İsmail Çetin Korkmaz

İsmail Çetin Korkmaz

Dünya daki 'Dikili Taş'lar (Monolitler)..

Washington anıtı ABD'nin ilk Başkanını anmak için 19 yy da inşa edilen bu anıt, Amerika'nın başkentinde 169 mt den daha yukarıya yükselir.
Dünya daki 'Dikili Taş'lar (Monolitler)..
Zirvesi kendine özgü bir tasarımla piramit şeklini andıran anıt dünyadaki en uzun dikili taş olarak biliniyor. Dikili taşlar Antik Mısır da ve Antik Roma'da görebileceğimiz sivri uçlu dikdörtgen sütunlar için kullanılan genel bir tabirdir. Bu anıtların üzerine o döneme ait yazılar yazılardı. Savaşları özel olayları bir kralın veya hükümdarın bütün saltanatı ile alakalı çok sık kullanılan anıtlardı.

ABD Washington anıtı gücün bir sembolü olarak nitelendiriliyor. Washington anıtı taş bloklardan inşa edildi. Eski zamanlardaki bir mısır dikili taşı ile çok benzerlik taşıyor. Ancak antik dünyadaki dikili taşlar çok farklıydı. Onlar sağlam yekpare taşdan oluşuyordu.

Yekpare dikili olan devasa taşlar monolitler olarak bilinir. Türkiye Peru ve Etiyopya gibi yerlerde dahil olmak üzere antik dünyanın birçok yerinde anıtlar inşa etmek için kullanılmışlardı. Fakat antik insanlar neden bu devasa yekpare yapıları yaratmayı başladılar. Bu taşların niteliğinde insanlık üzerinde bir tür etki yada güce neden olan bir şey olabilir mi?
Londra'nın 144 km batısında bulunan Stounhenc, dünyanın en eski anıtlarındandır. Burada dünyanın en gelişmiş taş halkası bulunuyor, radyo carbon tarihlemesine göre bu dikkat çekici monolit düzeni 4 bin yıldan çok daha önce güney İngilterede ki bu geniş ovaya yerleştirildi. 1OO den fazla taş boktan oluşan monolitler, Megalit olarak bilinen daha büyük bir yapı oluşturur.

Tarih de birkaç bin yıl önce megalitik zaman olarak bilinen bir dönem vardır.



Ve bu dönem atalarımızın medeniyetin hemen hemen her yerinde olduğu gibi büyük taşlarla inşa etmeye başladıkları dönem olarak tanımlanmaktadır. Megalitik kültürler olarak bilinen bu kültürler bizim için gizemli şeylerdir. Neden birden bire Avrupanın ve Asyanın geniş bir alanı boyunca insanoğlu büyük kaya parçalarını ödüllendirmeye, bir alanı taşlarla çevirmeye, daha egzotik ve alışılmadık şekillerde yığmaya başladı. Dünyanın en meşhur megalitik yapısı olan Stounhenc'i inşa etmek için kullanılan malzemeden ve ayrıca merkezi bir düz alanı çevreleyen dairesel veya oval şeklinde bir yığını ifade eden Henc teriminden almıştır Stounehence. Orijinal anıtın sadece %25 dir. %75 sonsuza dek imha edilmiştir. Başlangıçta mükemmel bir çember oluşturan 6O dev blok vardı, esas soru şu; onları kim hareket ettirebildi ve bunun amacı neydi. Bu bölgenin bilimsel kökeni yüzyıllardır araştırmacılara bilinmezliğini korumasına rağmen Stounehenge'in fiziki yapısının binlerce yıllık bir süre boyunca farklı aşamalarda gerçekleştiğine inanılıyor. Stonehence'in ilk parçasının üç büyük ahşap çukurdan oluştuğu düşünülüyor. Şu anda o çukurlar otoparkda bulunuyor ve üzerlerinde boya lekeleri var tarihleri en az 1O bin yıl öncesine ayıt. Stounehence de ki bir sonraki inşaat aşaması MÖ 32OO ile 34OO arasında idi büyük bir taş yapı inşa ettiler ve o zamanlar orada sadece birkaç tane taş vardı. Birkaç yüzyıl sonrasında mavi taşları getirdiler bu taşlar Galler bölgresinden gelmişti. Bazılarının ağırlığı 5O ile 6O ton civarındadır. Taşlar oyuldukları yerden yüzlerce km mesafeye kadar taşınıyordu. Tarih öncesi bir topluluğun böylesine büyük ve görünüşte imkansız gibi görünenleri başarmış olması gerçekten mümkün mü?

