Muhammet Abdulhamit Kılıçdere

Muhammet Abdulhamit Kılıçdere

Kendine ait bir oda

Merhaba Sevgili Okurlar, yeni bir ‘Kütüphane Köşesi' yazımızla sizlerin karşısındayım. Ülkemizde gün geçmiyor ki kadına şiddet vakaları ile sarsılmamış olalım. Özellikle son günlerde şiddet vakalarının daha da artması nedeniyle bu yazımızda kadının toplumdaki varlığını ele alan, kadın farkındalığını hissettirecek bir kitabı tahlil etmek istedim.
Kendine ait bir oda
İnceleyeceğimiz kitap, İngiliz Dili ve Edebiyatının Victoria çağındaki önemli yazarlarından ve feminist akımın öncülerinden biri olan Virginia Woolf'un (1882-1941) belki de en çok tanınan ve kendisine en çok gönderme yapılan kitabı, "Kendine Ait Bir Oda" isimli deneme eseridir. Eser, 1928 yılında Newnham ve Girton kolejlerinde verdiği iki konferans metnine dayanmaktadır. Can Modern yayınlarından çıkmış bu eser toplam 118 sayfa olup Berrak Göçer tarafından çevrilmiştir.

Bir bütün şekilde ilerleyen 'Kendine Ait Bir Oda', 6 kısımdan oluşmaktadır ve gerçekçiden öte kurmaca olarak nitelendirilebilmektedir. Dönemin İngiltere'sini eleştiren Woolf, kadın ve erkeklerin eğitim aldığı koşullar, kadın yazarların serbest bir şekilde edebi yazı üretme özgürlüğünden mahrum bırakılması ve cinsiyetçi yaklaşımların diplomalar üzerindeki etkisi gibi toplumsal sorunlara vurgu yaparak içinde bulunduğu çağa ve akışa meydan okumaya çalışmıştır. Woolf, kitabın başında "Anlatmak üzere olduğum şeyin var olmadığını; Oxbridge…'in birer uydurma; ben'in gerçek kimliği olmayan bir kimse için kullanılan kullanışlı bir terim olduğunu söylemem gereksiz sanıyorum" demektedir.

Woolf, eserinde kurguladığı hayali bir kütüphane olan ihtişamlı Oxbridge kütüphanesine yalnızca kadın olduğu için alınmadığını ve kütüphane binası önünde solup giden bir kadın figürünü hayali bir karakter üzerinden anlatmaktadır. 1920'lerin İngiltere'sinde yaşanan ve hüküm süren toplumsal adaletsizliği ele almaktadır. Fiziksel olarak engellenen kadının zihnine de ket vurulabilir miydi? İşte Woolf eserinde zihnindeki türlü sorularla mücadele etmiştir. Aslında Woolf'un burada keskin bir kılıç gibi ortaya koyduğu gerçeklik tek bir kadına ait değildi. Burada Woolf, tüm kadınları ve tüm kadın kimliklerini temsil etmektedir.

Akabinde Woolf, kadınların toplumsal koşullar yüzünden maruz kaldıkları zorluklar ve eşitsizliklerden bahsetmektedir. Kadının hayallerde müthiş önemli, hayatta ise tamamen değersiz bir varlık olduğunun altını çizmektedir. Öyle ki kurguda krallarla fatihlerin hayatlarına hükmetmekte; gerçekte ise anne babasının parmağına yüzüğü zorla geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesi olmaktadır. (Ne yazık ki bu çelişkiye günümüzde bile hala tatmin edici bir açıklama gelmemiştir.) Bu genel toplumsal koşullar özele indirgendiğinde en çok aile yaşamının kısıtlamalarını içerdiği görülmektedir. Ev/aile yaşamının genellikle kadını eve hapsettiği ve onu kamusal alandan soyutladığını dile getirmektedir. Bu çerçevedeki en önemli meselenin belki de annelik meselesi olduğunu vurgulamaktadır. Nitekim çoğu kez kocası dışarıda yaşamına devam ederken kadın kısıtlamalar eşliğinde evde çocuğuna bakmakla yükümlü kılınmaktadır. Woolf'a göre kadınlara hayatın her alanında kendi iradeleri ile hareket hakkı tanınmalıdır. Kadınlar ev sınırları içindeki rollerinin dışına çıkarak kamusal ve sosyal yaşamda da hareket etme ve kendini ifade etme hakkında sahip olmalıdır.

Woolf, "Kendine Ait Bir Oda" eserinde 'dışardalık' kavramına da vurgu yaparak dışarıda olmanın kadınların toplumsal sorunları daha iyi bir şekilde fark etmesini sağlayacağını düşünmüştür. Buna ek olarak eğitimde benzerliklere değil de farklılıklara odaklanarak daha güçlü bir bilinç ile mücadele etmeyi dile getirmektedir. Daha sonra Woolf, hepimizin içinde iki güç yattığını, bunların bir eril ve bir de dişil var olduğunu öne sürmektedir. Erkeğin beyninde erkek, kadına üstün gelmekte; kadının beyninde ise kadın, erkeğe üstün gelmektedir. Zira bu sorunların çözümü olarak en normal, en rahat varoluş biçiminin dişi ve erilliğin de zihinlerde birbirlerine üstünlük kurmaktan ziyade uyum içinde, ruhsal anlamda işbirliği içinde yaşamaları gerektiğinin ve altını çizmektedir. Bunu da ‘erdişi' olarak tanımlamaktadır. Çünkü eğer bu uyum olmazsa kadınların eril kompleksle karşılaşıldığı ve kadının kısıtlanan değersiz olmasından ziyade erkeğin üstün olmasına dair o köklü arzuyla önüne barikatlar kurduğunu ifade etmektedir.

