18.09.2017 00:28 Güncelleme Tarihi: 23.09.2017 23:09 252132 Okunma

ABD seyahati, 22 Eylül MGK'sı ve Kuzey Irak referandumu

Ortadoğu coğrafyasında, halen hiçbir ülke ABD veya İngiltere ile bir noktada mutabık kalmadıkça ekonomik, askeri ve siyasi ittifaklara imza atamaz.

ABD seyahati, 22 Eylül MGKsı ve Kuzey Irak referandumu
Bu sözüme karşı çıkan olabilir ve olacaktır da.

Ama bölgemizde yeni bir denklem oluşturulurken bu realitenin de bilinmesi mutlaktır.

Mesela Katar…

Arabistan’ın başı çektiği blokla kriz yaşarken Türkiye net ve dik şekilde yanında oldu.

Ülkemizle oldukça iyi ilişkiler içinde,

Kriz esnasında marketlerinin ürünleri bile ülkemizden gönderildi ve halen de bu ticaret sürüyor.

Erdoğan mekik diplomasisi başlattı Kuveyt’le birlikte…

Geçen gün Katar Emiri ülkemize geldi,

Diplomatik ilişkilerde bulunmak ve bazı ikili anlaşmalar imzalamak üzere.

Sizce Emir ABD’den  izin almadan, İngiltere’yi haberdar etmeden mi geldi..?

Hayır,

Özellikle ABD’nin icazet vermesi sonucu ülkemize gelebildi diye düşünüyorum.

Kuzey Irak referandumda ısrarlı…

Yapılan baskılara rağmen yapacağız diyor.

İsrail dışında tüm devletler bu duruma karşı.

Peki Barzani neden bu kadar cesur ve iştahlı, bu referandumu yapmakta..?

Kamuoyunca, ABD bu referanduma karşı gibi gözükse de; kapalı kapılar ardında desteklediği duyumları alıyorum.

Yoksa Barzani’nin bu konuda adım atma ısrarı ne mümkün.

Erdoğan’ın ABD Seyahati

Her ABD seyahati için çok önemli ve tarihi benzetmesi yapılır.

Ama emin olun ki; bu seyahat hepsinden daha önemli ve daha tarihi görüşmelerin yapılıp, kararların alınacağı/alınmayacağı bir ziyaret olacaktır.

ABD seyahati öncesi bölgede kırılganlık içeren adımlar, Ankara’da diplomatik görüşmelerin artışı, Katar Emiri’nin gelişi, Kuzey Irak referandumu, İngiltere’de trende patlama, İdlib konusunda Türkiye-İran-Rusya’nın Astana’da
gözlemci ittifakı…

Erdoğan’nın ulusa sesleniş niteliğinde yaptığı dünkü TV yayını,

Yayında Erdoğan’ın söyledikleri,

Geçenlerde çıkan son KHK’da suçluların uluslararası takasına imkan veren yeni düzenleme,

MGK’nın ABD seyahati sonrası 22 Eylül’de toplanacak olması…

Bunların hiçbirisi tesadüfi ve sıradan şeyler değildir.

Önümüzdeki günlerde sonuçlarını göreceğimiz, etkilerini yaşayacağımız ciddi kararların alınmasının hazırlıklarıdır.

Bu nedenle, bu ABD seyahati olduğundan daha önemlidir.

Daha önceki bazı yazılarımda da dile getirdim.

Diplomasi konusunda yazan, düşünen, okuyan hemen herkes de söyler;

Uluslararası ilişkiler duygusallığı kaldırmaz, kazan-kazan yaklaşımıyla olur.”

ABD’nin ülkemize karşı çelişik, çapraşık ve tutarsız tutumları bir realite.

Ama dünya konjonktüründe hala süper güç ABD’dir.

Hal böyle olunca; ABD ile asgari müşterekleri kapsayan, güvensizliği azaltan, ülkemizin menfaatlerini önceleyen adımları atmak ve daha uzun vadeli planlamalar yapmak zorundayız.

Bu seyahatte bütün bunları kapsayan görüşmeler olacağını; karşılıklı isteklerin,  şartların  dillendirileceğini ve her iki tarafın da içinde biriktirdiği güven bunalımlarını dile getirecekleri bir gerçektir.

Bu seyahatle yapılacak görüşmeler bazı şeylerin bitiş ve başlangıç görüşmeleri olacaktır. Bu demek değildir ki; her şey, “ya vardır veya yoktur” mesabesinde olacak…

Ama öncekilerden çok daha netliklerin ortaya koyularak, somutlukların oluşması için son nokta olacaktır.

Kuzey Irak Referandumu

ABD seyahatinde ana konulardan birisi de Kuzey Irak olacaktır.

Türkiye bu konuda tavrını net olarak dile getirecektir.

İran’ın, Rusya’nın ve Türkiye’nin karşı olduğu, Irak merkezi yönetimin yok saydığı bir bağımsızlık referandumu coğrafyayı daha da karıştıracaktır.

Türkiye, özellikle Kerkük bölgesi özelinden hareketle askeri enstrümanların da masada olduğunu dile getirecektir.

22 Eylül MGK sonrası yapılacak açıklamalar tarihi nitelikte olacaktır.

Kuzey Suriye’deki kuşak oluşturma çalışmaları ve realitesi de gözönüne alınarak; Kuzey Irak Referandumuna dair değerlendirmeler yapılacak ve bu konuda ciddi, radikal ve müdahale de dahil her türlü kararlar alınacaktır.

Kuzey Suriye’de Afrin  boyutlu, Kuzey Irak’da yapılmaya çalışılan faaliyet içerikli  oluşacak “de facto” duruma dair, sınır ötesi ve kalıcı askeri müdahale de dahil her türlü alternatif hazırlanacaktır.

Kuzey Irak’ı da kapsayan ve Kuzey Suriye şeridiyle Akdeniz’e kadar güneyimizin kuşatılmasına asla müsaade edilmeyecektir.

Bu konuda Türkiye’nin savaş da dahil; ciddiyeti ABD başkanına da dile getirilecektir.

Peki Barzani bu cesareti nerden buluyor..?

Bu konuyu İsrail’den bağımsız düşünmek mümkün değildir. İsrail’in konuya ilişkin verdiği beyanatlar da bunun  en büyük delilidir.

İsrail’in “Vadedilmiş Topraklar” tahayyülesinin bir parçasıdır Kuzey Irak toprakları,

Barzani’lerin geçmişinde  Yahudilik ve Yahudilerle iletişim çok önemli yer tutmaktadır.

Bazı söylentilere göre; arkaplanda yapılan çalışmalarla, bağımsızlık süreci gerçekleştiği takdirde, bu bölgenin Yahudi yerleşime açılması kaçınılmaz olacaktır. İsrail’in Kuzey Irak’a yönelik politikaları adım adım yakınlaşacak ve nihayetinde ise; bölgenin dolaylı olarak İsrail kontrolüne geçmesi kaçınılmaz olacaktır.

Kısaca; burada kurulacak bir Kürt Devleti İsrail emellerine hizmet etmekten öteye geçmeyecektir. Bu referandum hikayesinde İsrail’in yayılmacı emelleri mutlak belirleyici olmuştur. Konuyu düşünürken ve konuşurken bu gerçeklik asla gözardı edilmemelidir.


Kuzey Irak’da büyük bir oyun oynanıyor.

Bu bölge oynanan oyun sahasının sadece bir kısmı.

Çin’den başlayan “Yeni İpek Yolu” projesinden bağımsız değil.

Ortadoğu coğrafyasında bu oyuna tekabül eden en önemli kavşak, ülkemiz ve güney çizgimizi içeren topraklar.

ABD ve İngiltere arasındaki hakimiyet savaşının ana sahası,

Projeye, ABD’nin mi yoksa İngiltere’nin mi hakim olacağının bam teli bu topraklar.

O yüzden, görünmez siyasi, ekonomik ve askeri savaşın büyüğü bu coğrafyada cereyan ediyor.

Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’da  askeri müdahaleye bile hazır olmamız gereken tarihi bir sürece giriyoruz.

Hal böyle olunca; ülkemiz ve Erdoğan, realiter  bir politikayla ABD seyahatinde coğrafyamızı uzun vadede etkileyecek ve bazı  şeyleri belirleyecek adımlar atacaktır.

ABD ile ihtilaflara rağmen, ittifak noktaları oluşacak, coğrafyada ülkemizin güvenliği ve bekası için bugüne kadar olduğundan daha reel söylem ve sözlerde olacak kanaatindeyim.

Olması gereken de budur,

Söylemsel eleştirilerle bir yere varamayız.

Daha reel, gerçekçi ve karşılıklı güvene dayalı, ülkesel menfaatlerin ön planda olduğu uzlaşılar artık kaçınılmaz noktaya gelmiştir.

Artık ülkemizin menfaatleri için şeytanla bile konuşabilir olma noktasındayız.

Konu ülkemizin beka ve daimiyeti ise; kişisel reflekslerden uzak, duygusallıktan arınmış, ciddiyet içinde, söylem ve söylemlerin eylemsellik  tutarlılığına matuf  bir algıyla hareket etmek zorundayız.

Çünkü coğrafyamız özelinde ve dünya konseptinde eski paradigmanın yıkıldığı, yeni bir yüzyılın planlandığı, yeni olguların, değerlerin, mübadele şekillerinin oluştuğu ve oluşturulduğu bir konjonktürdeyiz.

Kendimizi yeni şart ve durumlara adapte ederek; yeni bir milli “vizyon, misyon ve diplomatik algıyla” hareket etmeliyiz.

Yeni Dünya’nın yeni şartlarıyla, yeni reflekslerle,  yeni paradigmanın gerçekleriyle sürece dahil olmaya mahkum ve mecburuz.

Aksi takdirde; dışarda kalmak, geride olmak, algısal ve bilgisel olarak eksiklik bize çok şey kaybettirir.

Daha önce de söylediğim gibi; “Devlet Aklı”nı hakim kılacağımız “Proaktif ve yeni diplomatik vizyon ve eylemle” Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti’nin “Beka”sını daim kılacak, tehlikelerden masun tutacak, coğrafyanın
güvenli limanı olmaya devam edecek konsepti oluşturmak zorundayız.

Çünkü bizim gidecek hiçbir yerimiz yoktur.

Türk Devlet Geleneğine mutabık ve muvafık adım ve algıyla, kendi ayaklarımız üzerinde duruşumuzu mütebaki kılmaya mecburuz.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.