25.05.2018 01:42 Güncelleme Tarihi: 28.05.2018 16:57 103804 Okunma

AK Parti'nin seçim beyannamesi ve düşüncelerim..

AK Partinin seçim beyannamesi ve düşüncelerim..

Bugün AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı dinledim.

Seçim Beyannamesini inceledim.

Oldukça iyi hazırlanmış ve neredeyse söylenmesi gereken herşeyin dile getirildiği bir içerik oluşturulmuş.

Ciddi ve oldukça itinalı bir metin.

Devlet yönetmeye talip bir ciddiyet ve hazırlık içeriyor.

Seçime dönük vaatler de var.

Radikal reform düşüncesi de.

Bakanlıkların ve bazı kurumların birleştirilmesi, işlevini yitirenlerin kapatılması, atamaların pratikten gelecek kişilerle de oluşacak olması vb. gibi hususlar var.

Kamu çalışanlarının özlük haklarının düzeltilmesi de var.

Bürokratik oligarşinin zayıflaması ve bitirilmesine dair pratik vaad eden söylemler de.

Kısaca hemen herşey kapsam dahilinde.

Ama, şehirlerde kurulması planlanan “Millet Meydanları” projesini çok sevdim.

Taşlaşan, betonlaşan şehirlerimize yönelik nefes borusu mesabesinde olacak bu adımlar geç kalınmış da olsa oldukça isabetli bir karar.

Beyannamenin genel içeriğinden ziyade ekonomiye dair boyutuna dikkat kesildim.

Çünkü ekonomi herşeydir.
Güvenlik ekonomidir.
Siyaset ekonomidir.
Sosyal Devlet ekonomidir.
Yatırım ekonomidir.

Manen terakki bile maddeten terakkiden geçer sözü muvacehesinde soyut ve gayrı maddi adım ve planlar bile ekonomidir.

Beyannamenin ekonomi kısmında söylenecek hemen herşey söylenmiş.

Eksikleri olsa da, gayet yerinde ve isabetli politikalar serdedilmiş.

Buraya kadar herşey iyi ve güzel.

Ama aslolan Beyanname’nin pratiğe geçişi ve/veya nasıl geçirileceğidir.

Erdoğan liderliğindeki AK Parti bugüne kadar seçim beyannamelerinde dile getirdiği söylemleri realize ettiği ölçüde başarılı oldu.

Yani “sahicilik” ölçüsünde başardı.

Yönetimin her kademesinde söylem ve eylem birliği tesis ettiği ölçüde muvaffak oldu.

Halk ve piyasalar Erdoğan ve onun söylemlerinin eyleme dönüşmesine inandı.

Bu lider ve Harekat “sahici” dedi.

Söylediğini yapar ve sadece yapacağını söyler kanaatiyle baktı ve gördü.

Bugün bu beyannameyle  dile getirilen söylemlerin eyleme dönüşmesi de en büyük ölçüt olacaktır.

Eğer halk geçmişteki gibi “sahici” bulursa bunu oy olarak sandıklara yansıtacaktır.

Ama bu konuda uyarıda bulunmadan geçemeyeceğim.

Ekonomi özelinden paylaşmak istiyorum uyarılarımı.

Son iki aydır döviz/dolar üzerinden oluşan yangının söndürülmesi konusunda ortaya çıkan karmaşa, kafa karışıklığı ve gecikme, umuyorum ki; bundan sonra yaşanmaz.

Bazı kararlar vaktinde alınmalıdır.

Zamanında alınmayan karar istenen etkiyi yaratmaz.

Hele de ekonomide yönetsel irade ve kurumsal karar süreçleri yeri ve zamanında yapması gerekenleri geciktirmeden yapmazsa; sonuç maalesef istenen şekilde olmaz.

Manipülasyon ve algı operasyonlarına çok fazla teşne olan ekonomi kontrolden çıkar.

Piyasaların siyasi ve kurumsal irade konusunda zihninde tereddüt asla oluşmamalıdır.

Buna mahal ve meydan verilmemelidir.

Böyle olmazsa her kafadan bir ses çıkmaya ve art niyetlilerin provokatif söz ve söylemleri “gerçekmiş” gibi algı oluşturmaya başlar.

Hele de sosyal medyanın art niyetlilerce sınırsız, ölçüsüz ve acımasızca kullanıldığı bu teknoloji çağında, devletin tavrı ve refleksi tahayyül edilemeyecek kadar önem arzetmektedir.

