Dr. Hacı Bayram Bulgurlu

Dr. Hacı Bayram Bulgurlu

Türkiye'de Başkanlık sisteminin kaçınılmazlığı

Abbasi Hükümdarlığının hafızası, Emevi Hükümdarlığının hafızası, Eyyübi Hükümdarlığının hafızası, Büyük Selçuklu İmparatorluklarının hafızası, Anadolu Selçuklu İmparatorluklarının hafızası ve son ola
BÖLGESEL VE KÜRESEL LİDERLİĞİMİZİN SİMGESİ OLACAK BAŞKANLIK SİSTEMİ 
Bilinen İngiliz Büyük Britanya İmparatorluğunun halen yürürlükten olan hafızası, belli başlı Belçika krallığı, Danimarka Krallığı, Hollanda Krallğı, Norveç Krallığı, İsveç Krallığı  ve İspanya Krallığı gibi, en gelişmiş batılı ülkeler tarihsel, sosyal ve kültürel değer yargılarını yok etmemek için hafıza değişikliklerine uğratılmadan ünvanlarını  çok güzelce temsil etmeye devam etmektedirler.

Osmanlı'daki sosyal, siyasal, hukuksal ve ekonomik  yapı “insanı yaşat ki devlet yaşasın”  mekanizması üzerine kurulu idi. 

Bu yapıda Padişah, “öyle bir karar alalım ki sonradan dönüşü olmasın pişmanlık olmasın”.  Hukuk; “öyle bir ceza koyalım ki uygulanabilir olsun”.  Devletin temel çimentosu olan vakıflar ise “bir vakıf kuralım ki asırlar yorulsun bu süreç doğrultusunda daim olsun , insanlara hizmet etsin”. Maliyesi; “ öyle bir vergi koyalım ki ödenebilir olsun”.

İşte bütün bunlar gösteriyor ki Osmanlıdaki devlet hayatında “insan merkezli” olmayan  hiçbir uygulama bulamazsınız.  Çünkü “insan, Müslüman, hiristiyan, ırki, etnisitesi ne olursa olsun devlet yöneticilerine Allah (c.c)’ın birer emanetidir” diyalektik zihniyeti ile konumlanmışdır.

Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti,  “Osmanlı Yurdunda” kurulmuştur. Ancak vatandaşlarının, spesifik seküler, subjektif laik, ulusal milliyetçi çizgiye çekilmek istenmesiyle, ülkede var olan birlik ve bağ zayıflatılmıştır. Artık anlaşılmıştır ki “İslam diyarının Kardeş İnsanları”, bugün birlik ve beraberliklerini, kendi medeniyet değerlerini ancak güçlü medeniyet temelleri olan  kendini  özümsemiş  İslam ile sağlayabilecektir

YENİ TÜRKİYE ANLAYIŞINDA BİRLİKTELİKTELİK ile DOĞACAK BAŞKANLIK SİSTEMİ 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, halkların binlerce yıl birlikte yaşama tecrübesiyle sırt sırta vererek, “ortak inanç, ortak gelecek” ideali ile kurulmuştur. Devlet, milli iradenin koruyucu bir şemsiyesi olarak meşruiyet kazanmıştır. İnanç ve gelecek birlikteliği bu topraklar üzerinde kurulan her devletin en önemli vizyonu olmuştur

Gelişen ve değişen dünyamızdan ve ülkemizin gerçeklerine uygun olarak, Asrın post-modern teknolojik yenilikleri, ışık hızıyla küreselleşen  dünyamızın yeni konumu,  Türkiye’nin coğrafi konumu da dikkate alındığında küresel bir aktör olarak yerini almasını  kaçınılmaz kılmaktadır. Sürdürülebilir küresel aktörlük ise ; askeri, siyasi ve ekonomik gücü zorunlu kılmaktadır. Yeni Türkiye’nin Kurucusu, Dünya Lideri, halkın oyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı Recep tayyip Erdoğan’ın 1970’li yıllarından beri  sürdürülebilir dinamik düşünsel rüzgarı , gayretleri ve bu sürec doğrultusunda oluşan güçlü bir irade ve yerindeliği ile orantılı uygulanan siyasi, askeri ve ekonomik politikalar sayesinde Türkiye, küreselleşmede, bölgesinde ve dünyada etkin aktör olarak, bilge Başbakan Prof.Dr. Ahmet Davutoğlu’nun gayretleri  belirgin bir şekilde  yerini almaya  başlamıştır.

Ecdadımızın insan ve yönetim modeli olan “etnik, dini ve bölgesel milliyetçiliği red ederek“ oluşturdukları   güzel iklim ile  ifadesini bulan “kardeşlik ve barış projesinin” güçlü bir irade ve yerindeliği ile orantılı uygulanan siyasi, askeri , ekonomik ve sosyal politikalar sayesinde  Türkiye, küreselleşme de  bölgesinde yaklaşık on bin yıldır insanlığa ilk hizmetin yerleşkesi olan “bereketli hilal"in jeocoğrafik eksenindeki birliktelik ile dünyada etkin aktör olarak, belirgin bir şekilde  yerini almaya  başlamıştır. 

Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlatılan bölme ve parçalama operasyonu bugün Türkiye üzerinden devam ettirilmektedir. Cihan şümul bir misyon icra edemediğimizden dolayı uluslar arası haçlı zihniyetli geleneksel yıkıcı  güçler, “İnanç Sarsıntıları” ve “Sınırlandırılmış Gelecek Tasavvuru” senaryolarını uygulamaya koymuşlardır. İnanç sarsıntıları ile insan gücümüz, sınırlandırılmış gelecek tasavvuru ile de toplumsal gücümüz kontrol altına alınmak istenmektedir.

İki binli yıllara kadar yaşanan sosyal ve siyasal sorunlar karşısında devlet, “insan merkezli çözüm” arayışıyla değil, sorunu inkâr refleksi ile hareket etmiştir. Devlet; din, inanç ve ibadet özgürlüklerini, kişi hak ve toplumsal talepleri, egemenlik hakkına tehdit olarak algılamıştır. Neticede halkına karşı güç toplayan ve güç kullanan sorunlu devlet, meşruiyet krizi yaşamaya başlamıştır. Devletin bürokrasisi, egemenlik gücü kullanan kurumları, hukuk organları, emniyet teşkilatı ve kolluk güçleri ülkenin milli birlik ve beraberlik yapısını bozacak uygulamalara imza atmışlardır. 

Devletin vatandaşına uyguladığı, ayrımcılık ve şiddet ülkeyi dış etkilere açık hale getirmiştir. Birçok ülke, mağdur olan insanlarımızın mağduriyetlerini kullanarak; onlara, Türkiye aleyhinde örgütlenme imkânı sunmuş, uluslararası hukuk, bu insanlar üzerinden Türkiye’yi cezalandırıp izole etmiş, dış kaynaklı derin yapılanmalar toplumsal yapımızı atomize edecek şiddeti, ideolojiyi, inanışı bu topraklara taşımışlardır. 

Türkiye bu süreci yaşarken devlet -millet, halk- halk ilişkileri de birbirine yabancılaşarak ve birbirinden uzaklaşarak toplumsal çözülme hızlandırılmaya çalışılmıştır. Çözülme ve yabancılaşma o kadar ileri seviyede cereyan etmiştir ki, en güçlü ortak payda olan İslam ve İslami kavramlar bile sorun yaşanan bölgelerimizde çimento etkisini kaybetmiştir. 

Devletin kurucu halkları, azınlık hissiyatı ile hareket etmeye başlamış, ülkenin batısı ve doğusu arasında bağlar ve irtibatlar kopartmamıştır. Muhafazakâr halk Marksist ve Leninist bir örgütün savunucusu ve hatta sözcüsü haline getirilmiştirilerek dokuyu bozmaya başlamışlardır.  Anarşi, şiddet, yabancılaşma, terör, ötekileştirme vs. oyunlarla Türkiye, Türkiyelilere bırakılmamıştır. İslam beldelerini cehalete ve fakirliğe itenler,  istedikleri neticeyi alamayınca, ihtilaf silahını da kullanarak topraklarımızı ve bu mubarek bölgelerimizde binlerce genç ve yaşlılarımızı öldürtmüş ve aileler ve anneler ağlattırılmıştır.  . 

Demokratikleşme paketleri, açılım hamleleri, yeni anayasa arayışları ve çözüm süreci Türkiye’nin devlet tarafından milletimizle bozulan dokunun yeniden güçlendirmeye yönelik yenilenme adımlarıdır. Sorunlardan beslenerek hüküm süren devlet anlayışı terk edilmektedir. Artık Yeni Türkiye; eskiyi, yeni uygulamalarıyla telafi etmeli, vatandaşlarında yeni ve güçlenmiş aidiyeti sağlayarak, toplumsal travmaları iyileştirmelidir. 

Etnik yaklaşımlarla, ulusçuluk anlayışı ile adalet sağlamak, birlik ve beraberliği yeniden yakalamak artık mümkün olmayacaktır. Yeni Türkiye, evrensel ve tarihinden gelen birleştirici vizyonunu yeniden esas olan  medeniyetimiz  kavramlarıyla istikametini bulmalıdır. 

İnsana Hizmet Merkezli Başkanlık Sistemi ?
Türkiyenin Jeostratejik ve Jeopolitik menfaatleri için İslam gelenekseli Yeni Türkiye’yi bir Osmanlı siyasi vizyonuna mirasçı kılmaktadır. İnsana Hizmet Merkezli Adalet Mekanizmasının egemen olduğu  YENİ TÜRKİYE’nin yeni güç kazanmasına önce bölgesel daha sonra Küresel bir güç haline getirecektir. İslami değer yargıları bu yapının esas gerçeğini oluşturmaktadır. “Fırsatlar gökteki bulutlar gibidir.” Hz.Ali (r.a).

Türkiyenin yeni fırsatı şüphesiz ki yeniden yapılanacak Başkanlık sistemindedir. 

Biz burada Başkanlık sisteminin avantajlarını ve muhtemel yönetimsel anlayışını da belirtmeye çalışacağız. 

Başkanlık sisteminin ülkemize getireceği fırsatları aşağıdaki gibi sıraladığımızda;
1). Türkiye Küresel bir güç haline gelecektir. Devlet bütün unsurları ile insana hizmet düsturu ile yapılandırılacaktır. Sınırları içerisindeki insana hizmeti, komşularıyla ilişkilerinde düşmanca olmayan dostça ilişkiler vizyonu elbetteki bölgesel komşu ülkeleri de memnun edecektir.

2). Hükümet krizleri olmaz. Yani koalisyonlar olmaz istikrar merkezli bir düzen oluşacaktır. Başkanların seçildikleri süre içerisinde güvensizlik oyu gibi durumlar olmayacaktır.

3). Başkan, doğrudan halk tarafından seçildiği için yönetim kabiliyeti yüksek  olacaktır.

4). Bu sistem halka karşı sorumludur. Hesap verilebilirliği başkana aittir. Adaletli ve güçlü yönetemediğinde ikinci seçiminde halk gereken sorumluluğu başka bir adaya verebilecektir. Diğer bir deyişle Başkan, düşürülümeyeceği için politikalarında daha rahatça davranabilir. 

5). Karar alma süreci hızlıdır.

6). Planlama , istihbarat, askeri, stratejik tümden bir  hafıza merkezi olduğu için kendisinden sonra gelen başkan hızla eksikleri tamamlar ve yola devam etme kabiliyetine haiz olacaktır.

7). Valiler, Başkanlığın yetkilerini taşraya taşıyan ve yerindeliliği ile uygulama alanları oluşturan diğer güçlü mekanizmalar olacaktır. Eyyübilerde, Selçuklularda ve Osmanlılarda olduğu gibi merkezi temsilen doğrudan atanacaktır.    Başkanlık sistemindeki en belirgin yapı ise, yürütmenin nasıl ve ne şekilde seçildiğidir. 

8). Başkanlık sistemini parlamenter sistemden ayıran en belirleyici özellik, yürütme organının biçimi ve rolü ile ilintilidir. Bu özellik ilede parlamenter sistemindeki yürütme organı ile yasama organı iç içe geçmemiş durumdadır. 

9). Halkın dediği olur. Şartları uygun olan herkes aday olabilir. Ancak vatandaşın seçtiği seçilir. Darbecilerin, darbe severlerin, Paralel yapıların yerine vatandaşın seçtiği kişi CUMHURUN BAŞKANI olur. Onun içindir ki, vatandaşın lehine  güncel ve küresel talebler devletin talebi ve menfaati olarak telaki edilir ve gereği yapılır.

10). Başkanı herkes seçtiği için, devlette “düşman birey” “düşman vatandaş” olmaz. Birey esas olur. Bireye, millete ne kadar hizmet varsa, devlete o kadar hizmet edilmiş olur. Birey, devlete kurban edilemez. Vatandaş ise gerekli kıymet ve itibarı görerek devlet güçlenecektir.

11). Sabit bir başkanlık süresi vardır. Yeni yasa ile 5 yıl mı 7 yıl mı bilemiyoruz, seçimler planlanmış tarihlerde yapılır.  Başkan, uygulamalarında başkalarının hukukuna zarar vermemek, sürekli meşveret içinde bulunmak, görevleri, emaneti ehline vermek, doğruluk, adalet ve dürüstlük düsturunu hakim kılmak gibi temel prensipleri de esas alacaktır.

SONUÇ OLARAK; 
Siyasi tarihimizde bariz bir şekilde ekonomik ve sosyal ülke olarak kayıp yıllarımız olmuştur. Altı ayda bir işyerinin yöneticisinin değişmesi durumunda o işyerinin olumsuz etkileneceği, müşterisini riske atacağı aşikardır. Ticaretin doğası gereği sakin, istikrarlı ve çalkantısız limanlar aranırken, belirsizliğin ve karmaşanın olduğu yerde hiçbir değer varlığı  sürdürebilir olamaz.

Parlamenter sistemin karar alma ve uygulama süreçlerindeki yavaşlığını ortadan kaldırarak, alınan kararların çok daha hızlı olarak hayata geçirilmesini sağlayacaktır.

Küresel güç olarak hedeflenen Türkiye, 2023 ve 2071 hedeflerine ancak başkanlık sistemi ile ulaşabilir. Bu hedef için ise 2,5 - 3 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaşmamız kaçınılmaz hedefimiz olmalıdır. Gelecek 8 yılda hedeflerin bir bir gerçekleştirilmesinin yukarıda anlattığımız gibi, toplumun tüm kesimlerine doğrudan katkısı olacaktır.

Hep birlikte yeni ve güçlü Türkiye'yi inşa için 2015 seçimleri belirleyici olacaktır. Böylece,  kendisini ülkesine , tüm Türkiye halkının ekonomik ,sosyal, jeostratejik ve jeopolitik evrenselliğine adamış, ayrıca bölgesel, küresel  müslümanların ve ezilmiş halkların umudu olan, Kendisini Hz. Ali’nin deyimiyle ”gözünde diken , boğazında kemik ile sabr” eden, kendini feda  eden yeni Türkiye'nin kurucusu, dünya lideri Cumhurun başkanı Recep tayyip Erdoğan ile başlatılacak, Yeni Türkiye’nin muhteşem şahlanışı ile Türkiye hem ülkesinin refahı, hem de bölgesinin caydırcı, barışcıl, askeri, siyasi ve ekonomik gücü ile küresel dünyada yerini alması için “yeniden yapılanma”  kaçınılmaz olacaktır.  

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın