23.01.2019 23:43 Güncelleme Tarihi: 24.01.2019 00:04

Ekonomi de 'Yenilik Temelli' bakış açısı

Ekonomi de Yenilik Temelli bakış açısı

Kur, enflasyon, faiz, durgunluk, işsizlik…

Bunlar temel makroekonomik göstergeler mi?

Evet…

Bunlarda iyileşme olsun diye para ve maliye politikaları üretmeli miyiz?

Evet…

Peki ekonomik büyüme için bunlar yeterli mi?

Hayır…


Dikkat edersiniz akademik makaleler genelde “hızla gelişen dünya” veya “baş döndüren teknolojik gelişmeler” gibi, artık klişe gelen ifadeler ile başlıyor.

Belki yine klişe gelebilir ama hızla gelişen dünyada klasik ekonomik teoriler de yeterli olmuyor artık.

Stratejiler, nasıl aynı pazardan pay kapmaya çalışan firmalar için hayati hale gelmişse; aynı küresel pazardan pay elde etmek isteyen ülkeler için de vazgeçilmez olmuş durumda…

Stratejiden bahsetmişken; bir ülkenin ekonomik kalkınma evrelerinin temel olarak üç aşamadan oluştuğu kabul ediliyor:



Birinci aşamada temel hedef, girdi maliyetlerinin düşürülmesi,

İkinci aşamada verimliliğin artırılması,

Son aşamadaki temel amacın ise, “özgün bir değer” yaratmak olduğu vurgulanıyor.

Devletlerin stratejik düşünmesi ülkeye özgü emsalsiz bir değer oluşturmalarını gerektiriyor.

İnsangücü yetiştirmek tabii ki olmazsa olmaz; ancak yenilik temelli ekonomi o insan gücünün ortaya birşeyler koyabilmesini gerektiriyor.

Örneğin; mühendis yetiştirmek yetmiyor, ancak yapay zeka alanında bir icat yapmaları değer yaratıyor.

Veya bir otomotiv firmasının ülkemizde yabancı bir markaya araç üretmesi yetmiyor; belki de bizim insansız araç teknolojilerine kafa yormamız gerekiyor.

“Nasılız, ne durumdayız?” diye bakarken Dünya Bankasının yüksek teknoloji ürün ihracatının (“high-tech exports”) toplam imalat sanayi ürünlerinin ihracatına oranı verilerine baktım.

Aşağıdaki grafik ülkemiz ve karşılaştırma yapabilmek adına diğer bazı ülke ve toplulukların  bu alandaki oranlamasını gösteriyor:


Kaynak: Dünya Bankası, World Development Indicators

Grafikte görüldüğü üzere, yüksek teknoloji ürünlerinin ülkemiz imalat sanayi ihracatında oldukça düşük bir pay aldığını gösteriyor.

Ülkemizdeki söz konusu oran, karşılaştırma yapılan Hindistan, Tayland, İsrail, OECD ve Avrupa ülkelerinin altında kalmaktadır.

Teknoloji noktasında niçin geri kaldığımızı araştırmamız gerekiyor.

Peki yeterince Ar-ge yapıyor muyuz?

Ar-ge harcamalarının miktarı tek başına yeniliklere ne kadar kaynak ayırdığımızı göstermek için yeterli olmazsa da, bu alanda önemli bir belirleyici unsurdur.

Aşağıdaki grafik ise Ar-ge harcamalarının aynı ülkelerin ekonomisinde ne kadar yer tuttuğunu gösteriyor:


Kaynak: Dünya Bankası, World Development Indicators

Ve maalesef ki yeterince ar-ge bütçesi ayırmak noktasında da eksiklerimiz olduğu görülüyor. Yukarıdaki ülkeler arasında maalesef, Tayland’dan sonra en düşük ar-ge harcaması yapan ülkeyiz.

Nasıl oluyor da ülkemizde 2016 yılında yapılan toplam patent başvurusu 6.848 iken, aynı sayı 9 milyon civarı nüfusu olan İsrail’de 6.419 oluyor.?

İsrail doğrudan yabancı yatırım alıyor denebilir.

Ancak bu sayı, 52 milyona yakın nüfusa sahip Güney Kore’de 208.830.

Tabii ki yatırım temelli ekonomik büyüme için verimlilik konusunda da kafa yormamız gerekiyor.

Ancak biz, son evre kalkınma modeline geçmiş ülkelere yakın bir coğrafyada yaşıyoruz.

O yüzden özgün değerler de ortaya koymak zorundayız.

Güney Kore’nin akıllı telefonu,
Japonya’nın otomobilleri,
İsrail’in insansız araç teknolojisi,
Amerika’nın yapay zekalı robotları gibi

Bize ait ve eşi olmayan teknolojilerimiz olmalı ve oldurmak zorundayız.

Örneğin, biz de dünyadaki en donanımlı gemileri niçin üretmeyelim.

Veya dünyadaki en gelişmiş gözlemevi olan bir rasathaneyi tarihte yapabilmişken şimdi uzay teknolojilerinde niçin özgünleşemeyelim?

Yeter ki; stratejik ve uzun dönemli bir bakış açısı ile düşünebilelim.

Yeter ki; amacımız günü kurtarmak değil, yarını inşa etmek olsun...