11.09.2017 15:16 Güncelleme Tarihi: 15.09.2017 02:59 279844 Okunma

Devlet aklı ve diplomatik eksikliklerimiz..

Devlet aklı ve diplomatik eksikliklerimiz..
Amerika’yı eleştirdim,
İngiltere’yi eleştirdim,
Almanya’nın Türkiye politikalarındaki yanlışlıkları sert bir şekilde dile getirdim,
Rusya’yı Suriye’deki yanlışlıklarıyla yazarak hata ettiğini söyledim,
İran’nın bazı politikalarındaki sinsilikleri, tutarsızlıkları ve coğrafyamıza dönük tehlikeli politikalarını yazdım.

Daha pek çok ülkeyi,  ülkemize dönük yanlışları, hataları, teröre verdikleri destekleri, hasmane politikaları, husumetleri nedeniyle yazdım, eleştirdim.
Bu eleştirilerimde aynı noktadayım,
Yazmaya da devam edeceğim.

Ülkem için yanlış yapanlara dair, elimden ne gelirse, en sert şekilde tavır koymayı sürdürdüm, sürdüreceğim.

Ama bir de kendimize bakmak, eksiklerimizi görmek, zaaflarımızı tespit etmek, yaptıklarımız ve yapmadıklarımız noktasında özeleştiri yapmaya mecburuz.

Sürekli birilerine kötüsün, hasımsın, düşmansın, terör destekçisisin demek çözüm değildir. Sabit olan konuları tartışmakla mesafe katedemeyiz, edemedik, edemiyoruz.


Yıllardır dış politikamızı maalesef FETÖ’ye bırakmış olduğumuzu görüyoruz. Geldiğimiz noktada gördüğümüz vahim tablo böyle.

Devlet Aklı”nı egemen kılmayı ihmal ettik. “Yerleşik ve Müesses” bir dış politika ve  diplomasi oluşturamadık. Hal böyle olunca; FETÖ bu boşlukları sinsice ve maharetle doldurdu.

Devlete sadakati esas almak üzere, siyasi görüşüne bakmaksızın, “milli-yerli” refleksi hakim kılacak ve “Ülkesellik” ilkesini esas alacak diplomatik akıldan uzak kaldık.
Sonuçta tablo ortada…

15 Temmuz’la birlikte içerde inşa etmeye çalıştığımız ana müesseselerin yanında, inşa etmek zorunda kaldığımız yeni dış politika da ortaya çıktı.

Kısa-orta ve uzun vadeli dış politikalar oluşturmak zorundayız. Güncele hapsolmadan Devlet Aklı’nı hakim kılacak bir diplomasiye, istihbarata, savunma konseptine sahip olmalıyız.

Vatan-Devlet” ilkesinden hareketle, tavizsiz şekilde yeni bir dış politikaya kavuşmak zorundayız.

Elçilerimizi tenzih ederek diyorum ki; Büyükelçileri değiştirmekle politika değişmiyor.  Büyükelçilerin şahsından Aksaklıklar, eksikler giderilmiyor. Yeni bir zihniyet, yeni bir yaklaşım ve yeni bir azimle, “Kadim Devlet Aklı”nın harmanlanarak yeni bir diplomatik konsepti oluşturmaya mecbur ve mahkumuz.

Yaşadıklarımız ışığında gördük ki; proaktif bir dış politikaya sahip olmak zorundayız.

Suriye savaşıyla birlikte gördük ki; kurumsal ve sistemik bir dış politika olgumuz oldukça zayıf. Ama buna mukabil güçlü bir siyasi irademiz var. Maazallah bir de koalisyonlar şeklinde yönetsel bir durumda olsaydık vah halimize…

Şuana dek teorik ve sembolik diplomasi  vardı. Dünya konjonktürü de bu minvalde yürüyor idi.

Kriz anında önce diplomasi işler, sonuç alınmadığı takdirde savaş veya çatışmalar mukadder olurdu.

Ama şimdi, önce savaş, çatışma ve terörün kullanılarak devletlerin istikrarsızlaştırılıp, karıştırıldığı; diplomasinin ise sonraki süreçte devreye girerek, sadece  paylaşımın enstrümanı olarak kullanıldığı bir süreç yaşıyoruz.

Eskiden silahlanma ve askeri güç caydırıcılık için kullanılırken bugün coğrafyamızda silahlar devletlerin gücünün delaleti haline geldi ve kullanılmaya başlandı. Hatta terör örgütleri üzerinden devletlere ayar verilmek için başka devletler tarafından terörize bir aygıt haline geldi.

Hemen yanıbaşımızda Suriye’de ABD’nin YPG/PYD’yi silahlandırması bunun en büyük örneğidir.

Böylesi bir yeni dünya konsepti oluşmuşken bizim çok boyutlu, çok özellikli ve çok aktif bir diplomasiye ihtiyacımız vardır.