Ulusal ve uluslararası spekülatörlere meydan vermeyecek netlik, kararlılık ve kurumsallık göstermeye mecburuz.

Özellikle yeni süreçte boşluğa asla mahal vermeyecek, ekonominin iplerinin kuvvetli şekilde elde tutulduğunun ve her durum için kullanılacak kamu enstrümanına sahip olunduğunun hissettirilmesi şarttır ve buna mecburuz.

Yoksa, ben de Beyanname içeriği üzerinden hamaset yapabilirim.

Herşey çok güzel anlatılmış, hiçbir şey eksik bırakılmamış, harika hazırlanmış diyebilirim.

Ama bu sadece popülizm olurdu.
Siyasi güncele hapsolmak olurdu.
Uzun vadeyi gözden kaçırmak olur.

İçinde bulunulan “bıçak sırtı” durumu pas geçmek olur.

Gerçekleri görmek, gözlemek, ona göre konuşmak, uyarmak ve değerlendirmek zorundayız.

Herşeyin tozpembe olduğunu söylemek bana yakışmaz.

Atılan isabetli adımları da takdir ederim, aynı zamanda yanlışa ve eksiklere de parmak basarım.

Çünkü ben bu ülkenin, devletin, milletin gelişmesini, büyümesini ve daha ilerilere gitmesini istiyorum.

Realiteyi gözardı etmeden, piyasa koşullarını ve enstrümanlarını dikkatten uzak tutmadan, içerden ve dışardan gelen açık/gizli saldırılara hazırlıklı şekilde yürümek zorundalığımızı görelim istiyorum.

Rehavete, gücün şehvetine kapılmaya ve güncelin girdabına esir olmaya asla tahammülümüz yok.

Çünkü hala ekonomik olarak kırılganız ve dışsal müdahalelerden etkilenebilir noktadayız.

Kendimize güvenmeliyiz.
Asla pesimist olmamalıyız.

Ama potansiyelimizi de gerçekçi şekilde masaya koymalı ve artılarımıza güvenerek eksilerimizi telafi etme konusunda gerçekçi olmak zorundayız.

Bu bağlamda hemen, behemehal, bugünden başlamak üzere; kamunun kurumsal yapısını yeniden tesis etmeye, kurumlararası koordinasyonun tıkır tıkır işlerlik kazanmasına, bürokrasi ve siyasi irade arasında maksimum
ahenge ve özellikle ekonomik kurumsallaşmaya ve objektif kurallaşmaya başlamalıyız.

Ekonomi hissilik kaldırmaz.

Hele romantizme hiç yer yoktur.

Ulusal ve uluslararası dengeleri, paranın yönünü, yatırımcı reflekslerini  reel ve acilen ciddiyetle takibe başlamlıyız.

Ekonomik öngörülebilirliği tesis edecek politikalar boyutlu eylemselliği başlatmalıyız.

Ekonomi yönetiminde kişiler önemlidir.

Yönetimdekilerin sağlayacağı güven belirleyicidir.

Ama bundan azade en önemlisi; kurumsallığın ve ekonomik kuralların belirginleşmesidir.

Para ve yatırımın gözleyeceği en önemli faktör budur; “Kurumsal ekonomi ve ekonomik kuralların objektivitesi”.

Bu yüzden de reformları asla geciktirmemeliyiz.

Kamu bürokrasisi ve özelde ekonomi boyutlu reformların ivedilikle başlatılması artık elzem olmuştur.

Aksi takdirde; hem seçmen nezdinde, hem piyasalar ve hem de yatırımcılar nazarında “sahicilik” azalır.

Bu ise; inanın, siyaseten ve kamusal olarak harakiri yapmak demektir.

İnanıyorum ki, Erdoğan’ın liderliğinde yeni süreçte yeni sistemle bu kurumsallaşma, temelleri sağlam şekilde atılacak ve içeriye/dışarıya güven tesis edecek boyutta tezahür edecektir.

Ülkemize hangi şekilde olursa olsun; finansal transfer yapanlar güven içinde ve öngörülebilir ekonomi politikalarıyla gelmeye devam edeceklerdir.

Tek çaremiz budur; “Yeni sistem ve yeni kurumsal yapı”.

Yoksa eski kurumsallığa rahmet okumak zorunda kalırız.

Bunun sonucunu düşünmek bile istemiyorum.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.