Ruhun terazisi vicdan

Modern zamanlarda insanlar vakitlerinin büyük kısmını televizyon-internet-akıllı telefonla geçiriyor, kapı komşusunun hatırını soracak zamanı kalmıyor. Akraba ziyaretlerinin yerini çoktan AVM gezmeleri almış. İlişkilerde fedakârlık neredeyse enayilikle eş değer. “İnsan insanın kurdudur” felsefesiyle büyütülmüş kişilere göre herkes ‘çok tehlikeli’. Daha çok kazanmaya odaklanmış tüketim canavarları için de başkalarının maddi-manevi ihtiyaçlarının ehemmiyeti yok. Dolayısıyla her geçen gün biraz daha fazla insan, vicdanının sesini duyamıyor; çocuklar merhamet, karşılıksız verme-sevebilme, şefkat, vicdan gibi kavramlarla tanışma fırsatını yakalayamıyor. Yoksa mükemmel şekilde yaratılmış insan nasıl bu kadar duyarsız kalabilir ki hayata? Hâlbuki duyan, hisseden, farkına varan, vicdanlı insanlara ihtiyacı var toplumumuzun, dünyanın. Ancak onlar kötülükleri iyiye tebdil edebilir, kalpleri yumuşatıp gerçekleri tüm insanlığa gösterebilir.

70-80’li yıllarda çocukluğunu geçirmiş bugünün yetişkinleri vicdanlarının sesini duymayı anne-babalarından, komşu teyzelerden, mahallenin delikanlı ağabeyleri ile hanım hanımcık ablalarından öğrenebiliyordu. Şimdi ise önce ebeveynlerin birçoğunun vicdanının sesini duyabilir kıvama gelmesi, ardından da çocukları için hayli çaba göstermesi gerekiyor. Aksi takdirde maşerî vicdanın sesi kısıldığında elimizde ne insanlığımız ne de dinimiz kalacak. Her şey vicdanlı nesiller için…

Prof. Dr. Kemal Sayar, bu kavram hakkında “Hakikati keşfetmek, insanın kendi dünyasındaki tutarsızlıkları fark edip iyiyi, doğruyu bulması. Aynı zamanda yaptığımız iyi veya kötü davranışların tartıldığı, öz sevgimizin yeşerdiği, kendi kendimizi yargıladığımız, ceza verebildiğimiz yer.” diyor. Sosyolog, ilahiyatçı Ali Bulaç ise vicdanı “İnsanın kendi içinde bulduğu ölçütlerdir.” cümlesiyle tanımlayıp fıtratı işaret ediyor.

Haftaya görüşmek üzere, kalın salıcakla..
OGÜNhaber