Ya tekerleğe benzer bir şey yada ağaç gövdelerini silindir gibi kullanmış olabilirler mi? Bazı arazi şekillerine bakınca pek de mümkün görünmüyor. Bu taşımaları yeniden canlandırmaya çalışan İngiliz ekipler var onları Galler ve Stounehence arasındaki nehirlerden kayalık dağlık bölgelerden buraya nasıl getirdiler. Stounehence ile ilgili açıklamalardan biri Artur efsanesine kadar uzanıyor. Efsaneye göre Stonhenc deki taşların kral Artur'un sihirbazı Merlin tarafından İrlandadan getirildiği söylenir.



Merlin, Kelt kökenli Galler şiirlerinde Myrddin adıyla geçer ve genellikle büyücü olarak gösterilir. Daha sonra Geoffrey Monmouth’un kitabında Merlin Ambrosius olarak gözükür. İngiltere’nin kuzeybatısındaki Cumbria şehrinde doğduğu tahmin edilmektedir. Merlin, farklı kaynaklarda genel olarak yedi şekilde karşımıza çıkar: Ormanlarda yaşayan yabani adam, mükemmel çocuk, peygamber, şair, danışman, büyücü ve aşık. Arthur’la ilgili kaynaklarda kesif bir Hıristiyanlık teması olmasına rağmen, Merlin’in Hıristiyanlığa direnen ve ormanlarda yaşayan bir pagan şaman olduğuna dair tahminler bulunmaktadır.

Merlin’i tanımlayacak en iyi ve en kesin söz tüm zamanların en tanınmış büyücülerinden biri olduğudur. Asıl olarak Kral Arthur efsaneleriyle özdeşleşmiş bir isimdir.

Merlin babasız doğmuştur. Merlin’in Incubus adlı şeytanın oğlu olduğu bilinen bir anlatıdır. Buna göre şeytan dünyaya inerek kendinden nesil devam etmesini istemiş ve bu amaçla bakire bir kadınla beraber olmuştur. Bu beraberlik sonrası doğan çocuk yani Merlin, daha bebekken konuşmuştur, hatta o yaşta kendisinin durumu için kurulan mahkemede kendi kendisini savunmuştur. İsa’ya da atfedilen bebekken konuşma yeteneğinin Merlin için de söylenmesi çok ilginç. Bir diğer benzeşme ise Merlin ve İsa’nın babasız doğmasıdır. İki aktör için de olağanüstülüklerin benzer olması çeşitli soruları gündeme getirir. Acaba Merlin, gerçekten bir peygamber miydi?

Bazı anlatılarda Merlin, geleceği kristal bir mağarada görmektedir. Gelecekte olacak olan olaylar bu mağarada kristaller üzerinde görüntüler olarak belirir. The Lost Years of Merlin adlı kitaba göre Merlin’in annesi Elen (başka bir kaynakta Aldan diye geçer), Yahudilik, Hıristiyanlık ve Druid anlayışını birleştirerek kendine yeni bir bilgelik oluşturmuştur. Oğlu Merlin’i de buna göre eğitmiştir.

Merlin hakkında değerlendirme yaparken sağlıklı sonuçlar için şu tespitler göz önüne alınmalı. Merlin ne tamamen karanlıktır ne de tamamen ışıktır, o tam olarak bir insan da değildir bir tanrı da, o gerçekten yaşlı da değildir genç de değildir.

