07.11.2017 00:05 Güncelleme Tarihi: 10.11.2017 03:58 167703 Okunma

K.Irak ve K.Suriye'ye acil, kalıcı sınırötesi harekat..

2010'lardan sonra Erdoğan'ın ve Türk Devletinin güçlenmesini istemeyen 'Egemen Güçler ve içerdeki işbirlikçileri' halkı gözardı ederek, 'halka rağmen halk için' refleksiyle saldırdılar.

K.Irak ve K.Suriyeye acil, kalıcı sınırötesi harekat..
Operasyonlarını kamusal alanda ve kamudaki “yerleşik güçleriyle” yürütmek istediler. Kamusal organları (özellikle Askeriye, Emniyet, Yargı ve Ekonomik kurumlar) ele geçirerek devleti ele geçirmeyi ve Erdoğan’sız bir Türk Devleti tesis etmeyi istediler.

Ama bunda başarılı olamadılar.

Halka rağmen halk için” yüzeyselliği ve kolaycılığı halka takıldı ve 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin bastırılmasında halkın gösterdiği mücadele bunları makas değiştirmeye sevketti.

Artık halkı manüpüle etmeden, Erdoğan’dan soğutmadan ve halkta ümitsizlik, sıkıntı, huzursuzluk, kutuplaşma ve devleti yönetenlere karşı suni/gerçek memnuniyetsizlik oluşturmadan operasyonların başarılı olamayacağı gerçeğiyle yüzleştiler.

Şuanda tam da bu stratejiye uygun hareket ediyorlar.

Başta ABD’nin siyaset mühendisleri ve ülkemizi istikrarsızlaştırarak ele geçirmeyi düşünen komplo teorisyenleri halka yansımış bir mutsuzluk oluşturma gayretindeler.

Çünkü her ne yaparlarsa yapsınlar, içinde Halk yoksa, Erdoğan’a sahip çıkılacak ve Erdoğansızlık oluşturulamayacaktı.

Halk üzerinden operasyon biraz zaman, biraz sabır biraz da fazla efor gerektirir. Daha öncesindeki müdahale ve operasyonlara göre alışık olunmadık bir durum. Ama başka yol ve yöntemin başarıya ulaşamayacağını, Erdoğan’la mücadele edilemeyeceğini ve Türk Devleti’nin dişini sökerek “ehilleştiremeyeceklerini” anladılar.

Şuanda oyun Halk üzerinden oynanıyor.

Devletin ve Erdoğan’ın mutlak hassasiyet, dikkat ve ciddiyet göstermesi gereken ana konu bu.

Çünkü yapılan “algı operasyonlarıyla” halkı öyle bir noktaya getirmek istiyorlar ki; Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin…

CHP’li bir parti yetkilisi vekilin Erdoğan için “Faşist diktatör” söylemi bile, halk üzerinden Erdoğan’sızlaştırma ve Türk Devletini zayıflatma politikasının içerdeki işbirlikçi aktörlerine verilmiş roldür.

Hal böyleyken Erdoğan ve Devlet ne yapmalıdır…

Halkın sinirleri yatıştırılmalı, dışarı veya içerdeki işbirlikçilerden gelecek tahrik, tedirginlik ve provokasyonlara meydan verilmeyecek adımlar atılmalıdır.

Bunun için; özellikle ekonomik saldırılara karşı Halk korunaklı hale getirilmeli, direnci artırılmalıdır.

Yakında ekonomik saldırılar artacaktır. Çünkü, saldırıyı yapanlar ekonominin siyaseti sallayacak en büyük enstrüman olduğunun farkındadırlar.

Bu bağlamda devletin ekonomiye dönük mutlak anlamda B ve C planlarının olması elzemdir.

Mesela; Erdoğan ve hükümet bugünden itibaren önümüzdeki bir yılı halkın rahatlatılması için pilot süreç olarak görmelidir.

Halkın spekülasyonlardan etkilenmesini minimize edecek, ekonomik sarsıntılardan en az hasar görmesini sağlayacak güven ortamı ve yeni ekonomik kaynak girdileri sağlaması şarttır.

Bunun için ihracat artırıcı adımlar en hızlı ve başlıcası olabilir. İhracat için vergi iadeleri, indirimler ve teşvikler behemehal getirilmelidir.

İhracat artışına dair bu adımlar için çok hızlı kanuni düzenlemeler yapılmalı, bürokratik prosedürler azaltılmalıdır.

Bu konudaki mevcut bürokrasi pratize edilmeli, bürokratik değişiklikler ve yeniden görevlendirmeler yapılmalıdır.

