13.06.2019 01:40 Güncelleme Tarihi: 13.06.2019 12:39

Tevfik Fikret ve Han-ı Yağma..

Tevfik Fikret ve Han-ı Yağma..

Dönemin idare ve yönetimine karşıdır.

Herşeyi göze alan şiddetli bir muhaliftir ve o minvalde şiirler yazar.

Çünkü sürekli yaşadığı ve çok sevdiği Şehr-i İstanbul artık onun için bir karabasan gibidir.

Ve adeta devrin idaresinin işbirlikçisi olarak görür, İstanbul’u.

1908’de ilan edilen Meşrutiyet “hürriyetin gelişi” olarak telakki edilir ve sevinçle karşılanır.

Çok mutlu olanlardan birisi de Tevfik Fikret’tir.

Ama bunun böyle olmadığını çok kısa süre sonra anlar.

İttihat terakki güçlenip hayatın bütün alanlarını öyle bir sarar ki;  önceki yönetime rahmet okutur.

1912’deki Balkan ve Trablusgarp savaşları gerekçesiyle Meclis-i Mebusan kapatılır.

Tevfik Fikret durur mu hiç...!

Deli cesaretiyle tepkisini göstermekte gecikmez ve Abdülhamit’in birinci Meclisi kapatmasıyla benzerlik kurarak; İttihat Terakki iktidarını eleştiren ve lanetleyen  “Doksanbeşe Doğru” şiirini yazar.

Ona göre hürriyet’in ilânının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen ülkede işler iyiye gitmemekte, istibdat devrinin kötü alışkanlıkları artarak sürmektedir.

Ülkenin durumunu bir “yağma sofrası”na benzetir.

“Bu sofrada oturan yöneticiler önlerine gelen nimetin bedelini ödemeden fütursuzca ülke kaynaklarını tüketmekte, adam kayırmakta, çalıp çırpmaktadır.”

Fikret’in umutları kısa zamanda tükenmiştir.

Meşrutiyet’ten beklentileri artık suya düşmüştür.

“Yağma sofrasına dönen ülkede artık haramla helâlin ayrımı yapılmamaktadır.

Ülke, eskiden olduğu gibi nesi varsa vermeye hazırdır. Malını, canını, ümidini hatta hayâlini bile devlet için vermeye hazırdır.

Bunu defalarca ispatlamıştır.

Ne var ki eskiden olduğu gibi aynı sömürü düzeni devam etmektedir.

Kutsal değerler uğrunda ölmeyi dinî bir vecibe sayan milletin bu hassasiyeti birçok kez sömürülmüştür ve şimdi de aynı şey artarak yaşanmaktadır.”

Şimdi de İttihat Terakki iktidarınca sömürülmesi Fikret’i oldukça rahatsız eder ve Haziran 1912’de aşağıdaki “HAN-I YAĞMA” şiirini yazar.

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır,

Huzurunuzda titriyor - şu milletin hayatıdır,

Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır,

Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...


Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin…


Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir.

Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir.

Şu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir,

Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...


Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin


Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say;

Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray…

Bütün sizin, efendiler; konak, saray, gelin, alay.

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...


Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin


Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını,

Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini,

Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini,

Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...


Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin


Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak.

Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...


Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva(feryat eden sofra) sizin

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin…


Fikret’in bu şiiri başta İttihat Terakki olmak üzere toplumda deprem etkisi yaratır.

Dönemin iktidar sahiplerince de ziyadesiyle dikkate alındığına dair diyaloglar günümüze dek ulaşmıştır.

“Partinin ileri gelenlerinden Cemal Paşa, “Bu manzume bize karşı bir iftiradır. Ben Tevfik Bey'e sormak isterim: Efendi! Ben neyi yağma etmişim ve yağma ediyorum” demiştir.

Ayrıca dönemin en kudretli adamı İçişleri Bakanı ve Sadrazam Talat Paşa, Fikret'e bir dostuyla haber göndererek; “Kendisini de bu sofradakilerden sayıp saymadığını” sordurmuş; şair buna acı ve kederli bir tebessümle cevap vermiştir.

Dönemin iki kudretli adamının Tevfik Fikret'e sadece kendilerini sormaları sizin de dikkatinizi çekti mi? Cemal Paşa “Ben nereyi yağmalamışım” derken Talat Paşa “Ben de o sofrada mıyım” diye sordurmuştur.

Bu iki insan söyledikleri sözlerle, “kirli bir cemiyet içinde kendilerinin ne kadar idealist ve ahlaklı kalabildiklerini” göstermek derdindedirler.

Bu da, “ideal partilerinin yani İttihat Terakki iktidarının” ne kadar çürüdüğünün bilincinde olduklarının göstergesi sayılmaz mı….”

Not: Bu yazıda geçen kişi, kurum ve olayların bugünle ilgisi yoktur. Tamamen 100-150 yıl öncesine aittir. Sakın ola, bir mesaj arama zahmetine katlanılmasın.

Geçmişte kalmıştır ve geçmişe mazi derler diyerek; kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapatıp, vicdanımızı karartıp, aklımızı tatile gönderip, Allah Allah diyerek Allah korkusunu unutup “işimize bakalım(!)…”