Dünyanın en ünlü gizemlerinin yapılarından biri olan Stuonehence, ilk olarak Robert de Baron’un ifade ettiği şekliyle Merlin’le özdeşleştirilir. Daha sonra bir ihtimal olarak sıkça dile getirilir. Ancak Arthur efsanesindeki önemli büyücülerden biri olan Merlin’in bu yapıyla ilişkilendirilmesi, bazı soruları beraberinde getirmektedir. Çünkü bu gizemli yapı, Arthur efsanesinin geçtiği dönemden çok çok önce Britanya’da mevcuttur. Bazı efsanelerde Merlin'in taşları havaya kaldırarak onları çıplak elleriyle Galler den Stonhenc'e kadar bütün arazi boyunca taşıdığı söylenir.

2O yy'ın Jan Markel Merlin ve Artur'un hayatı Kelt geleneklerinin üzerine 4O'ın üzerinde kitap yazdı Markel Merlin'in gerçek bir insan olduğu konusunda kararlıydı Merlin'in insan sınırlarının ötesine geçmeyi öğretmek için burada olan inanılmaz güçlü dünya dışı bir varlık olduğu konusunda da kararlı. Merlin'in efsanesi antik zamanlardaki dünya dışı varlıklarla temasın kanıtı olabilir mi? Monolitlerin taşınması ve yerleştirilmesi için ileri teknoloji sağladıklarının kanıtıda olabilir mi? eğer öyleyse bu bölgeyi inşa etmek için gereken ideal malzeme neden taş olabilir. Eğer tanrıları etkilemek isterseniz muhtemelen taş bir araç olarak kullanmak için ideal seçim olurdu çünki insanların taş la tanrıların eş anlamda oldukları görmeleri muhtemeldi bu onlar için sonsuza dek sürecekti. Kültürlerinin ne kadar uzun süre yaşadığına dair bir vasiyetname sunacak bir anıt inşa etmek istedikleri için taşlar bunun için en iyi seçim olmuştur. Taşlar dayanklılık ve sertlik gibi mükemmel özelliklere sahiptir. Kuvars kristallari gibi bazılarının bu kültürlerin çoğunda özel bir şekilde kullanıldığı birçok yerde kullanıldığını görürüz.



Stounehence dış ve iç çemberini oluşturan mavi taşlar kuvars kristal içerir, bu taşların özelliklerinin insan vucudunda etlkileri olduğu bu taşları tutanların titreşim verdiği ve faydalı etkiler sağladığı iyileştirici özelliklere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Stounehence sık sık insanların geldiği ve hastalıklarının iyileştiği bir şifa merkezi olduğuda söylenıi. Bazı araştırmacılar için Stounhence'in dünya dışı bağlantısına dair daha fazla ip ucu bölgenin en çarpıcı özeliklerinden birinde bulunabilir. Magaliti oluşturan her taşın kesin konumu ve hizalanmasında havadan bakıldığında Stonhenc aslında güneş sistemimizin bir kopyası, bütün o eş merkezdeki dairelerin hepsi güneş sistemimizdeki bir gezegeni temsil ediyor. Bunu nasıl biliyorlar? Antik metinler de ve eski geleneklere göre bu bilgi atalarımıza dünya dışı varlıklar ve tanrılar dışında bir şeyden verilmedi. Bazıları Stonhenc'in bir çeşit takvim işaretleyicisi olduğunu düşünüyor. Böylece antik kültürlerin ne zaman ekim yapılabileceğini biliyorlardı diğer insanlarsa aslında çok yoğun meteor akışılarıa ne zaman maruz kalacağımızı göstermek için tasarlanmış bir gök takvimi de olabileceği düşünülüyor.