Elini değil, kolunu taşın altına sokacak cesur, ehliyet sahibi ve liyakata haiz kişiler göreve getirilmeli, ihracata dair artış için gerekli adımlar hızla atılmalıdır.

Doğalgazı ve petrolü olmayan bir ülkeyiz. Ekonominin kara deliği cari açığın en önemli iki kalemi bunlardır.

Bu yüzden de; ekonomik rahatlamaya matuf, bu konuları da içine alan kısa-orta ve uzun vadeli planlarla her türlü dış kaynak artırımı ve yaratılması mutlaktır.

Aksi takdirde halk üzerinden başlatılan “yeni ve büyük oyun” sinsi ve alçakça işlemeye devam eder. Kim neye, ne için itiraz ettiğini bilmeden öyle bir noktaya geliriz ki; Erdoğan’ın düşürülmesi için devletin düşmesini görmezleşen umursamazlık dalgası oluşur.

İyice memnuniyetsizleşen halka Erdoğan’ı düşürtüp sonrasında itibarsızlaştırma süreci başlatılır. Erdoğan’a dönük başlatılan süreç, aslında Türk Devleti’nin önünü tıkamak, itibarsızlaştırmak ve dişleri sökülmüş kurt haline getirmenin taşlarını döşemekten başka bir şey değildir.

İşte o zaman bu bizim felaketimiz olur.

Bu nedenle de; Erdoğan’ın vakit kaybetmeden halka dönük adımları atması, bu yolda bürokratik değişiklikleri yapması, kanuni düzenlemeleri hayata geçirmesi ve bu acil eylem planları şeklindeki süreçleri geciktirmemesi elzemdir.

Güney Sınırlarımızın Güvenliği ve Kuşatmanın Yarılması

Vakit kaybetmeye tahammül kalmamıştır. Pentagon ABD’si iyice zıvanadan çıkmıştır. ABD’li iki askeri yetkili YPG/PYD’ye ve dolayısıyla da PKK’ya desteğini dile getirebiliyor.

ABD bu konuda zihinsel manipülasyonla, algılarımızı esir alarak operasyonlarına devam ediyor.

PYD/YPG’yi önce silahlandırıyor, sonra İŞİD’e karşı müttefik yapıyor (İŞİD kimin örgütüyse artık…), şimdi ise aleniyet içeren ittifak söylemlerini dillendiriyor.

Yakın zamanda ABD yetkililerinin, YPG/PYD’ye yapılmış bir saldırıyı kendimize yapılmış sayarız demesi an meselesidir.

Binlerce kilometre uzaktan “ABD’nin ulusal güvenliği için tehlike” söylemiyle coğrafyamıza gelen, çöreklenen, terör örgütleri üzerinden kan, kaos ve karmaşa oluşturan ABD’nin, coğrafyadaki etkinliğinin hızla zayıflatılması Türk Devleti’nin “Ulusal Güvenliği” gereğidir.

Bu bağlamda yapılması gerekenler

Türkiye bölgesel ittifakları ve işbirliklerini hızla artırmalıdır.

Birincil olarak; Türkiye İran, Irak ve hatta Suriye Rejimiyle arka kapı diplomasiyle de olsa, asgari müştereklerde acilen bir ittifak oluşturulmalı ve artırılmalıdır. Çünkü, bölgenin terörden temizlenmesi ve bölge ülkelerinin güvenliği için ABD’nin coğrafyadan uzaklaştırılması şarttır.

Bu bağlamda güvenlik boşluğu oluşur ve bölge ülkeleri olarak gereken yapılmazsa; başta Türk Devleti olmak üzere hepimiz için sonu gelmeyen istikrarsızlık, tecrit ve kaotik durum kaçınılmazdır.

İkincil olarak; Rusya, Mısır Arabistan ile diplomasi hızlandırılmalı, daha güneyde oluşacak ikincil kuşatma koridoru oluşmasına fırsat verilmemelidir.

Kuzey Irak’la asıl şimdi yakından ilgilenilmesi şarttır. Husumet söylemleriyle, sloganik laflarla hareket edemeyiz. “Dün Barzani’yle iyiydiniz bugün neden böylesiniz” gibi gerçekliği olmayan hamaset ve iç siyaset malzemesi sözlere kulak asmadan, Devlet Aklı’yla hareket etmeye mecbur ve mahkumuz.

Kuzey Irak’ta oluşacak olan yeni yönetimde mutlak anlamda etkin ve etkili olmak zorundayız. Aksi takdirde yanıbaşımızdaki Kürtleri ABD’nin eline ve insafına malzeme yapmış oluruz.

Bunların ışığında atmamız gereken acil adım nedir…

Türk Devleti Cerablus, El-Bab ve İdlib’de  kazandığı mevzileri tahkim etme ve yeni mevziler edinmek zorundadır.

Bu bağlamda; zaman kaybetmeden ve en güçlü, en büyük sınır ötesi harekata girişmelidir.

İran-Irak’la kurduğu ittifakla, Kuzey Irak’a müdahale ederek Kandil-Sincar merkezli sınır ötesi temizliği hemen başlatmalıdır.

Aynı zamanda İdlib’in güvenliği için harekat sürerken; Afrin ve Münbiç eksenli yeni bir harekatı hemen hayata geçirmelidir.

Diğer yandan; yukarıda bahsettiğimiz Suriye Rejiminin de dahil olduğu ittifak muvacehesinde Fırat’ın doğusuna geçilerek Kobani-Kamışlı hattında “Ulusal Güvenliğimizi” pekiştirmek için, oradaki şer ittifakını bertaraf etmeye mecburuz.

Bunun için de vakit kaybına tahammül yoktur. Oyalayıcı diplomasiye, soğutma işlemlerine ve sinsiliklere  asla fırsat vermemeli, kendi göbeğimizi kendimiz kesici adımları hızla atmalıyız.


ABD kendi içinde kargaşa yaşıyor. Terör örgütleri üzerinden vekalet savaşlarıyla ülkeleri, devletleri destabilize ederek kaos ortamından istifade etmeye çalışıyor. Züccaciyeci dükkanına girmiş fil görünümündedir.

İngiltere ile hakimiyet savaşı, üstü örtülü şekilde alabildiğine devam ediyor. “Yeni İpek Yolu” projesinin sahipliği için, hat üzerindeki dama taşı ülkeler özelinde kıyasıya bir savaş devam ediyor.

Avrupa ise, kendi başının derdine düşmüş ve Mikro milliyetçilik dalgası kendini vuruyor. Artık ihtilaflar ve ayrılıklar gizlenemez durumda. Artan Faşist eğilimler sadece AB’nin değil Avrupa’nın sonunu göstermeye başladı…

Hal böyle olunca Türk Devleti’nin Devlet Aklını devreye sokarak, bölgesel diplomasiyi öne çıkartarak oluşturacağı mutabakatlarla bölgesel etkinliğini artırması şarttır.

Bölgesel tehlikeleri sınırlarının ötesinde yok etmeye, bitirmeye ve ülke içlerine sızmasına asla ve asla müsaade etmemelidir.

Bütün bunları yaparken birkaç adım ileriyi de düşünmekten geri durmamalıdır. Musul-Kerkük bölgesiyle ilgili petrol ve doğalgaz pay almak ve Türkmenler başta olmak üzere bölge halkının güvenliği için planlar yapması; kargaşa ve kaos sonrası kurulacak masada hakkına düşen payı alması kaçınılmazdır.

Güçlü olmak zorundayız, mecbur ve hatta mahkumuz.

Ülkesel ve bölgesel istikrar için  ekonomik olarak da güçlenmeliyiz.

Bunun için de; petrol ve doğalgaz konusunda yeni kaynak yaratıcı, ithalat azaltıcı adımları Kerkük üzerinden atmaya mecburuz.

Erdoğan ve dolayısıyla Türk Devleti akıllı, cesur, hızlı ve doğru karar alabilen, soğukkanlı ve dikkatli olmaya mecburdur.

Harici şer odaklarına, haçlılara ve onların içerdeki işbirlikçilerine fırsat vermemeliyiz.

Dışardan gelen tehlikelerin halka sirayet edecek operasyon ve algı oluşturmalarına asla müsaade etmemeli; halkın manipüle edilmemesi için yönetsel olarak gereken adımlar atılmalı, önlemler ve tedbirler acilen alınmalıdır.

Suudi Arabistan’daki gelişmeleri dikkatle takip etmeliyiz. Çok önemli olaylar oluyor. Helikopterin düşmesi/düşürülmesi, Yemenden füze fırlatılması, Prenslerin gözaltına alınması tesadüfi ve sıradan durumlar değildir. Bölgesel dengeleri doğrudan etkileyecek gelişmeler olarak düşünmeliyiz.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.

Not: Yazılarımla ilgili “bir yerden haber ve bilgi mi alıyorsun” gibi yorumlar alıyorum. Kahin değilim. Ama dikkatle okuyorum, araştırıyorum ve gelişmeleri takip ediyorum. Olan olayların, görünen kısmından ziyade, arkasına bakmayı tercih ediyorum. Uluslararası nitelikli pek çok insanla konuşuyor, istişareler yapıyorum. Yaptığım; bazı özel bilgilere sahip olmaktan ziyade, olayları dikkatle okumaya matuf yaklaşımımdır.