Lobi faaliyetlerindeki eksiklerimizi ivedilikle gidermeye başlamalıyız.

Tüm diğer ülkeleri etkileyen niteliğe sahip ülke ABD üzerinde çok ciddi çalışmalar yapmalıyız. Hala FETÖ etkin ve Türkiye’den ilerde.

Hala senatörleri, ABD’li yargıç ve askerleri devletten daha iyi etkileyebiliyor, Türkiye hasımlığı konusunda besleyebiliyorlar.

FETÖ’nün bu çalışmaları, zaten ülkemize düşmanlığa teşne olan bu yetkililerin iştahını kabartıyor ve  bize göre aslı astarı olmayan gerekçelerle  Türkiye’ye saldırıyorlar.

Bunun son örneğini Zarrab davasında görüyoruz.
Sistematik bir saldırı ile karşı karşıyayız.

FETÖ unsurları ABD’de cirit atıyor. Tuttukları arşivler sayesinde ülkemizi uluslararası arenada ve özellikle ABD’de zor duruma sokmak için her türlü atraksiyonu deniyorlar.

Ülke olarak basit bir manipülatif söylem, olay ve haberi bile es geçemeyiz, geçmemeliyiz. Çünkü sıradan gibi görünen bir olay aslında daha büyük saldırının habercisidir.

Bu olayla da yapılmak istenen budur.

Büyükelçilik vasıtasıyla yapılan çalışmalar çok zayıf kalmaktadır. Elçiliğimiz ülkemizle ilgili “Lobi” çalışmalarında kifayetsiz kalmaktadır.

Bu nedenle; özellikle ABD’de ne gerekiyorsa yapılarak, planlı ve kısa-uzun vadeli lobi faaliyetlerine ivedilikle başlanmalıdır.

AB ülkeleri nezdinde tarihte örneği görülmemiş şekilde sıkıntılıyız. Almanya başta olmak üzere diğer AB ülkeleri iç politikaları için bile ülkemize düşmanlığı siyasi bir araç olarak kullanmaktadır.

Almanya FETÖ ve PKK’lıların sığınağı ve iltica karargahına dönüşmüştür. Hal böyle olunca; ABD için önerdiğimiz lobiciliğin, her türlü araçlar kullanılarak organize edilmesi ve devreye sokulması şarttır.

Durumun vahametini yaşadığım bir örnekle sizlerle paylaşmak istiyorum.

17-25 Aralık  öncesinde, bir Almanya seyahatim olmuştu. Oradaki devlet yetkilileriyle pek çok Türk firma ve kuruluşunu ziyaret etmiştik. Geldiğimiz noktada görüyorum ki; bizim götürüldüğümüz firma ve kuruluşların hepsi FETÖ’nün emellerine hizmet eden, onların uhdesinde ve kontrolünde, onların sahipliğindeymiş.

Bu lobi faaliyetlerinde, önümüzdeki zorluklarımız aşikardır.

Daha önce elçiliklerimiz ve liderlerimizce güzelleyip önerdiğimiz kişi ve kurumların bugün hasım konumuna geçmiş olması en büyük handikapımızdır.

Bu bağlamda; yabancılardan sürekli bir şey istemek, birilerine kötüdür demek ve sadece söylemde kalmak yerine; delillerle, ispatlarla, bilişim, sosyal medya ve o ülkelerde politik kurumlar, STK’lar, bu işi meslek edinen firmalar ve en önemlisi de, bu ülkelerdeki devletine sadık vatandaşlarımız kanalıyla örgütlü bir çalışmanın hemen-şimdi başlatılması şarttır.

Bir de; tutarlı olmalıyız, sözüne güvenilen olarak görülmeliyiz. Özellikle ABD ile bölgemiz bağlamında iyi ilişkileri, güveni ve karşılıklı anlayışı esas kılmalıyız. 1 Mart Tezkeresi hadisesinde olduğu gibi kimseyi de yarım yolda bırakmamalıyız. Geldiğimiz noktada; bazı konularada başarılı adımlar atmış olsak da, bölgesel olayların bizim lehimize çevrilmesi konusunda ABD ile iyi ilişkileri asla yok sayamayız.

Kendi içinde yönetsel yaklaşım farkından dolayı bazı ihtilaflar yaşansa da, ABD hala büyük güç ve bu gerçeği biz veya bir başkası görmezden gelemez.

1 Mart Tezkeresinin acısını hala çekmekteyiz. ABD hala o günleri unutmuş değil. Ki; ABD böyle ABD oldu.

Bu yüzden de; ABD’nin tutarsızlıklarına rağmen, tutarlı bir taraf olabilirliğimizi göstermek ve hangi şekil ve suretle olacaksa ABD ile ilişkilerimizi daha güvenilir hale getirmek zorundayız.

Onların bize güvene dayalı söz söylemesine meydan vermeyecek bir diplomatik stratejiyle hareket etmek ülkemizin menfaatine olacaktır.

ABD’li dostlarla arka kapı diplomasilerde  yaptığım görüşmelerden edindiğim izlenim maalesef bu tarz ve özellikte kaygıları barındırıyor. Bu konudaki kaygı ve endişeleri giderdiğimiz takdirde daha iyi müttefiklik noktalarının oluşacağına ve bunun da ülkemiz için daha olumlu sonuçlar vereceğine inanıyorum.

Aksi takdirde, “Türk’ün Türk’e propagandası” gibi  buradan kızarak, bağırarak, tehdit ederek bir yere varamayız.

Bilmeliyiz ki; uluslararası ilişkiler, menfaat üzerine kuruludur. Akıl gerektirir, zeka gerektirir, incelik gerektirir.

Sabırla, azimle, bilinçle, fasılasız, hiç durmadan, devamlı bir yaklaşımla süreklilik içeren lobiciliği  yürütmemizi elzem kılar.

Ülkelerin dinamik kurum ve örgütleriyle sürekli, devamlı ve aralıksız çalışmalar yapmak, baskı grupları oluşturmak ve ülkemizin hak ve hukukunu anlatmak zorundayız. O ülkelerin hakkaniyetli vatandaşlarıyla iletişim kurmalı, etkin organlarıyla işbirliğine gidilmeli, etkin medya organları kullanılmalıdır.

FETÖ ve PKK unsurlarıyla ilgili bilgi ve belgeler paylaşılmalı, anlatılmalı, onların çalışmalarından hep bir adım ilerde olunmalıdır.

Gittiğimiz pek çok ülkede hala FETÖ unsurları aktive haldeler. Bir tek Erdoğan’ın bu ülkeleri ziyaret ederek, devlet başkanlarına bu konuda tahşidat yapmasıyla mücadele yetmez. Bu konuda topyekün bir strateji ve organize hareket olmak zorundadır.

15 Temmuz’dan bu yana yapılan çalışmaları asla göz ardı etmiyorum. Bu konuda ülkesellik boyutlu çalışan, çabalayan, melali bilip o minvalde mücadele ve mücahede edenleri takdir ve tebrik ediyorum.

Ama bu çalışmalar yetmiyor, yetersiz kalıyor.

Bu yetersizliği yaşayarak görüyoruz.

Bu bağlamda; “Devlet Aklı”nı hakim kılacak, kurumsal nitelikli, uzun soluklu,  ve çok boyutlu bir diplomasiyle “Huruç Harekatı”na girişmek zorundayız.

Askeri, siyasi, ekonomik ve tek seslilik esaslı bir politikayla dışarıya tek yürek olmalıyız.


Hızla Savunma Sanayi’mizi güçlendirmeli, askeri teçhizat ve mühimmatı üretir hale gelmeliyiz.

İç siyasi tartışmalarımızı dış politikada ihtilaf ve tefrikaya dönüştürmemeliyiz.

Ekonomik olarak sürekli bir dikkat ve hassasiyet üzere olmalı ve en büyük saldırının bu kulvardan gelebileceğini, gelen bu saldırının diğer pek çok stratejik kolumuzu etkileyeceğini  asla unutmamalıyız.

Sonuç olarak; ülkemize dair saldırganlığı, kötülüğü ve ülkelerin tutumunu en katı ve keskin şekilde eleştirelim, karşı duralım ve misliyle karşılık verelim.

Ama biz de kendimize dönüp, neyi yapmadık, neyi yapmıyoruz, nerde hata ediyoruz, neyi eksik bırakıyoruz diye bakmazsak sadece eleştiriyle hiçbir yere varamayız.


Not: Bu yazıyı bitirdiğim esnada, büyük  bir gazetede bir yazı okudum. Maalesef bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların yazdığı bu yazıyla, yukarıda vurguladığım lobiciliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Üst Akıl nedir, neoconlar kimlerdir, pentagon, CIA ve Trump yönetimi hangi konumdadır;  bunlarla ilgili gerçek bilgiye sahip olmayanların yazdığı yazılar bize faydadan ziyade zarar getirmektedir. Halkımız  yanlış bilgilendirilmekte, dış politikada arka kapı diplomasilerle örülen yeni pozitif ilişkiler darbelenmektedir. Yahu kim kimledir, nedir, necidir, kim zararlıdır, faydalıdır diye bilmeden yurtdışına dair yazı yazmayın. Yazarsanız da lütfen gerçek bilgiyle yazın. Ben çok şey bildiğimi iddia etmiyorum ama doğru bildiğim şeyleri yazıyorum. Sizler de yazılarınızla doğru bilgiler verin, doğru bilgilendirin ve doğru işler yapın. Yoksa, kaş yapayım derken göz çıkartırsınız…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.