Mustafa Tari

Mustafa Tari

Kılıcın yapamadığını adalet yapar

Günümüz Türkiye'sinin hatta günümüz dünyasının en büyük problemleri arasındadır 'Adalet'. Ülkemizde hiçbir kesim adaletten memnun olduğunu belirtmemektedir.
Durum bu halde iken tarihimize bakmayı öneririm. Her ne kadar kendi tarihimizi okuyamasak bile veya okusak da anlayamayacağımızdan dolayı günümüz Türkçesine çevrilmiş bazı kaynakları detaylı okumanızı öneririm. Bu önerimin sebebi
‘’Osmanlı adalet sistemi, 2015 Türkiye adalet sisteminden daha adil midir?’’ sorusuna cevap bulmaktır ve bu cevap doğrultusunda şuan ki sisteme ışık olabilme ihtimalidir. 

Osmanlı hukuk sistemi nasıl çalışırdı?

Osmanlı hukuk sisteminde ana iki temel kaynak vardı. Bunlardan ilki Şer’i hukuk yani İslami hukuk, diğeri ise Örfi hukuk. Örfi hukuk sistemi, kaynaklarını Türk gelenek ve göreneklerine göre oluşturulmuş kurallar ve şer’i hukuka aykırı olmayan padişah buyrukları oluşturuyordu. Fatih Sultan Mehmet, örfi kuralları bir araya getirttirerek Osmanlı devletinin ilk kanunnamesi Kanunname-i Ali Osman’ı yazdırmıştır.. Batılı anlamda ilk yayınlanan ana yasa ise II. Abdülhamit döneminde ilan edilen “Temel Kanun” anlamına gelen Kânûn-i Esâsî’dir.

Sistem nasıl bozulmadan 1900’lü yıllara kadar geldi?

Öncelikle belirtmek isterim ki, Osmanlı’da adaletin en sağlam temelleri Osmanlı padişahlarının da kendilerini yargılattırmalarıdır. Padişahın sisteme bu kadar saygı duyması ve hatta çıkan kararları da, her ne kadar istemediği olsa bile, uygulamalarıdır. Osmanlı’da hukuk ve adalette en yetkili kişi kazaskerlerdir. İdari görevli kazaskerler, hukuki ve dini(imam vb) atamalarda ve yargı sonucu çıkan kararların itirazlarını kabul ederlerdi.

Yargı işlerinde Kazaskerden sonra Kadı gelirdi. Tüm İslam devletlerinde gördüğümüz bir makam olan Kadılık makamı da Osmanlı devletinin ilk yıllarından itibaren görülmektedir. Kadılar Osmanlı devletinde önemli bir güce sahiptiler hatta bu öyle bir güç ki Fatih Sultan Mehmet’e bile ceza kesebilecek bir güçtür. Yalnız belirtmek isterim ki bahsettiğim güç kadıya ait değil kadılık makamına aittir. 

Evliya Çelebi’nin ‘’Seyahatname’’ adlı eserinde Fatih Sultan Mehmet’in yargılanmasından bahsedilir. 

İstanbul’u fetheden padişah yalnızca şehrin imarı ile uğraşmadı. Şehrin ilk kadısı olarak Bursa Müderrisi Hızır Bey’i şehrin ilk Kadısı olarak atadı ve geçimlik olarak şimdiki Kadıköy’ü verdi (Kadıköy adını buradan almaktadır.). Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden on yıl sonra mimar Rum asıllı Atik Sinan’a kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olan bir cami yapmasını emreder. Mimar her ne kadar padişahın emrine “Emrin başım üstüne padişahım” diyerek başlasa da yaptığı cami Fatih’in istediği kadar heybetli olmaz.  Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun…” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler. Bunun üzerine sinirlenen padişah bu işi kasıtlı yaptığını düşündüğü için ve mermerleri ondan habersiz kestirdiği için  “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verir… Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur. Daha sonrasında çevresi tarafından cesaretlendirilir ve Fatih Sultan Mehmet’i Hızır Bey’e şikâyet eder. Fatih mahkemeye gelir ve duruşma başlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır.

Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır. Bunu duyan mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve Kadıya yalvarmaya başlar bunu göz önünde bulunduran Kadı Hızır Bey cezayı para cezası olarak çevirir ve mimara yüklü miktarda para verilmesine karar verir. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; “Eğer sen Allah’ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkûm etmeseydin bununla başını paramparça ederdim” der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: “Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim” der.

Açıkca göründüğü gibi Osmanlı’da hukuk sistemi, Osmanlı’nın vazgeçilmez temel ilkelerindendir ve belki de Osmanlı’nın bu kadar uzun yıllar ayakta kalabilmesinin en büyük sebebi de adalet sistemidir. Farabi’nin dediği gibi ‘’Sevginin kuruduğu devleti adalet devam ettirir.’’

Kanuni Sultan Süleyman’ın dediği gibi de; "Kılıcın yapamadığını adalet yapar"

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın