09.10.2018 23:13 Güncelleme Tarihi: 10.10.2018 11:08 5603 Okunma

Ekonomi-Teknoloji ve Know-How

Ekonomi-Teknoloji ve Know-How

Bir önceki yazımda 'Teknoloji seviyemizi bir öteye taşıyacak ürünleri üretmeliyiz' demiştim. Peki, hiç ağzımızdan düşürmediğimiz bu teknoloji nedir?

Niçin bu kadar önemlidir?

Teknolojiyi herkes farklı tanımlıyor; bazılarına göre üretimi daha verimli kılan, bazılarına göre kurumların inisiyatifleri ile adaptasyonu mümkün kılınan, bazılarına göre ise zengin ülkeleri fakir ülkelerden ayıran unsur…

Harvard Üniversitesi Profesörü Ricardo Hausmann oldukça isabetli bir tanım yapıyor. 

Ünlü İktisatçı, teknolojinin üç tür bilgiden oluştuğunu ileri sürüyor:

 Şekle dökülmüş: araçlar

Yazıya dökülmüş: kodlar

Gizli bilgi: “know-how

Uzun vadede bu üç bilgi türü birbirinin yerine geçebiliyor. 

Örneğin mühendisler “know-how”ı kodlara dökmeye çalışıyor veya makineler insanların yaptığı işleri yapabiliyor. 

Ancak bu üç unsurdan birisi var ki; o olmadan diğerlerinin olması mümkün değil: “know-how”. 

Peki hangi gizli bilgiden bahsediyoruz? 

Hausmann aşağıdaki iki resimde yer alanların hangisinin daha çok “know-how”a sahip olduğunu soruyor? 

Sol tarafta, aracı yalnızca çalıştırabilen ancak kullandığı aracın nasıl üretildiği hakkında hiçbir fikri olmayan kişi mi daha çok bilgiye sahip? 

Yoksa sağ taraftaki resimde kullandığı araçları kendi üreten, tamir eden ve hayvanları kendi yetiştiren kişi mi?


 
Birey bazında, sağdaki kişiler daha fazla bilgiye sahip. 

Demek ki tek başına bir bireyin daha fazla know-how’a sahip olması yetmiyor. 

Veya başka bir ülkede bulunan araç ve kodların transferi de ülkedeki know-how düzeyine etki edemiyor. 

O yüzden, bilgiye bireyler değil toplum düzeyinde bakmak gerekiyor. 

Söz konusu bilgi, bir kelimenin “harflerine” benzetiliyor. 

Ne kadar çok “harf” bilirseniz o kadar uzun ve farklı kelime yazabilirsiniz. 

Gelişmiş ülkelerin avantajı da tam olarak burada yatıyor. 

Daha fazla “harf” biliyorlar ve bu onların daha çok sayıda ve daha gelişmiş ürünleri daha verimli şekilde üretmelerini sağlıyor. 

Daha az “harfi” olan ve az kelime üreten ülkeler ithalata bağımlı kalıyor veya ihracatını geliştiremiyor. 

Az gelişmiş ülkelerin ihracatına bakarsanız çoğunluğu doğal kaynaklardan oluşan ve çeşitliliği olmayan  ve sayısı az üründen oluştuğunu görürüz.

İyi de, harfi nasıl üreteceğiz? 

İşte bu kısım stratejik düşünmeyi gerektiriyor. 

Bir toplumda bireylerin çok bilmesi değil farklı şeyler bilmesi know-how düzeyini etkiliyor. Ayrıca, teknoloji bir takım işidir; yani farklı ve tamamlayıcı nitelikteki yetenekler bir araya getirilerek oluşturulan ağlar ile üretilir. 

Şuanki ekonomik seviyemize “uygun yeteneğe” sahibiz ancak istediğimiz ekonomik düzeye ulaşmak için “gereken yeteneklere” sahip miyiz?

Beyinlerdeki know-how’ın transferi zor ancak beyinlerin transferi daha kolay. 

Dolayısıyla, asıl ihtiyacımız olan, bizi en çok kısıtlayan alanlarda teknolojiyi üretecek know-how’ın ülkeye getirilmesi veya ülkedeki know-how’ın kullanılması, 

Farklı yetenekler arasındaki ağın oluşturulması ve belirli bir sistematik içerisinde bizi bir öteye taşıyacak alanlara kaynakların aktarılması… 

Bunların kodlara ve araçlara dönüştürülmesi… 

Bu bağlamda bakarsak; Silikon Vadisi’nde çalışanların yalnızca %18’i Kaliforniya doğumlu, %57 ise yabancı ülke vatandaşı olması pek çok şeyi açıklıyor kanaatindeyim.

Eğitim dememiz, 

Eğitime katılma oranını yükseltme çabamız, 

Ve daha fazla kişinin üniversite mezunu olması,

Toplumun kalitesi, teknolojiye adaptasyon ve hayat standartlarının iyileştirilmesi adına tabii ki olumludur.

Aylık internet tüketimimiz 87 GB civarında ve mobil telefon penetrasyonu (kullanım oranı) %98…  

Bunu alkışlarken acaba aynı zamanda üzülmeli miyiz? 

Bu tüketimin ne kadarını sosyal medya, sinema vs. oluşturuyor? 

Biz elimizdeki harflerle kelime üretebiliyor muyuz?

Malezya’da 2011 yılında Başbakanlığa bağlı “Talent Corporation Malaysia” adında bir ofis kuruluyor. 

Amaç; özel sektör yatırımlarını artırmak ve hükümet reformu. 

Yöntem: beyin göçünün engellenmesi, tersine beyin göçünün sağlanması ve ülke içindeki bireysel yeteneklerin kullanılması. 

Demek ki know-how’ın kritik girdi olduğunu bilenler de var. 

Gidene eyvallahım olmaz, kalana da minnetim. Yabancıysa da kalsın” şeklindeki bir yaklaşımın kimseye faydası olmayacağını hatırlatarak yazımı noktalıyorum.