Farklı monolitlerin konumu sayesinde yaz gün dönümünü kış gün dönümünü belirleyebildiklerini biliyoruz. Hatta bazı yıldız sistemlerinin hareketlerini bile. Bu astronomik yasaklamalara kimin ihtiyacı vardı? Dünya dışı varlıklar olabilir mi? yada dünya dışı varlıkların dünyada yetiştirdiği yıldızları gökleri ayı ve tutulmaları izlemek için mi? Antik dünya insanı yıldızlar hakkında veri toplasın diye dünya dışı varlıkların Stonhenc'i tasarlamış olduğu gerçekten mümkümüdür? eğer öyleyse neden? göksel bilgileri edinmemin ardındaki asıl amaç nedir? Antik gök bilimci kuramcıları daha fazla ip ucuna İngiliz kırsalında Stonhenc den 16 kat daha büyük ve hatta daha da gizemli olan başka bir monolitik bölgede ulaşılabilceğine inanılıyor. İngiltere'nin güney batısında Stounhenc'in 27 km kuzeyinde Avebury de dünyanın en büyük megalitik taş dairesi bulunuyor.



Bazı uzmanlar yüzlerce monolitle inşa edilen bu devasa bölgenin bir zamanlar büyük Biritanya da dini bir ritüel merkezi olduğunu düşünüyorlar. Avebury muhtemelen büyük Biritanya en önemli ve en ilçinç megalitik anıttır. Kısmen en büyüğüdür. Sadece burada ne kadar devasallıkla karşılaştığınızı hayal edebilirsiniz, içinde inşa edilmiş bütün bir köy var taşlar çok büyük muhtemelen herbiri 2O ile 6O ton arasında onlar büyük bir daire içinde kabaca oyulmuş taşlardır. Avebury içinde iki daire var bunların her biri kabaca Stounhenc'le aynı boyutta. Tarihçiler genellikle 113 bin m2 alanı kaplayan Avebury'nin MÖ 28OO ile 22OO yılları arasında neolitik Biritanyalılar tarafından inşa edildiğini ve Stonhenc gibi kutsal ritüeller için kullanıldığını düşünüyor.

Avebury bir toplanma merkezi gibiydi yaz ve kışlar gün dönümleri önemliydi, ama orda asıl önemli olanın ne olduğu ve buranın inşa etmelerine neyin sebep olduğunu bilmiyoruz. Bazı araştırmacılara göre buradaki taşların daire şeklinde yerleştirilmesinin gökyüzünden binlerce yıl önce burayı ziyarete gelmiş varlıklarla monolitleri diktiklerine bağlayabilecek etkileyici bir amacı olabilir mi? Avebury bölgesi hep gizem ve büyü ile ilişkilendirildirilmiştir. Oralarda çok fazla gök cisimleri görülüyor ufolar gibi hayaletlerin bir görüldüğü söyleniyor. Bu bölgede yüzlerce hasat çemberi bulunuyor bu bölgeyle tuhaf gizemli olaylar oldukça fazla. Aveubury bölgesi gibi anlatılan mitolojiler gökyüzü ile gökyüzünden gelen varlıklarla ilgili. Hikayalere göre parlayanlar isimleri verilen bu varlıklar insanları tarım matematik geometri ve mühendislik ve farklı konularda eğitiyor. Avebury ve diğer megalitler sanki antik insanlar tarafından hatta beklide özellikle bu bölgeye gelip araştırma yapan dünya dışından bir ırk tarafından yapılmış gibi görünüyor.



Sri Lanka'nın Sigiriya bölgesinde aslan kayası olarak da bilinen bu doğal monolit onu çevreleyen manzaradan çıkıp yaklaşık 18O mt yüksekliğe ulaşıyor. 1831 yılında İngiliz ordusuna göre Canitin Forts tarafından keşfedildi. Orada bulunan monolit devasa kaya parçası merdivenlerle bölünmüş durumdaydı ve üzerinde ise bir saray bulunuyordu. Bulunduğu yer oldukça uzak ve dikey kayalıklar üzerine inşa edilmiş Sigiriya mö ilk bin yılda MS. 5OO'e kadar Budist manastırı olarak kullanıldı. Önce bir kale idi sonra da kral için saray oldu kayanın üzerinde bahçeler ve en tepesinde de bir saray var aynı zamanda çeşitli mağaralarda bulunuyor ve bu mağaraların içinde de duvar resimleri var. Bazı araştırmacılar bu duvar resimlerindeki kadınların saraylı olduğunu düşünse de diğerleri dini figürler olduklarını öne sürüyor. Antik astronot teorisyenlerine göre bu resimler geçmiş de dünya dışı varlıklarla yapılmış temasların kanıtı. Burada bulutlardan çıkan insanların gösterildiği birçok resimler bulundu.

Atalarımızın bu resimlerle neler anlatmak istediğini merak ediyoruz. Yerel mitlere ve efsanelere göre Sigiriya gökyüzünden gelen tanrıların yardımıyla yaratıldı. Antik astronot teorisyenlerinin ileri sürdüğü gibi bu resimler dünyayı ziyarete gelmiş gökyüzü varlıklarını mı betimliyor. Eğer öyleyse bu antik insanların bir monolitik üstüne şehir inşa etmelerinin başka bir sebebi olabilir mi? Atalarımızın bu esrarengiz kayalara taptığını çok sık görüyoruz. Bu kayalıklar bir şekilde bizim dünyamızla tanrıların dünyasında bir kapı görevi görüyor.



Monolit kavramı insanlar için çok önemli ve kutsaldır. Ayrıca cennete doğru yükselen dağ kavramı da öyle dir. Butün bunlar gizemli Meru dağını aklımıza getiriyor. Meru dağı Budist kültürlerde gizemli bir dağı ifade etmek için kullanılır Meru da antik edebiyata altın ışık kütlesi olarak tarif edilir. Evrenin merkezindedir ve bu merkezden enerji olarak çeşitli seviyelerde yayılır. Yamaçlarında tanrılar yaşar, her birinin kendi sarayları ve şehirleri vardır. Meru dağı tanrıların yeridir, tanrıların diğer tanrılarla iletişim kurduğu yer olarak bilinir. Dünya ve cennet için bir erişim noktası gibidir. Sigurya temel olarak Meru dağının küçük bir kopyası gibidir. Atalarımız bu kayayı alıp üzerine yerleşmiş hatta Antik astronot teorisyenlerinin inandığı gibi Sigiriya'nın dünya dışı varlıkları onurlandırmak ve onlarla iletişim kurmak için inşa edilmiş olması mümkün mü? eğer öyleyse diğer monolitlerde antik uzay ziyaretçilerin varılığının kanıtlıyormu? Dünyanın diğer ucunda ki taşlara kazınmış son kanıt olabilir mi?

Paskalya adası pasifik okyanusunun Şili sahillerinin 37OO km batısında bulunuyor, bu küçük adada 9OO kadar monolitik taş bulunuyor. Paskalya adasında volkanik kayalara oyulmuş büyük kafalar ve gövdeler vardır. Moay olarak tasfir edilenlerden bazılarının boyu 9 mt den daha uzundur ve ağırlıkları 75 tonu bulmaktadır. Uzaktan bakınca tam olarak göğüslerine kadar gömülü olduğu fark edilmiyor. Bu heykeller bizim görebildiğimizin 2 veya 3 katı yerde gömülü yerin altında duruyor. Birçok heykel yana ve yukarı doğru eğilmiş durumda duruyor. Bakışları tam olarak içeriye, adanın merkezine doğru bakıyorlar. Ayrıca yukarıya, gökyüzüne de bakıyormuş gibi duruyorlar derin bir anlamları var gibi cennetle alakalı olabilir bu insanlar için önemli ve gökyüzünde gerçekleşmiş bir şeydir. Bunu Moay'larla ifade etmişler yukarı bakmalarını sağlamışlar. Orda bir şeyler olabilir mi? Arkeologlara göre yerli Polinezyalılar olarak bilinen kavim Paskalya adasında yaşamış MS 12 VE 18 YY da atalarını onurlandırmak için Moay'ları yapmışlar ama yakın zamanda yapılan kazılara göre figürler binlerce yıldır doğal yollarla gömülmüş bu da onların düşündüğümüzden daha eski olduğunu ifade ediyor. Jeolojik bakış açısıyla düşünürsek bir Moay tortunun içinde 6OO mt kadar görülebilmesi için imkanlar dahilinde binlerce yıl geçmesi gerekir. Bu geleneksel arkeologların iddia ettiklerinden daha uzun bir süredir. 15OO yada 17OO yıl önce yapıldıkları çok gerçekçi görünmüyor. Bundan çok çok daha önce yapıldığına inanılıyor. Belli ki bazı misafirler gelip bunları yapmışlar bu kafalar muhtemelen onları yapan kişi yada kişilere benziyordur. Moay'lar daha önce söylendiğinden eski ise onları kim ve neden yaptılar. Yerli insanların adaya MÖ 3OO den sonra geldiği düşünülürse göksel varlıklar burayı binlerce yıl önce mi ziyaret ettiler. Antik astronot teorisyenleri bu monolitik figürlerin burada ki yerli halkın atalarının aslında zaman gezgini olabileceğinin ip uçlarını verdiğini söylüyorlar.

Başka bir teoride bu heykellerin göksel varlıklar atalarını temsili edemez deniliyor, buradaki heykellerin yüzü paskalya adası halkına benzemiyor. Yarattıkları heykeller uzun ince burunları ve ince dudaklarıyla sanki birer robot görüntüsü hakim Paskalya adası insanlarına hiç benzemiyorlar, peki öyleyse neye benziyorlar? Onları tanımlayabileceğimiz bir şey var mı. Uzun kafaları var ayrıca bu kafalar Nazca da Mısır da ve dünyanın diğer yerlerinde gördüğümüz gibi koni şeklindeler. Bu insanlar kim?



Paskalya adasındaki bu heykellerin neden gökyüzüne baktıklarına dair geldikleri yeri işaret ediyor oldukları şeklinde bir açıklama var. Moay kafalarının dünya dışı varlıklara tepki veriyor olması mümkün mü başka bir dünyaya ait kökenlerine başlarıyla selam mı veriyorlar? Antik astronot teorisyenlerinin cevabı evet. Kanıt olarak binlerce km uzaklıkta bulunan güney Asya'daki heykelleri gösteriyorlar. Endonezya'da Bada vadisinde dağların arasına saklanmış suavesi adası, bu tarımsal ada da 2O den fazla monolit bulunuyor. 



Ana akım tarihçiler heykellerin yapıldığı tarihleri kesin olarak belirleyemese bile MÖ Birinci yılda yapılmış olabileceğini de söylüyorlar. Vadi de Endonezya da güney Asya da çok bilinen bir iş terasları var ama bu tarlaların ortasında heykeller bulunuyor ve şaşırıp kalıyorsunuz bu taşlar kilometrelerce uzakta bulunan derin akarsu vadisinden 1OO ton ağırlığındaki devasa kayalardan getirilmiş, devasa kayaları buraya kadar getiriyorlar onları kaldırıyorlar ve sonra 5 mt lik heykeller yapıyorlar ve bizler bunların neden yapıldığını bilmiyoruz. Bu son derece vahim bir durum. Endonezya'da ki Bada vadisinde bulabileceğimiz en güzel Megalit heykeller var, bu dev heykeller dünyanın diğer bölgelerindeki heykellere çok benziyor örnek olarak paskalya adasındaki gördüklerimize. Dünyanın farklı uçlarında bulunan bu monolitler birbirine nasıl bu kadar benziyor. Bazı araştırmacılar göksel ziyaretçilerin yaptığına inanıyor. Birbirine çok benzeyen bu tuhaf nerdeyse uzaylılara benzeyen yüzler çok simetrik çok güzel yapılmış böyle heykeller yapabilmek olağanüstü ustalık ister. Asıl göstermek istenilen şey bu taşlar onlara benziyor bu taşlar bu varlıkların anılmalarını yada bir şekilde onlarla iletişim kurmalarını sağlıyordu, aslında bize bunlar sadece bizim anıtlarımız tanrılarımızın tasviri mi demek istiyorlardı.

