AJANSLAR -
Kudüs'te Hristiyanlığın en kutsal mekânlarından biri kabul edilen Kutsal Kabir Kilisesi'nde yürütülen arkeolojik kazılarda, Hz. İsa'nın gömüldüğü yere ilişkin İncil'deki anlatımlarla örtüşen yeni bulgular ortaya çıkarıldı. İtalyan arkeologlar, kilisenin tabanının altında antik mezarlar, bir taş ocağı ve tarım yapılan bir bahçenin kalıntılarını tespit etti.
Euronews'un haberine göre Roma La Sapienza Üniversitesi'nden arkeologların yürüttüğü araştırma, kilisenin bulunduğu alanın yaklaşık 2 bin yıl önce nasıl kullanıldığına ilişkin yeni bilgiler sağlıyor.
Araştırmacılar, bulguların Yeni Ahit'te anlatılan coğrafi özelliklerle örtüştüğünü belirtiyor. Ancak bunların Hz. İsa'nın gerçekten bu alana gömüldüğünün bilimsel kanıtı olmadığını da vurguluyor.
Hristiyanlığın en kutsal mekânlarından biri
Kudüs'ün Eski Şehir bölgesindeki Hristiyan Mahallesi'nde bulunan Kutsal Kabir Kilisesi, Hristiyanlar tarafından İsa'nın çarmıha gerildiği, gömüldüğü ve dirildiğine inanılan yer olarak kabul ediliyor.
Ortodoks Hristiyanlar tarafından Diriliş Kilisesi olarak da adlandırılan yapı, Roma İmparatoru Büyük Konstantin'in emriyle dördüncü yüzyılda inşa edildi. İlk kilise 335 yılında kutsanarak ibadete açıldı.
Yapı, tarih boyunca savaşlar, yangınlar ve yıkımlar nedeniyle birçok kez zarar gördü. Özellikle 1009 yılında Fatımi Halifesi Hâkim-Biemrillâh döneminde büyük ölçüde tahrip edildi. Sonraki yıllarda kısmen onarıldı.
Haçlıların 1099'da Kudüs'ü ele geçirmesinin ardından kapsamlı değişiklikler yapıldı. Kilisenin günümüzdeki mimarisi de farklı dönemlerde gerçekleştirilen inşaat ve restorasyon çalışmalarının izlerini taşıyor.
Farklı Hristiyan mezhepleri tarafından ortak kullanılan kilisede, mezhepler arasındaki hassas dengeler nedeniyle uzun yıllar kapsamlı kazılara ve yapısal değişikliklere izin verilmedi.
Ancak taraflar arasında sağlanan uzlaşmanın ardından 2016'da geniş çaplı restorasyon çalışmaları başlatıldı.
Kilisenin altında antik mezarlar ve bahçe bulundu
2022 yılında kilisenin zeminini yenilemek amacıyla başlatılan çalışmalar, zamanla geniş kapsamlı bir arkeolojik araştırmaya dönüştü. İtalyan arkeologlar, yapının altında daha önce terk edilmiş bir taş ocağı, tarımsal üretim alanları, bir bahçe ve kayalara oyulmuş mezarlar keşfetti.
Kazıların bilimsel sorumlusu Roma La Sapienza Üniversitesi'nden Francesca Romana Stasolla, kalıntıların bölgede geçmişte bir mezarlık alanının bulunduğunu gösterdiğini belirtti. Araştırmalara göre taş ocağı, kullanımının sona ermesinden sonra tarım ve defin faaliyetleri için değerlendirilmiş olabilir.
Kazılarda ayrıca zeytin ağaçları ve üzüm asmalarına ait kalıntılar tespit edildi. Araştırmacılar, bu bitkisel izlerin yaklaşık 2 bin yıl öncesine uzandığını değerlendiriyor.
Bu dönem, Hz. İsa'nın ölümünün geleneksel olarak tarihlendirildiği MS 30-33 yıllarıyla da örtüşüyor. Ancak kalıntıların kesin olarak çarmıha gerilme tarihine ait olduğu henüz gösterilemedi.
İncil'deki bahçe anlatımıyla örtüşüyor
Keşiflerin en dikkat çekici yönlerinden biri, kilisenin altında bir bahçeye ait izlerin bulunması. Yeni Ahit'teki Yuhanna İncili'nde İsa'nın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe bulunduğu ve mezarın da bu bahçede yer aldığı anlatılıyor.
İbranilere Mektup'ta ise İsa'nın şehir kapısının dışında acı çektiğinden söz ediliyor. Arkeologlara göre kazı alanındaki coğrafi bulgular, bölgenin geçmişte Kudüs'ün yerleşim sınırları dışında bulunduğuna ilişkin tarihsel değerlendirmelerle uyumlu.
Stasolla, kazılarda ortaya çıkan izlerin, İsa'nın çarmıha gerildiğine inanılan Golgota Tepesi ile mezar alanı arasında geçmişte tarım yapılan bir arazinin bulunduğunu düşündürdüğünü ifade etti.
Kayalara oyulmuş mezarlar da İncil'deki tasvirlerle benzerlik gösteriyor. Matta, Markos ve Luka İncillerinde İsa'nın, kaya içine oyulmuş bir mezara yerleştirildiği anlatılıyor.
Bu benzerlikler, kilisenin inşa edildiği bölgenin erken Hristiyanlık dönemindeki özelliklerine ilişkin araştırmalar açısından önem taşıyor.
İsa'nın mezarı gerçekten bulundu mu?
Arkeologlar, ortaya çıkarılan bulguların İsa'nın mezarının kesin olarak tespit edildiği anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Kazılarda mezarın İsa'ya ait olduğunu gösteren herhangi bir yazıt veya doğrudan kanıt bulunmadı.
Ayrıca İncil'de İsa'nın cenazesini kendi yeni mezarına yerleştirdiği anlatılan Aramatyalı Yusuf'a ait bir mezarın tespit edildiği de söylenemiyor.
Araştırmacılar, mezar odasının o dönemde kullanılmamış olduğunu veya doğrudan İsa için hazırlandığını kanıtlayamıyor.
Bitki kalıntılarının tarihlendirilmesi konusunda da belirsizlikler bulunuyor. Zeytin ve üzüm izleri yaklaşık 2 bin yıl öncesine ait olsa da bunların İsa'nın çarmıha gerildiği döneme kesin olarak tarihlendirilmesi henüz mümkün değil.
Dolayısıyla keşifler, İsa'nın gömüldüğü yer hakkındaki tarihsel tartışmayı sona erdirmiyor. Ancak Hristiyanların yüzyıllardır kutsal kabul ettiği alanın coğrafi ve arkeolojik özelliklerinin Yeni Ahit'teki anlatımlarla örtüştüğünü ortaya koyuyor.
Araştırmalar devam ediyor
Roma La Sapienza Üniversitesi öncülüğünde yürütülen arkeolojik çalışmalar, yalnızca İsa'nın mezarının yerini araştırmakla sınırlı değil.
Ekip, kilisenin farklı dönemlerdeki mimari değişimlerini, bölgenin Roma İmparatorluğu dönemindeki kullanımını ve erken Hristiyanlık tarihini anlamaya yönelik çalışmalar da yürütüyor.
Kazılar sırasında elde edilen bulgular, üç boyutlu belgeleme yöntemleri, stratigrafik incelemeler ve tarihsel kaynaklarla karşılaştırılarak değerlendiriliyor.
Araştırmacılar, ilerleyen analizlerin kilisenin altında bulunan mezarların, tarım alanlarının ve yapı kalıntılarının tarihlendirilmesine ilişkin daha ayrıntılı sonuçlar sağlayabileceğini belirtiyor.