alexa verify

​Şam, Emevi Camii

​Şam, Emevi Camii

Bir zamanlar hem Kilise, hem Camii olarak aynı anda hizmet veren bir mabet'ti. (Arapça: Ğām' Banī 'Umayya al-Kabīr), Şam Ulu Camii olarak da bilinen, Şam'ın eski şehir kısmında yer alan bölgede dünyanın en büyük ve en eski camilerden biridir.

634 yılında, Şam'ın Araplar tarafından alınmasından sonra, Roma İmparatoru I. Konstantin zamanından beri Vaftizci Yahya'ya adanmış Hıristiyan bazilikanın yerine cami yapılmıştır. Cami, bugün hala korunan Vaftizci Yahya kafası gibi kutsal emanetleri muhafaza eder. Ayrıca camii içerisinde Şiilik için önemli nirengi noktaları vardır. Bunlar arasında I. Yezid tarafından gösterilmek üzere saklanılan Hz Muhammed Peygamber efendimizin  torunu Hüseyin'in kafası yer almaktadır. Caminin kuzey duvarına eklenmiş küçük bir bahçede Selahaddin Eyyubi'nin türbesi bulunmaktadır.
 
Esas olarak Roma döneminde yapılan bir Jupiter tapınağı vardı. Daha sonra Hıristiyanlık döneminde bu tapınağın yerine Bizans bazilikası (Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde görülen dikdörtgen biçiminde kilise) yapıldı. Şam Müslümanlar tarafından feth edilince şehrin bir kısmı sulhla, bir kısmı kılıçla fethedildiği için (635), bazilikanın doğu kısmı Müslümanlarca fetih hakkı olarak cami, batı kısmı da sulh sebebi olarak Hıristiyanlar tarafından kilise olarak kullanıldı. Şam şehrine doğu tarafından sulh ile giren müslüman komutan Ubeydullah bin Cerrah, şehrin batı tarafından kılıçla harp ederek giren ise Halid bin Velid'dir. Emevi halifelerinden Velid bin Abdülmelik (705-715), bu bazilikanın yerine yeni bir cami yaptırmak istedi. Yapılacak yeni caminin bilinen bütün camilerden daha büyük, Hıristiyan kiliselerinden daha görkemli olmasını istiyordu. Yeni caminin yapımına başlandı. Suriye'nin her tarafında bulunan antik yapı kalıntılarından, sütun ve sütun başlıkları, mermer plakları getirildi. Caminin süslenmesinde İran, Hindistan, Mağrip ve değişik devletlerden Ünlü usta ve sanatçılar çalıştırıldı. Bunların sayısı binin üzerindeydi. 

Şam 634 (Hicri 12-13) yılında Emevi Kumandan Halid bin Velid  tarafından müslüman Arap ordularınca alındı. Şam daha sonra Emevi hanedanının ve islam dünyasının idare merkezi haline geldi. Altıncı Emevi halifesi I. Velid, bir Bizans katedrali olan bu caminin inşaasına başladı. 715 yılında inşası tamamlanan cami ile aynı yılda I. Velid hayatını kaybetti. 10. yüzyıl tarihçilerinden İbn al-Fakih al-Hamadani, caminin yapımının 600.000 ila 1.000.000 dinar arasında bir maliyetinin olduğunu ve yapımında değişik milletlerden 12.000 kişinin çalıştığını belirtmiştir.

Şam Emeviye Camii bizde pek nadir görülen dikdörtgen planı, eşsiz vitrayları, sıradışı mozaikleri, süslü ve efsanevî minareleri, heybetli kapıları, dört mezhebe tahsis edilmiş dört mihrabı, Hz. Hüseyin ve Hz. Zeynelabidin makamları, Şiî ziyaretçilerin coşkusu ile görülmeye değer. İmam Gazali’nin burada on bir sene geçirdiğini, Hutbe-i Şamiyye’nin burada okunduğunu bilmek ayrıca etkileyici. Avlunun hemen dışında yer alan Selahaddin-i Eyyûbî türbesi ve Türk Hava Şehitleri’nin mezarları tarihten gurur ve hüzün dolu mesajlar taşıyor günümüze. 

Ve Selahaddin Eyyûbî’nin türbesi. Kudüs’ü haçlılardan geri alan “Şarkın en sevgili Sultanı”nın türbesi. Gelin minaresinin yanında yer alır. Türbede iki lahit çok dikkat çeker: Biri asıl lahit, diğeri 1898’de gerçekleştirdiği ikinci Şark ziyaretinde Şam’a gelen Alman İmparatoru II. Wilhelm’in hediye ettiği... Birliğini sağlayan Almanya’nın nüfûz alanını genişletmek isteyen II. Willhelm, İstanbul ve Kudüs’ten sonra Şam’a gelir, Sultan Selahaddin’in türbesinin önünde şu konuşmayı yapar:

"Burada bütün zamanların en kahraman askeri Sultan Selâhaddin'in mezarı önündeyim. Majesteleri Sultan Abdülhamid'e misafirperverliğinden dolayı teşekkür borçluyum. Gerek Majeste Sultan, gerekse Halifesi olduğu dünyanın her tarafındaki 300 milyon Müslüman bilsinler ki, Alman imparatoru onların en iyi dostudur."

Abbasiler döneminde yönetim merkezinin ağırlıklı Bağdat olmasından dolayı önemi azaldı. Şehirdeki Emevi mirasları sistemtik bir şekilde yok edilerek buranın İslamın güç ve zaferinin bir sembolü olduğu fikri öne çıkarıldı. 780 yılında Şam valisi El Fadıl bin Salih döneminde caminin doğusuna saatli kubbe inşa ettirildi.

İslami inanca göre Peygamber İsa Ahir Zamanda, Kıyamet Günü öncesi gökten inip Deccal'a karşı çıkıp onu helak edecektir. Hadisler ve yerel Şam geleneğine göre, İsa dünyaya Doğu taraftaki İsa Minaresine inecektir.

Dikdörtgen plana sahip caminin önünde üç yanında, iki katlı revaklarla çevrili büyük bir avlu yer alır. Caminin kare planlı üç minaresi vardır. Bunlardan güneydoğu köşesindeki minare Ak Minare olarak bilinir. Hazret-i isa Minaresi de denir. Müslümanlar arasında hazret-i isa'nın ahir zamanda gökten yeryüzüne bu minareye ineceği inancı yaygındır. Güneybatı köşesindeki minareye Kayıtbay Minaresi, avlunun kuzey revaklarının ortasında ve tam mihrap ekseni üzerinde bulunan minareye de El-Arus Minaresi ismi verilir. 

Cami sahnını, koridor gibi bölen ve çatıyı tutan kırk somaki sütun ile yirmi dört yapma sütun vardır. Mihrabın hemen üstündeki kubbe, dört yapma sütun üzerine oturur. Bu sütunlar arasında zarif ve sanat güzelliği olan altmış dört kemer bulunmaktadır. İki yüz seksen civarında penceresi vardır. Camları renkli, çerçeveleri bezeli usulde kaplıdırlar. Duvarları altınla cilalı madolyonlarla süslenmiştir. Madolyonların içi renk renk küçük taşlarla kaplıdır. Yan tarafındaki dehliz tavanları, güzel tezhip ve nakış motifleriyle süslüdür. Çok güzel ve sanat değeri olan bir mihrabı vardır. Görülmeye değer bir İslam sanat eseridir. 

Caminin, enine orta sahın ile dikine sahının kesiştiği yerde bir kubbesi vardır. Kubbe ilk yapıldığında ahşap olduğu, sonraki çıkan bir yangında yandığı, yazılı kaynaklarda geçmektedir. Abbasiler zamanında dikine sahının üstü üç tane kubbeyle örtüldü. Şu andaki kagir kubbe Timur Hanın Şam'ı fethetmesinden sonra yapıldı. 

Ümeyye Camii, Müslüman-Türk hakimiyeti zamanında beş defa yandı. Cami bu sebeple büyük onarımlar geçirdi. Bu onarımlardan son ikisi ise Osmanlı Sultanlarından Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan İkinci Abdülhamid tarafından yapıldı. 

1918 senesinde Şam’ı Osmanlılardan alan İngilizlerin generali ilk olarak bu türbeye gelecek ve “biz geldik” diyerek Sultan Selahaddin’in kabrini tekmeleyecektir. 

1926 senesinde San Remo’da vefat eden son Osmanlı padişahı Mehmed Vahdeddîn, vatana girişi yasaklandığı için, kabrinin Şam’da Selahaddin-i Eyyubî’nin türbesinin yanına yapılmasını vasiyet eder. Ancak vefat ettiği senelerde Suriye Fransa’nın kontrolü altındadır, vasiyetin yerine getirilmesine müsade edilmez. Sultan Vahdettin’in cenazesi, Şam’da Süleymaniye Camii’nin bahçesine defnedilir.

Fransızlar Sultan Vahdettin’in mezarının Selahaddin Eyyûbî’nin türbesinin yanına konulmasına engel olsalar da, 1914 senesinde şehit olan üç türk havacının ayyıldızlı mezarları hemen türbe kapısının yanında yer alır. Yüzbaşı Fethi, Üsteğmen Sadık ve üsteğmen Nuri’nin kabirleri “şarkın en sevgili sultan”ının yanına uzanıverir.