Woolf, kadınların karşılaştığı bütün zorlukların/eşitsizliklerin ardından, bunların üstesinden gelebilmek ve bu "geriye kalan hiçbir şey"in ötesine geçip bir şeyler ortaya koyabilmek için kadınların tek bir şansı olduğu sonucuna varmaktadır: "Kendilerine ait bir oda"ları olması. Bu oda aslında kadının bütün engelleri aşarak her şeyiyle mücadele edip hedefine ulaşmasının planlama odasıdır. Kendine ait bir odaya sahip olmak her şeyden önce sorumluluklar ve zorunlulukların ötesinde bir kadının rahatsız edilmeden entelektüel çalışmalar yürütebileceği bir alan ve zaman demektir ve bu, ekonomik özgürlükle doğrudan bağlantılıdır. Bu oda da gerekli materyallerin argümanların temini içinde kadının kütüphanesinin olmasının önemini vurgulamıştır. Kütüphane raflarında kadınlara ait eserlerin ve koleksiyonların olması gerektiğinin altını çizmiştir. Kadının ancak bu şekilde toplumun aktif parçası olabileceği ve tüm benliği ile var olabileceği aktarılmaktadır. Ek olarak kadınların ötekileştirilmeden ve farklı bir kimliğe tabi tutulmadan entelektüel özgürlüğe sahip olması gerektiğini de belirtmiştir. Woolf'un, "İstediğiniz kadar kütüphanelerinizi kilitleyin ne kadar kapınız, ne kadar sürgünüz olursa olsun, zihnimin özgürlüğüne ket vuramazsınız." sözleri kitapta beni en çok etkileyen cümlelerden biri olmuştur.

Kitap bütün olarak ele alınıldığında Woolf'un 'Kendine Ait Bir Oda' adlı eseri, kadınlar için verdiği mücadelenin kadınların eğitimi ve kadınların kütüphane hizmetlerinden yararlanması açısından çok anlamlı ve kıymetli olduğunu söylemek mümkündür. Eserden anlaşılacağı üzere kadının karşılaştığı zorlukların/eşitsizliklerin ülke, ırk, millet ayrımı yapılmadan var olduğunu görmekteyiz. Çünkü Woolf, birçoğumuzun refahın, özgürlüğün, medeniyetin ülkesi olarak adlandırdığı İngiltere'de bu olaylara şahit olmuştur. Buradan şunu anlamalıyız ki bu durum ülke, millet algısıyla değil insanın kendi vicdanını bir öğretmen olarak kabul edip bilinçlenmesiyle değiştirilebilir. Bizim birey/insan olarak burada yapmamız gereken nerede olursak olalım hayatımızın her alanında yön veren kadın konusundaki hassasiyetimizi artırarak hak ettikleri değeri sadece hayallerde değil hayatlarda da hissettirmek ve dolu dolu bunu icraata dökmektir. Ek olarak ilave etmek isterim ki bu kitap her ne kadar belli bir konu ve gruba indirgenmiş gibi görünse de verdiği mesajlar her konuyu ve grubu kapsayacak şekilde evrensel niteliği taşımaktadır. Üstümüze düşen de bir bal arısının çiçeklerdeki özü toplaması misali verdiği mesajlardan ders çıkarmak ve farkındalığımızı artırmaktır. Allah her geçen gün bilinçlenen bir toplum olmayı nasip eylesin. (Amin…) Bu vesile ile ülkemizde şiddete kurban giden kadınlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum.

Bugünün anlam ve önemine binaen dünyanın en kutsal mesleği insan yetişmesinde büyük rol oynayan, her türlü fedakârlığı gösteren ve güzel yarınlarımızın müreffeh olması yolunda türlü türlü zorluklara göğüs geren öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler gününü kutlarım.

Bir sonraki "Kütüphane Köşemiz" de buluşmak dileğiyle, Allah'a emanet olun..

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Zeynep ÇUFACI
    Çok çok çok beğendim.
  • Zeynep ÇUFACI
    kaleminize sağlık. mükemmel bir yazı olmuş.
  • Nedim Tabak
    Allah yardımcınız olsun Başarılar Dilerim Geç kardeşim
  • Tuğba Başarslan
    Kaleminize sağlık.Güncel ve önemli bir konu seçmişsiniz.Tebrik ederim.Kitabı merak ettim ve okuyacağım.
  • Sercihan
    Ben de başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm öğretmenlerin gününü kutlarım...
  • Yılmaz Kutlu SEMİZ
    Kalemine sağlık üstat 🧿
  • Sena Tunca
    Ellerinize sağlık,her zamanki gibi güzel ve anlamlı bır yazı olmus:)
  • Mehmet Gürakıncı
    Elinize sağlık, kadın haklarının erken savunucularından birinin eserini incelemeniz güzel olmuş
  • Mehtap Kara
    Harika bir analiz olmuş.. eline sağlık kardeşim.bugüne yaptigin atıflar...bir eserin niçin ölümsüz olduğunu açıklar tarzda ...kalemine sağlık...💯