Antik astronot teorisyenlerinin iddia ettiği gibi bu monolitlerin insanlar tarafından daha önce dünyayı uzak bir geçmiş den ziyaret etmiş dünya dışı varlıklara saygılarını göstermek için yaratmış olması mümkün mü? eğer öyleyse dünya da farklı yerlerde bulunan monolitlerin birbiriyle derin bir bağı varmı? bazı araştırmacılar bu sorunun cevabının Costarica ormanlarında gizli küre şeklindeki taşlarda bulunabileceğini söylüyorlar.



193O'lu yıllarda ormanları temizleyen bir ekip yüzlerce monolitik küre buldular birçoğu çok büyük bazılarının çapları 3 mt ye ulaşanlar var çok daha küçük basket topu büyüklüğünde olanlarda var bölgede bu güne kadar 3OO'ün üzerinde taş bulundu bu küreler dünyada yapılmış en eski kaya oymaları. Bazı uzmanlara göre bu gizemli kayalar %96 oranında doğrulukla küresel yapıda. Bu kadar düzgün bir küre yapmak son derece zor görülüyor ve aslında bu taş kütleler ilkel çağlarda bile bu kadar düzgün nasıl oyuluyordu. Böyle mükemmel daireleri nasıl yaptıklarını sadece hayal edebiliyoruz bu küreler granitlerden yapılmış bunlar işlenmesi çor zor ve sert malzemelerdir. Granadiyolit en sert doğal malzemelerden biridir. Doğa da asla küre şeklinde bulunmaz açıkça belli ki birileri onları böyle şekillendirmiş. Günümüzde küreleri şekillendirmek için elmas araçlar ve lazer kullanılıyor. Bunların yapılmasının sebebi neydi. Costarica efsanelerine göre bu taş küreler şimşek tanrısı tarafından rüzgar ve fırtına tanrılarını uzaklaştırmak için gülle olarak kullanılıyormuş. Ancak her hikayede bir gerçeklik vardır. Bu hikayenin gerçeklik payı nedir? efsanede geçen fırtına savaşları bazı araştırmacıların iddia ettiği gibi antik astronotların çalışan makinaları olabilirmi? ve eğer öyleyse taş kürelerin bulunması monolitlerin amacını açıklar mı ?

Bosna Hersek'de 2OO4 yılında arkeologlardan oluşan bir ekip ormanlarda ve nehir yataklarında taş küreler buldular bütün bu taş topların dağ yamaçlarında ormanın içinde olduğu görülüyor, tıpkı Costarika daki gibi yarıya kadar toprağa gömülü bir şekilde ama bazılarında tamamen açık da duruyor. Bosna da birçok yerde bu taş toplar görülebilir. Bosna taş kürelerin günümüzde en çok bulunduğu yerdir. Uzmanlar bir çok taşlardan alınan parçalardan kimyasal bir analiz gerçekleştiriyor ve çıkan sonuçlara göre anlaşılan bu taş küreler sıvıdan yapılmış önce sıvı hale getirilmiş içine bazı belli katkı maddeleri eklenmiş ve sonra da kalıba konmuş bu sayede mükemmel küreler elde etmişler.

Araştırmacılar diğer monolitler gibi kürelerin de seremonilerde kullanıldığını düşünülüyor. Costarica'daki taş küreler gibi bu monolitleride göksel varlıklarla bağlantı kurmak için kullanılıyor olabilirler mi? antik astronot teorisyenleri öyle olduğunu düşünüyor. Taş toplarla ilgili bir başka teoride bir şekilde yıldız haritası olarak kullanıldığı yönündedir. Yıldızların nerde olduğunu ve başka bölgelerdeki diğer yıldızlarla ilişkikerini bize göstermeye çalışıyor olabilirler mi sanki dünya dışından bir harita gibi.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın