Dr. Hacı Bayram Bulgurlu

Dr. Hacı Bayram Bulgurlu

Postmodern Alparslan, 'Recep Tayyip Erdoğan'

Malazgirt zaferi ve harflerin dahi reddedemediği, Kürt-Türk (KRT-TRK) kardeşliği ve bugünkü Türkiye, Postmodern Alparslan: 'Recep Tayyip Erdoğan'..
21. Asrın post-modern teknolojik yenilikleri, ışık hızıyla küreselleşen dünyamızın yeni konumu, Türkiye’nin küresel bir aktör olarak yerini almasını kaçınılmaz kılmaktadır. Sürdürülebilir küresel aktörlük ise ; askeri, siyasi, ekonomik ve güçlü milli harb sanayisi’ni zorunlu kılmaktadır.

Son yıllar itibarıyla güçlü bir irade ve yerindeliği ile orantılı uygulanan siyasi, askeri ve ekonomik politikalar sayesinde Türkiye, küreselleşmede  bölgesinde ve dünyada etkin aktör olarak, belirgin bir şekilde  yerini almaya başlamıştır.

Vizyon ve misyon olarak da; Toplam olarak 7 milyarlık bir dünya nüfusunun yaklaşık 4 milyarlık önemli bir kısmını kendi nüfuz alanına alan Büyük Milletimizin bir ferdi olarak, ülkemizin içinde bulunduğu problemlere çözüm yolu olacak Küresel güç olma konumundaki Türkiye’nin Bölgesel ve Küresel barışa hizmet etmeden önce, kendisinden başlayarak , tüm komşuları  ile barışık, Kendi hinterlandı olan 4 milyar nufusluk doğrudan ve dolaylı nüfuzu olan ülkemizin esas dayanağı 'Tek Bayrak,Tek Millet, Tek Vatan,Tek Devlet misyonunu pekiştirmekle  küresel vizyonunumuzun daha da  güçleneceğini belirtmeliyiz.

Bu anlayışın yolu uyanmaktan geçecektir. Peki nasıl uyanacağız.. gerçekleri görerek.. Bu gerçek şüphesiz ki Cennet mekan Büyük kumandan Sultan Alparslan'ın Malazgirt zaferinin başta Kürtler ile olan birlikteliği ve  beraberliğidir.

Biz tarihçi değiliz. Okuyucular merak edilen konular tarihçilerin yazdığı eserlerden araştırılarak derinlik sağlanabilir. Bu zihniyetteki diyalektik derinlik ise Allah(c.c)’ın sık sık sorguladığı kardeşlik sorgulamasıdır. Bunu eninde sonunda öğreneceğiz.

ZİHNİYET DİYALEKTİĞİ
Bunun için de zihniyetin diyalektik değişimi gerekmektedir. Osmanlılar, Selçuklular, Abbasiler ve Eyyübilerdeki diyalektik, kardeşlik diyalektikliğidir, zihniyetidir. Burada kast edilen kardeşlik ise Osmanlı, Selçuklu, Abbasi ve Eyyübi’lerdeki toplum bilinci ve inancıdır. Bilinç sadece olup biteni kavrama değildir. Nasıl yapılacağını da bilmektir. İnanç ise, bildiğine inanma, küreselleşmenin getirdiği etkileşim ile gereğini yapma, uygulama gücü ve kararlılığını ifade eder.

Zihniyeti kazanmak demek, donatmamız gereken toplumsal bilinci ve inancı büyük bir emek ve ahlaki duruşla elde etmek demektir. Zihniyet dünyasını büyük kılmayan, uzun süreli bir var olma mücadelesini yürütemez. Yozlaşmanın başladığı an ve yer, zihniyetin boşaldığı ve bittiği an ve yerdir.

Zihniyet; Osmanlı, Selçuklular, Abbasiler ve Eyyübilerdeki ahlakla  ve terbiyesi ile bağlantılı kılınmadıkça değersizdir. Ahlak, bilincin ve inancın aydınlattığı rotada tüm engellere ve yetersizliklere rağmen yürüme gücüdür. Ahlak, toplumun olmazsa olmazı vicdani değerlerinde ısrardır. Bilinçle ahlak arasında bağın kopması, başıboşluğun, avareliğin kol gezmesidir. 

Zihniyetimiz karşı tarafın zihniyetini de yakalamalı ve ihtiyacı kadar ondan beslenmelidir. Devlet gücünün zihniyeti her zaman güçlü örgütlenmiştir ve küçümsenemez. 

Bu zihniyeti kuşatmadan, hakim olmadan, başarılı bir çıkış ve çözüm geliştirilemez. Zihniyet ve ahlaktan kopuk politika ve eylem, askeri olanı da dahil her zaman serseri bir mayın gibi her an  patlayabilir.

Politika ve eylemlerimiz her zaman zihnimizin aydınlığında ve ahlaki tutumumuzun kesinliğinde seyretmelidir. Aksi halde karşı zihniyetlerin politik hamlelerinin aleti olmaktan kurtulamayız. 

Zihniyet savaşçıları, tarihin büyük çilecileri biraz da insanlığa ders vermek için, bu sakıncaların tekrarını önlemek için büyük inzivalara çekilerek gerekli zihin gücünü kazanmaya çalışırlar.

BİRLİKTELİK ESASTIR  
Doğu’daki Kürt kardeşlerimizin tarihi geçmişi bizimle beraber yakın zamana kadar çok güzel gitmiştir. Üst akıl kurucuları yine devreye girerek bütün yeteneklerini, becerilerini marifetlerini kullanarak amca çocuklarının islamı kabulündeki belirsizlikleri tarihimize taşıtmamıştır. Bu kardeşlerimiz Hz. Ömer (r.a) zamanında islamiyeti kabul etmiş Selçuklu Serdar'ı Alparslan'ın tarif ettiği gibi “en eski amca çocuklarıdır”.  Sadece son otuz -kırk yıllık sürec içinde,Türkiye’nin kalkınmasında, büyümesine engel ne varsa olağanüstü gayret ve çabalarını gösteren  bu üst akıl kurucuları tarafından Küresel emperyalistlere alan açmak için büyük gayret sarf eden dahili ve harici düşmanlar, “küresel islamın tek ümidi olan Türkiye’nin bölünmesi” için bütün gayretlerini bu minval üzere yoğunlaştırmışlardır. Çünkü, Son Türkiye serdarlarından bir diğeri diyebileceğimiz Merhum Turgut Özal’ın siyasi askeri, ekonomik ve askeri sanayii’ye yönelik reformist muzafferiyet zihniyeti, askerimize  önceleri her on yılda adet haline getirdikleri ihtillalere kapıyı kapattırmıştır. 

Bu yüzdendir ki dahili ve harici ortak üst akılcılar çareyi en dindar toplum olan Kürtler üzerinde PKK denen canavarı ürettiler. Tamamen ayrıştırıcı politikalar ile yurt dışından da beslenerek ülkemizi “oksijensiz “ bıraktıracak politikalar ile iktidarı ancak HDP ve paralel yapı gibi esasında doğunun yapısına asla uygun olmayan bir yapı ile oluşturmaya çalıştırmaktadırlar. 30-35 sene gibi uzun bir süreç takip ettirilerek oradaki nesli islamdan uzaklaştıracak hangi din ve inaç varsa onunla küçük yaşlardan itibaren  kendilerine uygun bir nesil yetiştirerek, PKK’ya eleman-yoğun endeksli bugünkü zalim yapıyı oluşturdular. Kendilerine benzettirerek esastan dokuyu bozmayı başardılar. Örnek vererek konunun vehametini açıklık getirerek beraber görelim. Siirt fıstığı dünyada isim yapmış, piyasasında İran ve Antep fıstığına alternatif bir üründür. Siirt, Şırnak ve Batman illerimizde mikro klima iklim olarak kendine has bir aroma ve tat olarak kendisini kabul ettirmiştir. Fıstık ağaçlarının fidan olarak sürekli dikilip üretim verdirebilir hale getirilerek üretim-yoğun ağaç sayısı miktar olarak artınca kendiliğinden de fiyatı belirleyici unsur haline gelir.

Küresel ve Türkiye’nin ”ÜST AKIL” belirleyicileri yukarıda arz ettiğimiz gibi 30-35 senedir fıstık ağacındaki yetiştirme süreci gibi sürekli olarak 14-16-20 yaşlarından başlayarak İslam hariç hangi din ve ideolojik yapı olursa olsun onlardan yetiştirmeye başladığı, bu üretimlerinden PKK-yoğun gençlik yapılandırmayı bu güne kadar getirdiler. Bu alan genişletme değildir de nedir? 

