel gelelim bazı kesimler Katar deyince Arap sermayesi diye ayağa kalkıyorlar.

Bu da başlı başına uzun bir yazı konusu, daha sonra bunu sizlerle "Arap sermayesi" adı altında paylaşacağım inşallah.

Fakat şunu da yazmadan geçmek isyemiyorum. Birkaç bankamız Hollandalılar ve İspanyollara satılmış, kimseden ses yok ama Arap sermayesi olunca fırtına kopuyor.

Unutmayın ki bugün Avrupa ayaktaysa bu Arap sermayesi nedeniyle ayakta. Onların bugünkü durumu, Arap dünyasının paralarının İsviçre, Londra bankalarında olması ve ayrıca Avrupa topraklarında edindikleri mülkler, yaptıkları yatırımlar sayesindedir.

Bu ülkelerinin muhalif partilerine bakın, bu konuda sesleri çıkıyor mu bir de bizdekilere bakın. Arap deyince düşmanlıklarını ortaya koyuyorlar. Bundan dolayı Arap sermayesi yavaş yavaş, korka korka geliyor ülkemize.

Bunca inşaat firmaları, projeleri yapanlarla konuştum şahit oldum. Araplar olmasa halimiz harap diyorlar. İnşaatçılıkta Arapların son zamanlar ülkeye yatırımda korktuklarını, azaldıklarını söylüyorlar.

Sözün kısası Katarlılar boş işe yatırım yapmazlar. Eğer onlar bu işe girerse faydalı demektir.

Evet dostlarım bu proje hakkında benim fikrimi sorarsanız ben yapılsın derim. Ama önce bu bahsettiğim bilim adamları gelsinler bize anlatsınlar. Elbette ki Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a güvenim tamdır, bizleri bir maceraya sürüklemediğini çok iyi bilmekteyim fakat bunun bu şekilde İstanbul halkına açıklanması anlatılması güven sağlayacaktır.

Bir taraf ne yapılırsa yapılsın hayır diyecek zaten, o kesin. CHP milletvekili Engin Altay'ın şu sözleri bu zihniyeti çok güzel ifade etmektedir;

"Bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa bizim bu hükümeti alkışlayacak halimiz yok. Milletin bize verdiği görev bu kardeşim."

Bu sözleriyle seçmeninin isteğinin bu yönde olduğunu belirterek ne kadar yararlı proje olursa olsun karşı çıkacaklarını maalesef bu şekilde dile getirmişti. Ülkemizde muhalefetin özeti bu.

Yazıma bu projenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını dileyerek son veriyorum. Hayırlıysa olsun değilse olmasın.

Allah'a emanet olunuz!
OGÜNhaber