19.10.2017 13:50 Güncelleme Tarihi: 25.10.2017 17:28 215562 Okunma

Orda bir tanıdık var mı..!

'Filan kurumda bir tanıdık var mı..?'

Orda bir tanıdık var mı..!
Belki de en aşina olduğumuz cümlelerden birisi bu.

Vatandaş hastaneye gidecek, Tapuya gidecek, Belediyeye gidecek, Nüfusa gidecek, Adliyeye gidecek... gidecek de gidecek…

Hangi devlet kurumuna giderse gitsin soru aynı..;

Tanıdık var mı..?

Tamam kabul… Bu durum bizim kronik hastalığımız.

Kamusal hizmet ve işlerin görümünde en alttan üst kademelere kadar bu durum maalesef gerçeğimiz.

Şu da bir realite; O kamusal kurumda hizmetler ve işleyiş bihakkın ifa ediliyor bile olsa, biz yine de “bir tanıdık var mı” algı ve girişimiyle davranmayı seviyoruz.

Fakat geldiğimiz noktada bu durumun en alt kademeden en üste kadar artarak sirayet etme olgusu ve gerçeğiyle karşı karşıyayız.

En alt yönetsel kademeyle böyleyiz de yukarılarla ilgili durum farklı mı peki..?

Hayır… hiç fark yok.

Üst yönetsel sistematiğe dair durum daha da vahim hale gelmeye başladı.

Herkes Cumhurbaşkanı’na ulaşma derdinde.

Özellikle kamusal ilişkide olan iş çevrelerindeki hakim kanaat böyle.

Cumhurbaşkanı’na ulaşmak lazım,
Bu konuyu Erdoğan’la görüşmek lazım,
Bürokratla, bakanla, başbakanla görüşmek yetmez,
Reisle görüşmedikçe veya ona ulaşmadıkça olmaz

gibi yaklaşım ve kanaatler almış başını gidiyor.

Bu bağlamda devletin sistemik işleyişine dair ağır bir kuşku ve güvensizlik oluşuyor. Bu durum ise farkında olmadan nasıl vahim bir noktaya geldiğimizin delaletidir.

Halbuki  araz ve hastalıklı virüs gibi olan bu durum, Cumhurbaşkanı’mızın dediği gibi; “insanlar fanidir ama devlet bakidir” söylemindeki devlet algı ve olgusunun zaafa düşürülmesidir.

Bu durum, hayatın olağan akışına ve İş hayatının bilindik ve objektif işleyişine aykırı bir durumdur. Herkes herşeyi birilerine ulaşarak çözme yoluna giderse, devletin “ebed müddet” özelliği ne hale gelir.!

Devletin varlığı  sistematik bir organizma işleyişindedir.

Devleti devlet yapan kurumsallıktır, dinamize yapıdır ve kişilerle kaim olmayan bir işleyişe sahip olmasıdır.

Devlet aygıtı herşeye rağmen rutinini ifa etmek ve işlemek zorundadır.

Ha… bu durum sadece kurumsal işleyişin aksamasından kaynaklı değildir. Bunu öncelikle belirtmek isterim. Millet olarak mentalitemiz maalesef ki, olağan işleyişin haricinde ilave bir destek ve katkı bekleyen, arayan
yapıdadır.

Bu gerçekliği de ikrar ederek asıl soruna işaret etmek istiyorum.

İşadamı veya vatandaş bir devlet kurumuna gidiyor. İşi veya talebi ya reddediliyor veya gecikiyor veya sürüncemede kalıyor.

Hal böyle olunca insanlar arkadan dolanma şeklinde “etkili bir tanıdık” arama yoluna gidiyor. Sonrasında ise, iş halloluyor.

E hal böyle olunca da, insanlar doğrudan, daha kuruma gitmeden “bir tanıdık” arayışına giriyor. Ki; haksız da değiller.

Çünkü vatandaş daha kuruma gitmeden “orda adamın yoksa iş çıkmaz” söylemleriyle  demoralize olmaya ve ümitsizleşmeye başlıyor.

Bu tarz kronik  hastalıklı halimize bir de, kritik  uluslararası, siyasi ve bürokratik süreçleri eklediğimizde, sorun ve çözümsüzlük  daha da artarak “en üsttekilere” ulaşma çabasına yöneliyor.

Çok sıkıntılı bir süreçteyiz.

Coğrafya olarak, uluslararası boyut olarak, iç siyaset olarak ve en önemlisi de bürokratik oligarşinin katı refleksi olarak çok ciddi sıkıntılarla yüzyüzeyiz.

Devlette çalışan herkesin işini en iyi ifa etmesi gerektiği bir dönemdeyiz.

Herkesin taşın altına elini değil gövdesini koyması gereken bir evreden geçiyoruz.

Herkesin Cumhurbaşkanı’na ulaşması mümkün değildir.

Peki ulaşılamıyorsa sorunlar olduğu gibi mi kalacak.!

İş çevreleri, istihdam yaratanlar, yatırımcılar çözümsüzlük girdabında boğuşmaya devam mı edecekler.!

Hayır olmaz, olamaz ve olmamalı…

İvedilikle bürokratik, siyasi ve özel sektör dinamiklerinin rayına oturması, herkesin yapması gerekeni yapar noktada hareket etmesi ve devlet aygıtının sistemik refleksinin kesintisiz ve dışsal müdahelesiz işlemesi elzemdir.

Günümüzde FETÖ belasından ve “Metal Yorgunluk”tan dolayı ciddi mağduriyetler yaşandığı bir vakıadır.

Mağdur olanların ise tek umudu Cumhurbaşkanı’mızdır.

Erzurum’da kadının birisi FETÖ nedeniyle tutuklu bulunan eşinin ve ailesinin mağduriyetini duyurmak için ağaca çıkıyor ve Cumhurbaşkanı’na sesleniyor. Akabinde Erdoğan kadını dinliyor ve yetkililere ilgilenilmesi talimatı veriyor.

Herkesin sesini Erdoğan’a duyurmak için çıkacak bir ağaç olmayabilir. O kadın sesini duyuruyor ve on gün sonra eşinin tahliyesi sonuç veriyor.

Peki Cumhurbaşkanı’na sesini duyuramayıp, ulaşamayanların mağduriyeti nasıl giderilecek..!

İşte dram ve trajedi burada başlıyor…

Bu noktada başka farklı sorun ve sıkıntılar da  ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanıyla bir fotoğraf karesinde yer alan kimi kişiler, mağdur olanların Erdoğan’a ulaşmasına aracılık edeceğini dile getirip bir nevi “simsarlığa
soyunuyorlar. Bu ise mağdurlara bir mağduriyet daha katacak yeni bir sorunsallığa  sebebiyet verebiliyor.

Yazılarımla ve günlük hayatın olağan akışı içinde böylesi talepleri olanları sürekli uyardım. Sayın Cumhurbaşkanı’na gerçekten yakın olanların onunla yer aldıkları resim karesini reklam aracı olarak kullanmaya  ihtiyaç
duymazlar. Böylesi bir vitrinize resme ihtiyaçları yoktur. Bu konuda dikkatli olunması gereğine buradan bir kez daha özellikle parmak basıyorum.

Kaldı ki; Cumhurbaşkanı’mıza gerçekten yakın olanların da tavır, eylem ve söylemlerine azami dikkat etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Hele de bu halkada yer alan kişilerin suyu üfleyerek içmeleri gereği mutlak bir gerçekliktir..

Aksi takdirde sergiledikleri her negatif tavrın Cumhurbaşkanı’na zarar, prestij kaybı ve güvensizlik olarak geri dönütleri olduğu ve olacağı kanaatindeyim.

Yıllardır bu köşeden düşüncelerimi dillendiriyorum.

İşini iyi yapanları takdirle, eksikleri eleştiriyle, yanlışları cesurca dile getirdim.

Bana bile Cumhurbaşkanı’mıza ulaşmak için çaba ve çalışmaların bilgileri geliyor. Bu durum gün be gün çok ciddi sorunlara sebebiyet veriyor ve büyüyen şekilde sıkıntılaşmaya devam ediyor.

Tüm bu nedenlerle ülkeyi yönetenlerin, vatandaşların, iş çevresinin, bürokrasinin bir an evvel makul bir çizgide, devlet aygıtının kendiliğinden işleyiş refleksine erişmesi gereğini aciliyetle söylemek istiyorum.

Ne olacak yahu,

Haklı veya haksız; ancak Erdoğan’a ulaşılırsa sorunların çözüleceği, mağduriyetlerin giderileceği,yatırım realizasyonu veya kamusal bir işleyişin ifası konusunda oluşan yerleşik kanaat, kuşku, kaygı ve inançsızlık şuanda en
büyük sorundur.

Kamusal bir handikaptır,

Devletin kurumsal yapısının zaafa uğramasıdır.

Kamusal makam ve mevkilerin etkisizleşmesidir.

Ve bu etkisizleşme ve de devletin rutin işleyişine dair oluşan kuşku hepimizin ortak sorunudur.

Vatanın her ferdi, hangi konumda olursa olsun el birliğiyle bu sorunun halli konusunda mücadele etmeli, en kısa zamanda devletin sistemik yapısının yüceliği tesis edilmelidir.

Yoksa, “Orda bir tanıdık var mı..” algısının süregiderliği ve devletin her boyutuna sirayet etmesi bizi bitirir. Kurumları önemsizleştirir, kişileri öne çıkartır.

Bu ise devlet aygıtının objektif ve adalet duygusuna halel getirip, eş dost arama ve kayırmacılık gibi, toplumsal çürümeyi intaç edecek zaafiyete yol açar.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.