Yoksa nerden geldi bu zalim PKK- bölücü örgüte katılanlar.. 

Halbuki; mazileri nazara alındığında amcaoğlu olan Kürt’lerin İslamiyet tarihinde yaptıkları hizmetler gölgede kalıyor. Bu nedenle hatırlatmak kabilinden bazı hususları (bizim tarihçilerimize daha detaylı bilgilendirmek gibi ciddi bir  görev düşüyor kanaatindeyim) kısa notlar halinde arz edeceğiz. 

Kürtler ta Asr-ı Saadet'te İslamiyet'le müşerref olmuş kadim bir Topluluktur. Tarihi perspektifi devreye soktuğumuzda,  Bir kürt sahabi olan Şaban (caban) El- Kurdi (r.a.) Medine-i Münevvere'ye gidip İslamiyet'le müşerref olduktan sonra Kürt kardeşlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeye dönüp halkını İslamiyet'e davet ettirmiştir. Hz. Ömer (r.a.) zamanında Kürtler savaşmadan toplu olarak İslamiyet'le şereflenmişlerdir. Emeviler ve Abbasiler zamanında Kürtler İslamiyet'in kahraman bir topluluğu olarak hiç isyan etmeden İslamiyet'e hizmet etmişlerdir. Emeviler döneminde bile, özellikle Yezid'in zulmüne karşı Ehl-i Beyt'e Kürtler sahip çıkmış, Kürtlerin bulunduğu sarp dağlarda onları korumuşlardır. Bundan dolayıdır ki Kürtlerde ve doğuda “Seyyid" aileler (Kürtçe konuşan ancak, seyyid olan aileler dahil) ve onların medreselerinde, okullarında yetiştirdikleri yetenekli kişi ve kişilere yeteneklerine göre şeyh, molla ve hocalık payeleri verdirerek  tüm doğudaki diğer ulaşamadıkları yerlerde ise bugüne kadar ki gelen İslami doku bozulmadan gelmiştir.

Çok sayıda Ehl-i Beyt vardır.  Babadan veya anadan gelen silsile bugüne kadar en son Osmanlı’nın yaptığı tespitler ile bugüne kadar bu aileler korunarak gelmişlerdir. 

Kürtler, Abbasiler zamanında da onlarla beraber olmuş, onların hizmetinde bulunmuşlardır. Abbasilerden sonra İslam'ın  medarı iftiharı Selaheddin-i Eyyubî, Şii-Fatimî devletine son verip Kudüs'ü de ikinci defa fethetmiştir. Ve Batılılar bunu hazm edememişlerdir. Bu önemli olayları  unutmayarak Birinci Dünya Savaşından sonra Kürtlerin islama bağlılıklarını Fırat ve Dicle olarak birlikte Türkiye’nin olan bu mubarek toprakları adına petrol diyerek Misak-ı Milli’de bizim olan toprakları pervasızca bizden ayırarak kinlerini bugünde başka metodlarla kusmaya devam etmektedirler. 

İSLAM SERDARI SULTAN ALPARSLAN: KÜRT-TÜRK (TÜRK-TRK)-KÜRT-KRT) AMCAOĞLU YAKINLIK İLİŞKİLERİ
Yine Malazgirt Savaşında Kürtler istisnasız olarak, Selçuklular'ın yardımına koşmuşlardır. Olumsuz gelişmeleri gören Tek Serdar Sultan Alparslan, IV. Romanos Diogenes ve Romen Diyojen olarak  bilinen  1068 ile 1071 arasında hüküm süren Bizans  imparatoru arasındaki savaş Türk'lerin Anadolu'ya kurumsal olarak girmesine esas teşkil eden kaderi bir sebep-sonuç savaşı olmuştur. Anadolu Serdarı Sultan Alparslan Anadolu’yu fetih için hali ile yeni çareler aramaya başlamıştı. Vezirlerini ve komutanlarını toplayarak onlara: Amca çocuklarımıza gidin!..." Türk-Kürt” olarak kelimelerin bile birbirinden ayıramadığı amca çocuklarından yardım talep etmiştir. O dönemdeki Kürtler düzensiz bir kalabalık, yani  bunlar asker bile değillerdi, çiftçi ve çobandılar. Teklif değil, sadece haber verilen bu amca çocukları yine tereddüt etmeden kısa süreli bir askeri eğitimden sonra,  gelip Sultan Alparslan 'ın ordusunda görev aldılar ve üzerlerine düşeni layıkıyla yerine getirdiler. Neticede, Malazgirt Muharebesi Alparslan'ın ordusunun zaferiyle sonuçlandı ve Türk’lere Anadolu'nun kapısı açıldı.

Sultan Alparslan diyor ki: "Malazgirt'te Kürt’ler olmasaydı bu savaşı kazanmazdım. Anadolu'nun kapılarını Selçuklulara Kürtler açmıştır.” Osmanlılar'da da Şİİ handikapını yani şah İsmail Şii istilasında  handikap olan şia nüfüzünu başka bir ifade ile bu handikapı ilk çözen ve  Dahi Serdar insan Sultan IV. Murat'ın İran ile imzaladığı  kasr-ı şirin antlaşması ile zamanın tek ehl-i sünnet ve cemaat olan yani şii olmayan topluluk Kürtler idi.  Ve dahi bir Serdar olan Sultan Yavuz Sultan Selim döneminde Kürtler İdris-i Bitlisî başkanlığında Yavuz Sultan Selim ile anlaşma yaparak Osmanlıya bağlılıklarını bildiriyorlar. Yine Osmanlı tarihine baktığımızda Yavuz Sultan Selim döneminden Sultan II.Abdulhamid dönemine kadar Kürtlerde Osmanlı'ya karşı ekonomik gerekçeleri öne sürerek bir takım huzursuzlukların dışında  önemli bir karşı çıkış olmamıştır. Yine diyebiliriz ki; Birinci Dünya Savaşından sonra her millet kendi devletini kurmak için hızlıca kaçışırken Kürtler bunu istememiş, kendisini Osmanlı’dan ayrı görmediği için aynı kadere razı olmuşlardır. Oysa özellikle Orta Doğu ve Balkan’lardaki gerek müslüman ve gerekse gayrimüslim milletler kendi devletlerini kurmuşlardır; üstelik isyan edip Osmanlı'yı büyük sıkıntılara sokmamışlardır.  Türkleri terk etmeyen tek millettir Kürtler. Kardeşliğin gereği olarak zor zamanlarda onları yalnız bırakmamış, tabiri caizse sahip çıkmışlardır.

Malazgirt Savaşı ile Kafkasya, İran ve Anadolu’daki Kürt hanedanlarının da Selçuklu egemenliğine girmesini kolaylaştırmıştır. Özellikle Anadolu’nun İslamlaşma süreci Selçuklularla birlikte Anadolu’yu İslam coğrafyasının vazgeçilmez bir parçası haline getirmişlerdir. 

Acaba bugün kardeşliğin gereği olarak Kürtlerin başına bela ettirilen bu terör örgütlerini topyekün yok etmek Sadece Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, AK Parti'nin değil CHP ve MHP’nin ve dğer partilerin de önceliği değilmidir ?

“Tüm partiler tamamen elini bu belanın altına koyarak önce küresel ve yerli üst akıllarca masum dindar bir toplum olan bölgenin dokusunu değiştirmeye yönelik olan toplumsal belayı beraberce çözmek gerekmez mi?”

Yüz yıllar boyunca beraberce yaşayan bu iki amcaoğlu topluluklar yanlış algılar ile ayrıştırmaya çalışılmıştır. Malesef sorun büyümüştür. Birkaç yıldır gündeme getirilen tartışmalara baktığımızda, genelde son 30-40 yıl baz alınarak meselenin tartışıldığını görüyoruz. Bu son derece üzücüdür. İslamiyet'in kahraman bir amcaoğulları olan olan Kürtleri Allah-u Teâlâ böyle yetim bıraktırmaya razı olur mu? Bölgenin ilk Müslümanlarından  olan amcaoğulları Kürtler, ve  bu topluluğun muhatap olduğu yırtıcı vahşice, genç çocuklarını en vahşi metodlar ile , hele kızlarını dağlarda amaçsız, gayesiz ve okşijensiz bıraktırılıp  dininden de uzaklaştırılmasına nasıl razı olunur? Nasıl müsaade ettirilir? 

Anadolu'nun Fethindeki diyalektik sonuç
Malazgirt zaferinden sonra Anadolu çok kısa sürede fethedildi. Selçuklu hanedanından Kutalmışoğlu Süleyman Şah Anadolu'daki Türkmenler'in başına geçip, kısa sürede Orta Anadolu'dan İznik'e kadar olan sahayı ele geçirerek, Türkiye Selçuklu Devleti'ni kurdu.

Türkler, Selçuklu Devleti'nin yanı sıra başka beylikler de kurdular. Çubukoğulları (Elazığ), Artukoğulları (Mardin-Hasankeyf), İnaloğulları (Diyarbakır), Dilmaçoğulları (Bitlis-Erzen-Batman civarı), Kızılaslanoğulları (Siirt ve civarı), Saltuk Bey (Erzurum), Danişmend Gazi (Sivas-Amasya-Tokat) ve Mengücek Gazi (Erzincan-Divriği) beyliklerini kurarak, Anadolu'nun Türkleşmesini-islamlaşmasını  sağladılar. Ancak bu beylikler zamanla Türkiye Selçukluları tarafından ilhak edildiler.

Rehabilite ve Birliktelik Esası
Türkiye’nin küresel düşmanlarına en güzel cevap ve Ülkemize getireceği yeni bir dinamizmin adını zihniyetin diyalektik değişimi ile rehabilite'yi esas alıp Sultan Alparslan tipi birliktelik projesi olarak görmek güncelliği açısından doğru bulmaktayım. Yaklaşık 30-35 yıldır bu mevcut olaylar çok kötü bir iz bırakmıştır. Birleştirici faktörleri devreye koymalıyız. Bu yaklaşım sorunlara  Adalet  ve Hakkaniyet ilkesi çerçevesindeki  pozitif dinamizmi de tetikleyecektir. 

SONUÇ
Türklerle beraber Serdarımız Sultan Alparslan’ın tarifi ile amcaoğlu Kürtler ile beraber bu mukaddes toprakları İslam dünyasının olmazsa olmaz toprağı haline getiren bu kadim kardeş topluluklarının ihtiyaç duyulan zaman ve mekanda  “inançlı ve cesur amcaoğulları” diğer tüm katılımcı süvariler ile beraber olmasaydı bu savaş kazanılmazdı. Alparslanın bu sözü bu topraklardaki kardeşliğe ve sadakat’e verilen önemi vermiyor mu?

Türkiye’nin uzun yıllardır özlemini duyduğu ve on yıla yakın zamandır da büyük ölçüde tesis edilmiş olan barış ve huzur ortamı, son günlerde zirve noktasına çıkan terör saldırılarıyla bozulmaya çalışılmaktadır. 

Ülkemizde daha önceden de sahnelenmiş bu hain oyun, medeniyetimize karşı verilmekte olan çok eski bir savaşın parçasıdır.  

Yüce Milletimiz, nasıl geçmişte bu oyunları bozup milli birliğini korumayı başarmış ve birlikte yaşama iradesini göstermişse bugün de aynı kararlılıkta yoluna devam etmektedir.

‘Bu hayâsızca akın’a karşı fert ve cemiyet olarak yapılması gereken sağduyu ve aklıselim ile davranarak kardeşliğimizi muhafaza edebilmektir. 

Tarihimiz bu ve benzeri habis ve hain oyunları her defasında bozmuş ve Allah’ın izniyle bozmaya devam edecektir. 

Bu coğrafyada yaşamanın ve varlığını koruyabilmenin temel kıstası ‘İnsan Odaklı Yönetim ve Kardeşlik Hukuku’dur. Bin yıllık içtimai ve idari tecrübelerimiz “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesiyle dile gelmiş ve zihin dünyamıza erdemli bir kod olarak yerleşmiştir. 

Yönetilen ve yöneten de  herşeyi hakkıyla ve kuralları ile uygulayan devlet, izlediği yol üzerinde hareket etmede bugün ve yarın için, güven, iyilik, doğruluk, adalet, huzur olacağını düşünüyorum.

Devletin egemenlik hakkı yasalarını uygulamadadır. Devlet yasalarını uygulamadığı zaman egemenlik hakkından feragat etmiştir.  Örneğin; Elektrik parası her yerde toplanmalıdır. Yargı, güvenlik her yerde yasalar her yerde uygulanmalıdır. 

Yasalarını uygulamadığınız zaman terör örgütü bu boşluğu doldurur.

Devletin gücünün  ciddiyetiyle karşılaşan vatandaş, devletin Adalet ve Hakimiyet'ini ve uygulanabirliğini gördüğü için, insanlar kesinlikle bu terörist’lerin peşine takılmamaktadır. 

İnsanı, Allah’ın Devlet İdarecilerine Emaneti olarak kabul eden, adalet, hak, hukuk ve aidiyet sütunlarıyla ayakta duran medeniyetimizi yeniden yaşamak ve yaşatmak temel düsturumuzdur.

İnsanlık dışı metotlarla faaliyetlerini yürüten ve sürekli cinayet işleyen hain, Türkiye’nin başına bela ettirilen Terör Örgütü PKK, paralel yapılar, dahili ve harici işbirlikçileri ülkemizde asırlardır adeta bir kilim gibi ilmek ilmek dokunarak tesis edilmiş Kardeşlik Hukukunun temellerine dinamit koymaya çalışmaktadır. 

Harcı İslam ila yoğrulmuş bu toprakların insanlarının “Allah ve Peygamber sevgisi” etrafında birleşerek bu kutsal değerler için ne kadar fedakârlık yapabildikleri tarihin şahitliğinde ortadayken, harflerin bile kardeş olduğu birbiriyle iç içe geçmiş ‘Türk ile Kürt’ü birbirine kırdırmak için ahlaksızca saldırmaya devam etmektedirler.  

Bu fitneyi yayabilmek için öncelikle “Toplumsal Yapının Temel Dinamiklerine” saldırarak insanların aidiyet duyguları ‘İslam Dışı’ Marksist-Leninist-Zerdüşt ve benzeri yapımıza uygun olmayan propagandalarla tahrip edip İslam Kardeşliği zayıflatıldı. Dini ve ahlaki açıdan zayıflatılmış ve kutsal hiçbir değeri olmayan bir insan tipi üreten bu hain örgüt Peygamber duasıyla müşerref olan Mehmetçiğimize, güvenlik güçlerimize tuzaklar kurarak şehit etmektedir.

Son günlerde ihanetiyle ün yapan PKK olsa da DAEŞ ve Paralel eksenli  diğer bütün vahşi terör örgütleri ülkemizin maalesef topyekûn huzurunu bozmaya devam etmektedir.

İslamın düşmanlığı için buna göz yumanlar, düşüncelerini bile gizleyenler bu plana karşı çıkmışlar mıdır?

PKK ve işbirlikçileri Çanakkale’de amacına ulaşamayanlar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da islamı ve insanlığı yok etmek için yeryüzünde bilinen ve bilinebilecek bütün metodlarla insanımızı maddi ve manevi olarak katletmesine seyirci kalmayacak sadece Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'nin görev ve sorumluluğunda mıdır?

PKK ve işbirlikçileri bölge insanını önce islamdan uzaklaştırıp ölüme yaklaştırmaktadır. PKK’yı ve işbirlikçilerini tarihin çöplüğüne gömmek isteyen Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a PKK’nın ve işbirlikçilerinin  düşmanlığını anlamak hiç zor değil.

Zulme uğrayan, Boşnak, Arnavut, Batı Trakyalı, Ezidi, Arap, Türkmen, Kürt, herkes ve biz mukimlerin şu anda tek insanlık yurdu Türkiye’dir. İstanbul ve Diyarbakir yenilirse değil komşu ülkelerin , dünya mazlumlarının ümidi tükenecektir. 

Evet kim yapacak bu birliktelik devrimini? Biz mi? Evet biz yapacağız. Tertemiz bir ülkemiz olan tekrar bir ve beraber olacağız. 

Türklerin, Kürtlerin ve dahi müslümanların, vatandaşlarımızın son esenlik yurdu olan Anadolu’ya fitneyi ortadan kaldırmak sadece Recep Tayyip Erdoğan’nın görevimidir?

Ülkemize ve genel manada tüm İslam dünyasına savaş açmış olan Küresel Çetelerin tek hedefi küresel lider, post-modern Alparslan olan 'Recep Tayyip Erdoğan' düşmanlığı maskesi altında İslam dünyasında ayakta kalan tek kale olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini bölmek ve saf dışı bırakmaktır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın